Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Sezgin, Eray Ekin(4)
- Gün, Gül(3)
- Karatay, Gülnaz(3)
- Akar, Yeliz(2)
- Dal, Nursel Alp(2)
- Gürarslan Baş, Nazan(2)
- Kuzu, Ayşe(2)
- Özcan, Ecesu(2)
- Acar, Sedat(1)
- Akay, Miyase(1)
- Akmeşe, Zehra Baykal(1)
- Albayrak, Veysel(1)
- Aldemir, Hamza(1)
- Apak, Hıdır(1)
- Arıkan, Duygu(1)
- Aygül, İlkay(1)
- Baykara, Muhammet(1)
- Bayır, Münevver(1)
- Biyik, Yunus(1)
- Can, Hafize Ozturk(1)
- Cuşa, Hasan(1)
- Dogan, Pelin(1)
- Durmaz, Yadigar Çevik(1)
- Düsükcan, Muhammet(1)
- Emiroğlu, Oya Nuran(1)
- Ersöğütçü, Filiz(1)
- Erçel, Şeyda(1)
- Gökbulut, Nilay(1)
- Göral, Kemal(1)
- Gün, Semra(1)
- Gündüzalp, Seda(1)
- Güneş, Bayram(1)
- Hayir, Celal(1)
- Karadağ, Ezgi(1)
- Karahisar, Tüba(1)
- Karahüseyinoğlu, Furkan(1)
- Karakaş, Sibel Asi(1)
- Kaya, Enes(1)
- Kaya, Yunus(1)
- Kilig, Nazli(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026The Relationship Between Psychological Empowerment and Job Satisfaction: A Meta-Analysis Study
Gün, Gül
The purpose of this study is to examine the relationship between psychological empowerment and job satisfaction through meta-analysis. Within this scope, a meta-analysis was conducted on 19 studies that examined psychological empowerment alongside job satisfaction and provided the requisite sample sizes and Pearson correlation coefficients (r) for the meta-analysis. Values for effect size, publication bias, heterogeneity, and significance tests were obtained using CMA 4.0 software. PRISMA protocol steps were followed to report the study. Under the random effects model, the effect size between psychological empowerment and job satisfaction was calculated as r = 0.722, and the 95% confidence interval was 0.610 to 0.834, indicating a strong positive relationship. The heterogeneity test yielded an I² value of 95.94 % and a Q-value of 444.012, showing that the study has a heterogeneous structure. According to the random effects model results, Fisher's z effect size of 0.722 (0,610-0,834) was determined to be statistically significant (z=12.635; p=0.000). The finding demonstrates a high level of positive correlation between psychological empowerment and job satisfaction
- MakaleAçık Erişim2026Leisure time loneliness: A study on youth offices
Yıldız, Metin
This study aims to examine university students’ perceptions of loneliness experienced during their free time within the framework of social isolation, difficulties in forming bonds, social access difficulties, and emotional deprivation. The research was conducted to determine the levels of leisure loneliness among students participating in Munzur University Youth Office activities and to analyze whether these levels differed according to various demographic variables. The research group consists of 301 university students (158 women, 143 men) who volunteered to participate in activities during the 2024–2025 academic year. The “Personal Information Form” and the “Leisure Time Loneliness Scale” were used in the data collection process. The data obtained were analyzed using the SPSS 26.0 program; frequency, percentage, t-test, One-Way ANOVA, and Tukey HSD tests. The findings indicate that students’ levels of leisure loneliness are generally low to moderate; although they participate in social interactions, they experience limitations in forming deep and sustainable bonds. Although gender and age were found to have no significant effect on overall loneliness levels, men were found to be more prone to emotional deprivation, while students aged 24 and above were found to be more prone to isolation. Additionally, it was determined that first-year students experience greater difficulty in forming social bonds, students who participate more frequently in youth office activities have lower levels of leisure loneliness, and students in the high-income group experience greater difficulty in terms of emotional fulfillment. In conclusion, it was found that levels of leisure loneliness did not show a significant difference according to demographic variables such as gender, age, and educational status. However, it was determined that variables such as frequency of participation in youth office activities, social bonding processes, and emotional deprivation were more closely related to leisure loneliness
- MakaleYalnız künye2026Rol temelli tutkunluk ölçeği: türkçeye uyarlama, geçerlik ve güvenirlik çalışması
Sezgin, Eray Ekin
Çalışanın belli bir işle ilgili rollerine duyduğu tutku seviyesini ve bu rollere ne kadar zaman, enerji ve çaba harcadığını ifade eden rol temelli tutkunluk kavramı, çalışanın işe kattığı anlamı ve öznel tecrübelerini yansıtarak klasik bağlılık anlayışını aşan bütüncül bir bakış açısı sunmaktadır. Bu bağlamda, çok rollü iş ortamlarında (özellikle üniversitelerde) rol temelli tutkunluğun araştırılması, bireysel performans ve örgütsel verimliliği anlamada kritik bir öneme sahiptir. Ulusal literatürde, geçerli ve güvenilir ölçüm araçlarının eksikliği nedeniyle tutkunluk alanındaki araştırmaların yetersiz kaldığı düşünülmektedir. Bu çalışma ile Young vd. (2020) tarafından geliştirilmiş 12 ifade ve 4 boyuttan oluşan rol temelli tutkunluk (RTT) ölçeğinin geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmak amaçlanmıştır. Ölçek, kapsam, yapı ve ölçüt geçerliği açısından analize tabii tutulmuştur. Ölçeğin son şekliyle hazırlanan anket formu, üniversite çalışanlarına (n=188) uygulanmıştır. Ölçüt geçerliği için ölçeğin toplamı ve alt boyutları ile iş tatmini arasındaki ilişki incelenmiş ve bu ilişkilerin pozitif ve anlamlı olduğu bulunmuştur. Ulaşılan sonuçlar, ölçeğin orijinal yapısına uygun şekilde “örgüte tutkunluk”, “işe tutkunluk”, “yöneticiye tutkunluk” ve “iş arkadaşlarına tutkunluk” olmak üzere dört faktörden oluşan bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir. Bu doğrultuda, Rol Temelli Tutkunluk Ölçeği, yapılan geçerlik ve güvenirlik çalışmaları sonucunda, ulusal literatürde kullanılabilecek ve araştırmalarda güvenilir veriler elde edilmesine olanak tanıyacak bir ölçüm aracı olarak kabul edilebilir.
- MakaleAçık Erişim2026Examining the moderating role of marital spirituality between marriage satisfaction and meaning in life
Apak, Hıdır; Kınık, Kadri
This research focuses on various variables affecting the marriage process and family integrity. The aim of the study is to examine the moderating effect of marital spirituality on the relationship between marital satisfaction and the meaning of life. The importance of the research lies in the fact that examining the relationships between marital satisfaction, the meaning of life, and marital spirituality offers significant contributions at the individual, family, and societal levels. This positively affects the marital satisfaction, life motivation, and psychological resilience of married individuals, thus making a unique contribution to the literature. The research method employed a quantitative research method and was conducted using a correlational research design. The study included a total of 403 married individuals. A significant relationship was found between marital spirituality, marital satisfaction, and the meaning of life. Furthermore, it was determined that marital satisfaction positively and significantly affects the meaning of life, and that marital spirituality plays a moderating role in the strength of the relationship between marital satisfaction and the meaning of life. The study concludes that the participants' marital satisfaction positively and significantly affects the meaning of life. It was concluded that marital spirituality plays a very important role in the strength of the relationship between marital satisfaction and the meaning of life. The suggestions include conducting studies across various cultures at national and international levels to examine the moderating role of spirituality in marriage. Blended learning programs focusing on spirituality in marriage could also be developed for young adults.
- MakaleAçık Erişim2025Pandemi Döneminde Hemşire Ebeveynin Çocuğu Olmak: Nitel Bir Çalışma
Durmaz, Yadigar Çevik; Kuzu, Ayşe; Öztürk, Pınar Çiçekoğlu
Amaç: Bu çalışma hemşire ebeveynlerin çocuklarının COVID-19 pandemi algısı ve pandemi dönemindeki deneyimlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenoloji deseni kullanılarak yapılan bu çalışma, 1 Ocak–1 Mart 2021 tarihleri arasında pandemi sürecinde çalışan, 3-7 yaş grubunda çocuğu olan hemşireler ve onların çocukları ile gerçekleştirilmiştir. Ebeveynlere kartopu örnekleme yöntemi ile ulaşılmış 23 ebeveyn-çocuk çifti (23 ebeveyn ve 23 çocuk) ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışmanın verileri ebeveynler ve çocuklar için geliştirilmiş yarı yapılandırılmış formlar aracılığı ile toplanmıştır. Verilerin analizinde MAXQDA 2022 bilgisayar programı kullanılmıştır. Bulgular: Ebeveynler ve çocuklarla yapılan görüşmeler sonunda iki ana tema belirlenmiştir. Birinci tema olan değişen ebeveyn çocuk ilişkisi, pandemiden önce ebeveyn çocuk ilişkisi ve pandemiden sonra ebeveyn çocuk ilişkisi olmak üzere iki alt temadan oluşmaktadır. İkinci tema olan pandeminin çocuklar üzerindeki etkileri ise çocuklar için koronavirüsün anlamı, ebeveynin gözünden çocukların yaşamında korona virüs, çocukların yetkililerden isteği ve ebeveynlerin gözünden çocukların duygu ve davranışları olmak üzere dört alt temadan oluşmaktadır. Sonuç: Bu çalışmanın sonucunda, pandemi döneminde çocukların hemşire ebeveynleri ile geçirdiği zamanın azaldığı, ilişkinin şeklinin değiştiği ve çocukların duygu ve davranışlarında olumsuz değişimler meydana geldiği belirlenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2025Does Social Climate in the Hospital Affect Nurses' Loneliness?
Sezgin, Eray Ekin
Loneliness is a widespread emotion across the world and is something that many people experience at some point in their lives. Loneliness in the workplace is often caused by employees' inability to form strong bonds with their coworkers or managers. Loneliness can both reduce individual performance and negatively affect the overall workplace atmosphere. In particular, an important element of understanding employees' workplace loneliness is to consider the interaction between employees and their environment, especially the social systems in which these employees are embedded. In recent years, it has been increasingly studied by researchers and practitioners as it has serious negative effects at both individual and organizational levels. This study is based on a comprehensive framework that includes the social exchange approach, the human relations approach and the need to belong approach in order to comprehend the phenomenon of workplace loneliness and the factors affecting this phenomenon. This descriptive and cross-sectional study was conducted on 194 nurses selected through convenience sampling. Data were collected using a structured questionnaire and data analysis was carried out using the original SPSS-26 package program. Multiple regression analyses were conducted to test the hypotheses. The research data were collected with the “Social Climate Scale” and “Workplace Loneliness Scale”. As a result of the study, it was found that nurses' perception of social climate was above average and workplace loneliness level was below average. In addition, in the current study, it was determined that social climate has a significant negative effect on workplace loneliness. As a result of the correlation analysis, it was determined that there was a negative and significant relationship between nurses' perceptions of in-group communication and professional cooperation and their workplace loneliness levels. This study makes a unique and significant contribution to the organizational behavior literature by revealing the link between interpersonal harmony, organizational support, in-group communication, work ethics, professional cooperation and non-work relationships and workplace loneliness.
- MakaleYalnız künye2025Psikolojik Güçlendirme ve İş Tatmini Etkileşiminde Lider-üye Etkileşiminin (LMX) Aracı Rolü
Gün, Gül
Güçlendirme, temelde bireyin kendini etkin hissetme deneyiminin motivasyonel bir sürecidir Güçlendirmek, bireylerin kendi kişisel etkileri veya kendi tercihleri üzerinde seçim yapmaları için güç vermektir. Güçlendirme, insanların işleriyle ilgili olarak kendileri hakkındaki algılarıyla yakından ilgilidir. Güçlendirme, çünkü güçlendirme tutarlı veya kalıcı bir kişilik özelliği değil, bir dizi biliştir. çalışma ortamları tarafından şekillendirilir. Çalışanları güçlendirmek, çalışan memnuniyetini, bağlılığını, performansını ve hizmet sunumunu etkiler (Safari vd., 2011) İş doyumu, örgüt psikolojisi ve insan kaynakları yönetiminde en sık araştırılan kavramlardan biridir. Örgütler, çalışanların iş doyum düzeylerini arttırmaya odaklanır; çünkü çalışan verimliliğinin iş doyumuyla doğrudan ilişkili olduğuna ve bunun çeşitli olanaklarla desteklenebileceğine inanırlar (Kohli & Sharma, 2022) Lider-üye etkileşimi teorisi bağlamında örgüt içinde liderlerin sahip oldukları kaynak, zaman ya da gücün sınırlı olması gibi nedenlerle astlarının tümüne aynı liderlik tarzını uygulamamaktadırlar. İç-gruptaki işgören ve lider arasında daha yakın ve özel bir çalışma ilişkisi kurulmakta buna bağlı olarak da lider iç-gruptaki astlarına, resmi iş sözleşmesinin dışında sosyal destek ve kaynak imkanı sağlamaktadır. Bu tür ilişkinin astlara daha fazla saygı, hoşlanma, karşılıklı destek, etkileşim olanağı, karşılıklı güven, daha fazla sorumlulukla birlikte örgüt olanaklarından fazla yararlanma gibi pek çok olumlu etkisi bulunmaktadır (Pucetaite & Novelskaite, 2014) Bununla birlikte dış grupta yer alan iş görenlerle lider arasındaki ilişkiler ise, tanımlanmış rol ilişkileri, daha düşük güven, sınırlı etkileşim, düşük destekle birlikte ve daha az ödül ile sembolize edilebilir (Dienesch & Liden, 1986) Gerstner ve Day’in (1997) gerçekleştirdiği meta analiz sonucunda yüksek kaliteli bir etkileşimin astların performansının yükselmesi, işten ayrılma oranlarının azalması ve işten duyulan tatminin artması gibi olumlu sonuçları bulunduğunu belirtmektedir (Lloyd vd., 2015) Bu bağlamda çalışma psikolojik güçlendirme algısının iş tatminine etkisinde LMX’in aracılık etkisi araştırılmaktadır.
- MakaleYalnız künye2024The Relationship Between Healthy Lifestyle Behaviors of Male University Students and the Drive for Muscularity
Önen, Cihan; Sandıkçı, Muhammed Bahadır; Sandıkçı, Duygu Büşra
This study was conducted in order to determine the healthy lifestyle behaviors of male students and examine their relationship with their drive for muscularity. This study was designed as a cross-sectional correlational study. Male students studying at Munzur University Faculty of Sport Sciences in the Fall semester of the 2021-2022 academic year constitute the scope of the study. The Personal Information Form, Healthy Lifestyle Behaviors Scale II (HLBS II), and Drive for Muscularity Scale (DMS) were used as data collection tools. HLBS II mean score of the participants is 129.93±22.89. DMS mean score of the students is 48.07±16.00. The relationship between TBM (Training Behaviors for Muscularity) sub-component and HLBS II is moderate and statistically significant. There is a statistically weak correlation between HLBS II and DMS when considered by the total scores of the scales. In the multiple linear regression model, family residence, HLBS II, and smoking explain the muscularity drive in a statistically significant way. Healthy lifestyle behaviors of university students are associated with the drive for muscularity. However, it was observed that the attitude for muscularity was not directed towards healthy lifestyle behavior. Healthy lifestyle behavior, smoking and place of residence explain the drive for muscularity at a low rate. Students may have desired to be muscular for many purposes other than healthy lifestyle. In future studies, multiple linear regression models can be created with new variables that will explain students' drive for muscularity and the public health dimension of the subject can be discussed.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Determination of Happiness and Spousal Support Level in Married Women's Relationships During Pandemic Period
Taşçı Beydağ, Kerime Derya; Dal, Nursel Alp
Objective: The purpose of this study is to determine the level of happiness and spousal support in the relationships of married women in the pandemic period. Methods: The sample of the descriptive and relationship-seeking type of research consisted of 1010 married. The data were obtained using the demographic questionnaire, the Relationship Happiness Scale (RHS), and the Spousal Support Scale (SSS). Results: The average of the Relationship Happiness Scale scores of the women participating in the study is 34.16±6.47, while the average of the Spousal Support Scale is 66.61±13.16. There is a statistically significant positive and high-level linear relationship between the RHS scores and the SSS scores (r=0.741). Conclusion: As a result of the research, it was determined that women's levels of spousal support and happiness in their relationships were high. It has been determined that the support women receive from their partners increases the happiness in their relationships.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Üniversite Öğrencilerinin Kişilik Tipleri, Kariyer Farkındalığı ve Gelecek Kaygıları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Simsek, Abdullah; Karahüseyinoğlu, Furkan
Bu araştırma üniversite öğrencilerinin kişilik özelliklerinin, kariyer farkındalığı ve gelecek kaygıları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modeli kullanılarak nicel araştırma yönteminde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı dört kısımdan oluşmakta olup, ilk kısımda katılımcıların demografik özelliklerine ilişkin sorular yer almaktadır. İkinci kısımda katılımcıların kişilik özelliklerinin belirlenmesi amacıyla “Beş Faktör Kişilik Ölçeği” kullanılmış, üçüncü kısımda katılımcıların kariyer farkındalıklarının belirlenmesi amacıyla “Mesleki Kariyer Farkındalığı Ölçeği” ve son olarak dördüncü kısımda ise “Beck Umutsuzluk Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Munzur Üniversitesinde önlisans bölümlerinde eğitim gören öğrenciler oluşturmaktadır. Katılımcıların cinsiyetlerine bakıldığında 211 kadın, 163 erkek öğrenci olmak üzere 374 öğrenci yer almaktadır. Elde edilen verilerin normallik analizi ile değerlendirilerek basıklık ve çarpıklık değerlerine bakılarak, verilerin normal bir dağılım gösterip göstermediği incelenmiş ve inceleme sonucunda verilerin normal dağılım gösterdiği sonucu elde edilmiştir. Araştırmaya katılım gösteren öğrencilerin demografik özelliklerinin ve belirleyici diğer özelliklerin ortaya konulmasında yüzde, ortalama, frekans ve standart sapma gibi ölçütler değerlendirmede yer almıştır. Verilerin normal dağılım göstermesinden dolayı araştırmada t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Ayrıca araştırmada yer alan kişilik özelliklerinin kariyer farkındalığı ve umutsuzluk üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla da korelasyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; kadın katılımcıların mesleki bilinçlerinin erkek katılımcılara göre daha yüksek olduğu, gelecekle ilgili duygular ve motivasyon kaybı açısından erkeklerin kadınlara göre umutsuzluklarının daha yüksek olduğu, mesleki hazır bulunmuşluk ve mesleki bilincin yaşı küçük olan öğrencilerin yüksek olan öğrencilerden daha yüksek olduğu, mesleki bilinç düzeyleri açısından aylık hane halkı geliri düşük olan öğrencilerin, gelir düzeyi yüksek olan öğrencilerden daha yüksek olduğu sonucuna varılmaktadır. Öğrencilerin kariyer farkındalığı arttıkça umutsuzluklarının azaldığı sonucuna ulaşılmaktadır.
AtıfOpenAlex6TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2024The Relationship between Sleep Quality and Smartphone Addiction among Adolescents
Arıkan, Duygu; Kurudirek, Fatma; Gürarslan Baş, Nazan
Introduction: Technological developments have increased the usage of mobile equipment. Using a smartphone became a part of life and accentuated its usage day after day especially in adolescent groups. Aim: The study was aimed to examine the relationship between sleep quality and smartphone addiction of adolescents. Method: This cross-sectional study was carried out with 1192 high school students between March and June 2019. Data were collected with the Personal Information Form, Pittsburg Sleep Quality Index, Smartphone Addiction Scale. The data were evaluated through percentile distributions, means, independent samples t-test, Kruskal-Wallis test, ANOVA, and Pearson correlation analyses. Results: The mean age of adolescents was determined to be 15.79 ± 0.96, with the mean total score of the Pittsburg Sleep Quality Index was 6.05 ± 3.04 and the Smartphone Addiction Scale was 36.01 ± 10.82. Statistically significant differences were observed among adolescents concerning gender, grade, daily smartphone usage duration, internet accessibility, and the use of smartphones before bedtime, impacting both sleep quality and smartphone addiction (p < 0.05). A positive and meaningful correlation was found between sleep quality and smartphone addiction in adolescents (p < 0.05). Conclusion: As the smartphone addiction increases, sleep quality decreases. Adequate sleep is crucial during the growth spurt period. It is evaluated that early diagnosis and prevention of smartphone addiction in adolescents could make a significant contribution to the protection and promotion of adolescent health.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023İnfertilite sonrası gebelikte algılanan gelişimsel stresin öz bakım gücüne etkisi
Can, Hafize Ozturk; Sevil, Ümran; Çakır-Koçak, Yeliz; Dal, Nursel Alp; Öcalan, Dilek; Akmeşe, Zehra Baykal; Gün, Semra
Amaç: Araştırmanın amacı, infertilite tedavisi sonrası gerçekleşen gebeliklerde algılanan gelişimsel stresin öz bakım gücüne etkisini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel tipte yapılan çalışmada, infertilite tedavisi alarak gebe kalan 90 kadın araştırmaya katılmıştır. Araştırmada Birey Tanıtım Formu, Algılanan Stres Ölçeği ve Öz Bakım Gücü Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular: Gebelerin yaş ortalaması 30.76±4.29, gebelik haftası ortalaması 13.61±11.71, alınan infertilite tedavi sayısı ortalaması 2.17±1.44, toplam gebelik sayısı ortalaması 1.26±0.55’dir. Kadınların %95.6’sının primer infertilite tanısının olduğu, kadınların %70’inin herhangi bir işte çalışmadığı, %44.4’ünün ilköğretim mezunu olduğu ve %64.4’ünün gelirinin giderine eşit olduğu saptanmıştır. Algılanan Stres Ölçeği toplam puan ortalaması 25.73±5.36, Öz Bakım Gücü Ölçeği toplam puan ortalaması 104.60±15.25’dir. Algılanan Stres Ölçeği toplam puanları ile Öz Bakım Gücü Ölçeği toplam puanları arasında negatif yönlü anlamlı ilişki vardır (r=-0.385, p=0.000). Sonuçlar: İnfertilite tedavisi sonrası gebelerin algıladıkları gelişimsel stres ve öz bakım gücü orta düzeydedir. Kadınların algıladıkları stres düzeyi arttıkça, öz bakım gücü düzeyi azalmaktadır. İnfertilite tedavisi sonrası gebelerin algıladıkları stresi azaltmak, öz bakım gücünü arttırmak için, destekleyici ve bütüncül bir bakım yaklaşımı önerilmektedir.
- MakaleAçık Erişim2023COVID-19 Pandemi Sürecinde Filyasyon Ekibinde Görev Alan Sağlık Çalışanlarının Travma Sonrası Gelişim ve Psikolojik Dayanıklılık Arasındaki İlişkinin İncelenmesi: Tanımlayıcı Çalışma
Ersöğütçü, Filiz; Karakaş, Sibel Asi; Erçel, Şeyda
Amaç: Bu çalışma, koronavirüs hastalığı-2019 [coronavirus di- sease-2019 (COVID-19)] pandemi sürecinde filyasyon ekibinde görev alan sağlık çalışanlarının travma sonras ı gelişim ile psikolojik daya- nıklılıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amac ıyla tanımlayıcı ola- rak yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı araştırma desenindeki bu çalışma Haziran 2020-Eylül 2020 tarihleri arasında bir ilin merkez toplum sağlığı merkezi filyasyon ekibinde yer alan 205 sağlık çalışanı ile yapıldı. Verilerin toplanmasında çevirim içi anket yöntemi kullanı- larak; kişisel bilgi formu, Travma Sonrası Gelişim Ölçeği (TSGÖ) ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayan ıklılık Ölçeği (YİPDÖ) uygulandı. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalamalarının 32,36±7,09 olduğu, cin- siyet dağılımında kadınların çoğunluğu (%59,0) olu şturduğu ve kat ı- lımcıların %64,4’ünün lisans mezunu oldu ğu tespit edildi. TSGÖ toplam puan ortalamasının 43,78±25,99 olduğu, YİPDÖ toplam puan ortalamasının 125,04±16,18 olduğu saptandı. YİPDÖ toplam puan or- talaması ile TSGÖ toplam puan ortalaması, arasında anlamlı bir ilişki olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç: Bu çalışmada, TSGÖ toplam puan ortalamasının ortalamanın altında olması, katılımcıların yaşadığı trav- matik olaylardan olumlu varsayımlar elde etmediği anlamına gelirken, YİPDÖ toplam puan ortalamas ının ortalamanın üstünde olmas ı katı- lımcıların psikolojik dayan ıklılık düzeylerinin yüksek oldu ğunu gös- termiştir. Sağlık çalışanlarının bu zorlu süreç ile nas ıl baş ettiklerini tanımlamak ve sağlık bakım sisteminin içerisinde toplum gereksinim- lerini esnek ve yarat ıcı biçimde karşılayabilmek için gerekli olan psi- kolojik dayanıklılığı korumak ve geliştirmek üzere önlemlerin alınması oldukça önemlidir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Examining the relationship between attitudes of ambivalent sexism and dating violence
Yeşiltepe, Akgün; Tire, Olcay
The aim of this study is to investigate the relationship between attitudes towards dating violence and conflicting sexist attitudes. This descriptive cross-sectional study was conducted using a total of 283 students at the Faculty of Letters of Munzur University in Türkiye between February and June 2021. The data were collected using a descriptive information form, the Ambivalent Sexism Inventory and the Dating Violence Questionnaire, and analyzed using Mann Whitney U and Kruskal Wallis tests, Spearman’s correlation analysis and Bonferroni test. A statistically significant moderately positive relationship was found between the students’ attitudes of ambivalent sexism and dating violence. The students had a high level of ambivalent sexism and a low level of dating violence. In the study, it was determined that men (74.93±22.41) exhibit higher ambivalent sexism attitudes than women (60.14±22.02), and the mean dating violence rate of men (1.56±0.38) is higher than that of women (1.30±0.29). As a result of the analysis, it was determined that the hostile and protective sexist attitude, which is the sub-dimensions of ambivalent sexism, is higher in male students than in female students. Finally, it was found that those with high protective sexism attitudes have more dating violence attitudes than those with high hostile sexism attitudes. The findings reveal that the ambivalent sexist attitude supports dating violence.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2022Hemşirelik Öğrencilerinde Akran Zorbalığı ile İlişkili Faktörler ve Kendini Kabul Arasındaki İlişki
Şeker, Sevda Arslan; Kaya, Yunus
Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinde akran zorbalığı ile ilişkili faktörler ve kendini kabul arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı nitelikteki araştırmanın örneklemini, iki üniversitenin hemşirelik bölümlerinde öğrenimlerine devam eden 405 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma verileri, Tanıtıcı Özellikler Formu, Üniversite Öğrencilerinde Akran Zorbalığını Belirleme Ölçeği ve Koşulsuz Kendini Kabul Ölçeği kullanılarak Nisan-Haziran 2020 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Örneklem t testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Tukey testi ve Pearson Korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Koşulsuz Kendini Kabul alt boyutu puan ortalaması ile Akran Zorbalığı Ölçeği toplam puanı, İdeolojik Zorbalık, Dışlanma ve Cinsel Zorbalık alt boyutu puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Siber Zorbalık alt boyutu ile Koşulsuz Kendini Kabul Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönde ilişki bulunurken, Koşullu Kendini Kabul alt boyutu ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, beliren yetişkinlik döneminde olan üniversite öğrencileri için akranlarla kurulan ilişkiler büyük önem taşımaktadır. Akranlar tarafından zorbalığa maruz kalmak üniversite öğrencilerinin fiziksel, ruhsal, sosyal, akademik ve mesleki gelişiminde önemli sorunlara yol açabilmektedir.
AtıfOpenAlex3TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2022COVID-19 pandemisi sırasında hemşirelerin işe bağlı gerginlik düzeylerinin duygusal tükenmeleri üzerindeki etkisi
Sezgin, Eray Ekin; Kaya, Enes; Tanyıldızı, İrem
Bu çalışmanın amacı pandemi sürecinde, hemşirelerde görülebilecek işe bağlı gerginlik ve duygusal tükenme düzeylerini belirlemek ve işe bağlı gerginlik ve duygusal tükenme belirtilerini yordamada çeşitli demografik ve Covid-19 pandemisine ilişkin değişkenlerin rolünü incelemektir. Tanımlayıcı tasarımda olan bu araştırma, bir üniversite hastanesinde fiili olarak çalışmakta olan ve araştırmaya katılım göstermeyi kabul eden 171 hemşire ile yapılmıştır. Veriler, araştırmacılar tarafından oluşturulan demografik sorular, Maslach Tükenmişlik Ölçeğinin Duygusal Tükenme alt ölçeği ve İşe Bağlı Gerginlik Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi varyans testi, t-testi ve basit doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Hemşirelerin pandemi döneminde haftalık ortalama çalışma saati 46.36 ve günlük bakım verdikleri ortalama hasta sayısı ise 29,79’dur. Hemşirelerin %29,8’i Covid servisinde çalışmaktadır. Hemşirelerin işe bağlı gerginlik düzeylerinin ortalamanın altında, duygusal tükenme düzeylerinin ise ortalamanın üstünde olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışmada hemşirelerin işe bağlı gerginliklerinin duygusal tükenmeleri üzerindeki etkisinin pozitif yönde ve düşük seviyede olduğu saptanmıştır (R2=0,188; p<0,05). Covid-19 pandemi döneminde hemşirelerin işe bağlı gerginlik ve duygusal tükenme yaşamalarını azaltmak için yoğun çalışma tempolarını azaltma konusunda iyileştirmeler yapılması, Covid servisinde görev yapanların daha yakından izlenmesi ve profesyonel destek birimlerinden hizmet almalarının sağlanması önemlidir.
AtıfOpenAlex6TR Dizin7
İncele - MakaleAçık Erişim2022Dijital medya çağında sosyal röntgencilik: ınstagram örneği
Hayir, Celal; Karahisar, Tüba
Yaşadığımız bu dönemde yoğunluklu olarak kullandığımız sosyal medya platformları günlük yaşam pratikleri içinde birer zorunlu ihtiyaca dönüşmüştür. İnternet kullanabilen her bireyin mutlaka (en az bir) sosyal medya hesabı bulunmaktadır. İnsanlar artık çeşitli konulardaki ihtiyaçlarına cevabı bu mecralarda aramaktadır. Tanıdık ya da tanımadık insanlar hakkında tutum, davranış ve yargılar, sosyal medya hesapları yakın takibe alınarak oluşmaktadır. Instagram bu bağlamda ele alınıp incelenmesi gereken en önemli sosyal mecradır. Bugün dünya genelinde 1 milyardan fazla, ülkemizde ise 39 milyon Instagram kullanıcısı bulunmaktadır. Türkiye, dünyada en çok Instagram kullanan ülkeler arasında altıncı sırada yer almaktadır. İstatistiki veriler ülkemizde oldukça yoğun bir şekilde Instagram kullanıldığını göstermektedir. Çalışmanın amacı; ülkemizde 18 yaş üstü bireylerin hangi amaçla Instagram kullandığını, Instagram’da paylaşımda bulunup bulunmadığı, takip ettiği kişilerin paylaşımlarına hangi saiklerle sürekli bakma gereği duyduğunu “sosyal röntgencilik” kavramı bağlamında araştırmaktır. Buna bağlı olarak Instagram kullanıcılarını sosyal röntgenciliğe iten davranışın ardındaki nedenler ankette yer alacak sorular ile tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmada, demografik özelliklere yönelik beş, Instagram kullanım ve paylaşım nedenlerine ilişkin çoktan seçmeli altı, sosyal röntgencilik davranışına ilişkin beşli Likert tipte dokuz olmak üzere toplam 20 soru ve ifadeli anket formu oluşturulmuş ve 259 kişiye uygulanmıştır. Çalışma, anket formu ile toplanan veriler ile sınırlandırılmıştır ve anket verileri SPSS 26.0 programı ile analiz edilmiştir.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2021Doğum sonu depresyonun kişilik özellikleri ile ilişkisi
Okyay, Esra Karataş; Ucar, Tuba; Gökbulut, Nilay; Sunay, Zeliha
Bu araştırma, doğum sonu depresyonun kişilik özellikleri ile ilişkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini, Haziran-Eylül 2018 tarihleri arasında Malatya’da bir kamu hastanesinin kadın doğum polikliniklerine başvuran, doğum sonu 0-3 ay arasında olan 381 kadın oluşturdu. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak; Kişisel Bilgi Formu, Edinburgh Postpartum Depresyon Skalası (EPDS) ve On-Maddeli Kişilik Ölçeği (OMKÖ) ile toplandı. Araştırmada kadınların EPDS toplam puan ortalaması 5,66±4,72 olup, kadınların %14,2’sinde (n=54) depresif semptom varlığı olduğu belirlendi. Ayrıca, doğum sonu depresyon ile OMKÖ alt boyutları olan dışa dönüklük, sorumluluk, duygusal dengelilik ve yumuşak başlılık arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulundu (sırasıyla r=-0,142, r=-0,242, r=-0,251, r=-0,223; p<0,05). Çoklu doğrusal regresyon modeli sorumluluk, duygusal dengelilik ve yumuşak başlılık gibi kişilik özelliklerinin doğum sonu depresyonun önemli belirleyicileri olduğunu göstermiştir (sırasıyla β=-0,286, β=-0,316, β=-0,267; p<0,05). Elde edilen bulgulara göre; sorumluluk özelliği düşük, duygusal dengesiz ve yumuşakbaşlı olmayan kişilik özelliklerine sahip kadınların doğum sonu depresyon açısından riskli gruplar olduğu söylenebilir.
AtıfOpenAlex7TR Dizin4
İncele - MakaleYalnız künye2021The Uncanny as the Intrasubjectivity in the (m)Other: Edgar Allan Poe’s “Morella”
Dogan, Pelin
This study investigates the contribution of the sense of the uncanny to the intensification of mystery in EdgarAllan Poe’s short story titled “Morella” using Freudian ideas as a backcloth. This paper aims to look at howPoe makes use of the psychodynamics of the characters at the intersection of the (m)other, death and theuncanny. In this sense, typical of Poesque literature is that his work is marked by tales of horror, mystery, themacabre, and morbid imagery; the sense of the uncanny is an indispensable part of a plotline which includessemantic loopholes and narrative ruptures. The unnamed male narrator of the story offers a retrospectiveaccount of his past memories from his marriage to Morella up to the death of his daughter, which reveals thatthis unreliable narrator suffers from a psychic regression by establishing intrasubjectivity with his wife. UsingFreudian epistemology, this paper will also discuss the ways in which how the mysterious bond establishedbetween this couple generates its uncanny effect. Such a reading of the short story is especially useful becausealthough much has been written on Poe’s representation of women and death, this paper aims to open up adiscursive space to discuss the operations of the psychodynamics of characters within the framework of theFreudian uncanny, which has not received adequate scholarly attention from psychoanalytic circles.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2021Siber Zorbalık Tespit Yöntemleri Potansiyel Uygulama Alanları ve Zorluklar
Yazğılı, Enver; Baykara, Muhammet
Dünya genelinde sosyal medya kullanıcılarının karşılaştığı sorunların başında gelen siber zorbalık güngeçtikçe daha da artmaktadır. İnsanlar arasında yaygınlaşan İnternet kullanımı, siber zorbalığın uygulamaalanlarının da artmasına neden olmuştur. Siber zorbalar, İnternet üzerinden yapacakları zorbalıkların tespitedilememesi veya tespit edilse dahi yasal bir yaptırım uygulanmayacağı düşüncesiyle geleneksel zorbalığaoranla daha fazla zorbalık yapmaktadırlar. Artan siber zorbalık suçları, kurbanlarına psikolojik baskılaryaşatarak toplumdan dışlanmaları ve hatta intiharın eşiğine gelmelerine neden olmaktadır. Bu ve bunabenzer sorunların önüne geçilmesi için siber zorbalığın anlık tespit edilmesi gerekir ancak bu oldukçagüçtür. Bu problemin tespit edilmesi için literatürde çeşitli çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmadaöncelikle siber zorbalık ve türleri, tespit için kullanılan makine öğrenmesi yöntemleri ve algoritmaları ile literatürde yapılan çalışmalar sunulmuştur.
AtıfOpenAlex7TR Dizin6
İncele







