Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Bisfenol A'ya maruz kalan Gammarus pulex'de antioksidan yanıtın araştırılması

    Yener Türkmenoğlu

    Mikro kirleticiler dünya üzerindeki en önemli çevresel sorunlardan biridir. Bu çalışmada, endokrin bozucu bir mikro kirletici olan Bisfenol A (BPA)'ya maruz bırakılan Gammarus pulex'in antioksidan yanıtlarının araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla canlı materyalini oluşturan G. pulex örnekleri, Munzur Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Araştırma Laboratuvarında kültüre alınmış canlılardan temin edildi. Farklı konsantrasyonlarda ve 24 ve 96 saat uygulama süresinde BPA uygulanan üç ayrı grup (A, B, C) ve kontrol grubunda enzimatik antioksidanlar süperoksit dismutaz (SOD) ve katalaz (CAT) ile glutatyon (GSH) ve tiobarbitürik asit reaktif maddesi (TBARS) seviyeleri belirlendi. Biyokimyasal biyobelirteçler, ELISA metodu kullanılarak mikroplaka okuyucuda ölçüldü. SOD enzim aktivitesini kontrol ile kıyasladığımızda her iki uygulama süresinde de tüm gruplarda artmıştır. Bu artış 24 saat sonrasında istatistiksel olarak anlamlıyken (p<0.05), 96 saat sonunda anlamsız (p>0.05) bulunmuştur. CAT enzim aktivitesi kontrol ile kıyaslandığında her iki uygulama süresinde de tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). GSH düzeyleri kontrol ile kıyaslandığında her iki grupta da 24 ve 96 saatlik uygulama süreleri sonrasında artmıştır (p<0.05). TBARS düzeyleri kontrol grubu ile kıyaslandığında tüm gruplarda artış göstermiştir (p<0.05). BPA'ya karşı Gammarus pulex dokularında SOD, CAT enzimleri ile GSH ve TBARS düzeylerindeki değişikliklerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca, G. pulex'in su kalitesi açısından BPA kirliliğini yansıtacak etkili bir biyoindikatör olduğu da kanıtlanmıştır. Biyokimyasal biyobelirteçlerin farklı sonuçları, olası metabolik süreçlerin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir ve G. pulex'in biyokimyasal tepkisi, daha çok endüstriyel sulardan kaynaklanan BPA kirliliğinin çevresel sonuçlarını bir dereceye kadar ortaya koyabilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Çıkık kutuplu senkron generatörün sonlu elemanlar yöntemiyle incelenmesi

    Ahmet Kemal Geyik

    Elektrik enerjisi üretim sistemlerinin ana teçhizatlarından biri senkron generatörlerdir. Enerji üretiminde kullanılan bu donanımların iyi analiz edilmesi hem ekonomik hem de işletme anlamında büyük önem taşımaktadır. Son dönemde süper hızlı bilgisayarlar ve benzetim programlarındaki gelişmeler, imalattan önce generatöre ait verilerin doğrulukla analiz edilmesi, parametrelerin hesaplanması, sanal ortamda daha gerçekçi benzetimler ile imalatından önce generarörün görülmesine imkân sağlamaktadır. Bu benzetimler ile generatörlerin istenilen değerlere ulaşma durumları, negatif yanlarının görülmesi anlamında büyük kolaylık sağlanmaktadır. Çıkık kutuplu senkron generatör analizinde değişik bilgisayar yazılımlarından faydalanılmaktadır. Bu yazılımlar generatörlerin kararlı durum, geçici durum parametreleri, akı değişimi, manyetik alanın değişimlerinin, elektrik alan değişimi, moment değişimleri, demir kayıpları vb. durumların daha erkenden görülmesi, analiz edilmesine imkân vermektedir. Bu tez çalışmasında halen işletmede olan kırk kutuplu, üç fazlı çıkık kutuplu senkron generatör, Maxwell programında iki boyutlu ve üç boyutlu tasarım yöntemi kullanılarak modellenmiş, sonlu elemanlar yöntemi (SEY) ile analiz edilmiş, elde edilen sonuçlar ile generatör katalog ve işletme değerleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada, öncelikle Türkiye'deki enerji sektörü durumu, senkron makinaların genel yapısı, çalışma prensipleri, sonlu elemanlar yöntemi ve Maxwell programı incelenmiş, daha sonra Seyrantepe Hidroelektrik Santralinde kullanılan senkron generatör bilgisayar ortamında modellenmiştir. Analiz sonucunda geçici ve kalıcı durum, moment, akım, gerilim, manyetik akı dağılımları ortaya konmuştur. Sonuç olarak işletmede olan, çıkık kutuplu senkron generatörün benzetim sonuçları ile işletmede sağlanan veriler karşılaştırılmış ve sonuçların benzeştiği gözlemlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Malathion insektisitinin Gammarus pulex (L., 1758) üzerine akut toksisitesinin belirlenmesi

    Feza Şahinkuşu

    Bu çalışmada malathion içerikli bir ticari insektisitinin farklı konsantrasyonlarına maruz bırakılan Gammarus pulex (L., 1758) üzerindeki akut toksisitesinin (LC50) incelenmesi amaçlanmıştır. Bilinen standart toksikoloji yöntemlerinden yararlanılarak G. pulex örnekleri farklı konsantrasyonlardaki malathiona maruz bırakılmıştır. Çalışma boyunca su sıcaklığı, pH, çözünmüş oksijen gibi parametreleri sürekli kontrol edilerek mümkün olduğu kadar değişmemesi sağlanmıştır. Yapılan bu çalışmada 6 adet deney grubu oluşturulmuştur. Deneyler 1 litrelik cam akvaryumlarda 0,5 litre su konularak gerçekleştirilmiştir. Her bir konsantrasyon grubu için 10 adet G. pulex bireyi kullanılmıştır. LC50 değerinin belirlenmesi için 24 saatlik periyotlarla canlıların hareketlik durumları gözlemlenerek kaydedilmiştir. Hareketini kaybetmiş G. pulex'ler akvaryum içerisinden alınıp çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışma 3 tekerrürlü yürütülmüş olup, ortalama LC50 değerleri 1,58 ± 0,56 mg/L, alt bant seviye değeri 0,47 ± 0,17 mg/L, üst bant seviye değeri ise 5,46 ± 2,18 mg/L olarak bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Gammarus pulex, malathion, pestisit, akut toksisite

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    İklimlendirme sistemlerinde hastane uygulamaları ve örnek uygulama

    Anıl Sözen

    İklimlendirme sistemleri, kapalı mekanlarda yaşanabilirliğin konfor ve sağlık standartları içerisinde daim ettirilebilmesi için insan hayatında önemli bir yere sahiptir. Bu sistemler kapalı mekanların kullanım amacına göre farklılık göstermekle birlikte mekanın kullanım amacına göre daha dikkatli ve hassasiyet kazandırarak oluşturulmalıdır. Çalışmada kapalı mekanlar içerisinden insan hayatı için en kritik ve önem düzeyi en yüksek olan hastane mahallerinin nasıl iklimlendirilmesi gerektiğini anlatılmaktadır. Sağlık ve konfor iklimlendirilmesi hastaneler için steril şartlar göz önünde bulundurularak yapılır. Oda içerisinde hava resirkülasyonuna izin verilmeyen özel alanlarda (Ameliyathane, yoğun bakım) klima santrali ile tüm havalı sistemlerin psikometrik diyagrama göre yapılması gerektiği anlatılmıştır.Hijyen kavramının mekanı nasıl sterilleştirdiğini, HVAC (Heating Ventilation and Air Conditioning) sistemlerinin steril ve hijyen kavramlarının geçtiği mahallerde nasıl uygulanması gerektiğine yer verilerek detaylandırılmıştır. HVAC (Heating Ventilation and Air Conditioning) sistemlerinin geliştirilmesi sonucunda iç hava kalitesi kavramı da gittikçe önem kazanmaya başlamıştır. Hastanelerde validasyon ölçümlerini direkt etkileyecek olan iklimlendirme ekipmanlarındaki bakım hijyen ve sterilliğin korunmasında son derece önemlidir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Munzur Üniversitesi ısıtma merkezi enerji ve ekserji analizi

    Taner Aydın

    Dünya birincil enerji tüketiminin artmasına neden olan temel etkenlerin başında nüfus ve gelir artışı gelmektedir. Nüfus artışının gelişmekte olan sanayi ve kentleşmelere bağlı olarak küresel enerji talep artışına önemli miktarda etki edeceği öngörülmektedir. Yapılan senaryolara göre, 2040 yılına kadar olan dönemde fosil yakıtların paylarının nispeten azalmasına rağmen bu yakıtlar hâkim kaynaklar olmaya devam edecektir. Kullanılan temel enerji kaynakları fosil yakıtlar olduğundan önemli çevresel problemlerde ortaya çıkmaktadır. Bu sorunlar enerji kullanımında verimliliği, ekonomikliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını gündeme getirmektedir. Bu bilgiler ışığında enerjinin verimli kullanılması ön plana çıkmaktadır. Enerjinin en çok tüketildiği yerlerden olan konutlarda yaşam standardı ve hizmet kalitesinin düşüşüne yol açmadan, enerji tüketiminin azaltılması gerekmektedir. Uzun yıllardan beri termal sistemlerin verimlilik analizi ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalar önemli bir yer tutmaktadır. Termal sistemlerin analizinde termodinamiğin birinci ve ikinci kanunu kullanılmaktadır. Bu kanunlara dayalı analiz yöntemine ise ekserji adı verilmektedir. Enerji tüketiminin yaklaşık %25'i konutların ısıtılması için harcandığından, ısıtma sistemlerinin enerji ve ekserji analizlerinin yapılması oldukça önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, üç kazan, on bir eşanjör dairesi bulunan ve yaklaşık olarak yılda 500 ton özel kalorifer yakıtı tüketen Munzur Üniversitesi Isı Merkezinin enerji ve ekserji analizi yapılmıştır. Çalışmada öncelikli olarak kazandaki yanma olayı incelenmiştir. Yanma olayında hava fazlalık katsayısının (HFK) ve baca gazı sıcaklıklarının enerji ve ekserji verimleri üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Analiz sonucunda kazan enerji verimi %94 ve kazan ekserji verimi %19,3 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, sistemin otomasyonunda, Hava fazlalık katsayısı ve baca gazı sıcaklıklarındaki iyileştirmelerle yılda yaklaşık olarak %1,5-2 civarında yakıt tasarrufu sağlanacağı tespit edilmiştir. Bu oran, tüm sistemdeki iyileştirmeler göz önüne alındığında (örneğin bina ısı yalıtım kalınlığının Tunceli ili için 7 cm olması gerektiği, çatı yalıtımlarının yapılması, bina mimarilerinin bölgeye uygun olarak projelendirilmesi gibi) çok ciddi ekonomik tasarruflar sağlanmış olacaktır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Sulu çözeltilerden brillant yeşili gideriminin poli (akrilonitril-ko-N-vinil pirolidon) / zeolit kompoziti kullanılarak araştırılması

    Nevroz Kavak

    Bu tez çalışmasında katyonik bir boyar madde olan brillant yeşilinin (BY) kesikli sistemde adsorpsiyonu, yerinde polimerizasyon metodu ile seztezlenen poli(akrilonitril-ko-N-vinil pirolidon)/zeolit (poli(AN-ko-VP)/zeolit) kompoziti kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Adsorpsiyon üzerine pH, başlangıç BY konsantrasyonu, adsorbent miktarı ve sıcaklığın etkisi belirlenmiştir. En yüksek giderim verimi 25 mg/L başlangıç BY konsantrasyonu, 0,2 g/50 mL adsorbent miktarı, pH 4,5'te ve 40 °C sıcaklıkta %97,60 olarak belirlenmiştir. Kompozitin yapısal ve termal özellikleri FT-IR (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi), SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu), XRD (X-ışını Kırınım Difraktometresi), TGA (Termogravimetrik Analiz) ve DSC (Diferansiyel Taramalı Kalorimetri) ile belirlenmiştir ve karakterizasyon sonuçları, kompozitin homojen ve üç boyutlu bir yapıya sahip olduğunu göstermiştir. Bozunma sıcaklığı ve camsı geçiş sıcaklığı sırasıyla 410 oC ve 152 oC olarak bulunmuştur. Adsorpsiyonun izotermleri, kinetiği ve termodinamiği çalışılmıştır ve sonuçlar denge verilerinin Langmuir izoterm modeli ile daha iyi uyum sağladığını göstermiştir. Kinetik sonuçlar adsorpsiyon prosesinin hız belirleme basamaklarından biri olarak dış taraf kütle transferi ve iç difüzyon ile birlikte pseudo ikinci derece kinetiği ile tanımlanabileceğini göstermiştir. Termodinamik özelliklere göre, çalışılan sıcaklıklarda adsorpsiyon prosesi kendiliğinden gerçekleşmekte ve endotermiktir. Başlangıç BY konsantrasyonu, adsorbent miktarı ve zamanın adsorpsiyon üzerine etkileşim etkilerini belirlemek için yanıt yüzey yönteminde yer alan merkezi kompozit tasarım kullanılmıştır. Modelin varyans analizinden (ANOVA), verilerin model uyumunun oldukça önemli olduğu bulunmuştur (R2=0,95). Sonuç olarak sentezlenen kopolimerin sulu çözeltilerden BY gideriminde etkili bir adsorbent olduğu bulunmuştur.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Mavi yunus (Cyrtocara moorii) juvenillerinin farklı anestetikler ile transferi: Konsantrasyon ve su kalitesi

    Esma Sümer

    Su ürünleri yetiştiriciliğinde 2-fenoksietanol, MS-222 (tricaine) ve benzokain gibi sentetik anestetikler yaygın olarak kullanılmaktadır. Amerika ve İngiltere'de yemeklik balıklarda kullanılmasına yasal olarak izin verilen tek anestetik madde MS-222'dir. İlaç ve Gıda Örgütü (FDA) tarafından MS-222'nin balık vücudundan atılma süresi 21 gün olarak belirtilmiştir. Bu da balıkların pazarlanmasında gecikme yaşanmasına neden olmaktadır. Sentetik anestetiklere karşı iyi bir alternatif seçeneği olarak düşünülen bitkisel ürünlerden elde edilen değişik yağların kullanımları her geçen gün kullanımları artmakta ve çalışmaları sürmektedir. Yapılan araştırmalarda karanfil yağının anestetik etkileri üzerine birçok çalışma gerçekleştirildiği görülmektedir. Bununla birlikte, nane ve lavanta yağlarının anestetik etkisi hakkında çalışma az sayıda olup stok yoğunluğu ve transfer konularında çalışmalara rastlanmamıştır. Çalışma kapsamında öncelikle 100-400 mg L-1 (MS-222 için) ve µl L-1 (Bitkisel anestetikler için) konsatrasyon aralığında anestetiklerle 1:9 oranında etanol ile çözündürülerek efektif dozlar tespit edilmiştir. Sonrasında 4 farklı deneme grubu oluşturularak (3 farklı sedadif dozda,10 ppm, 20, ppm ve 30 ppm ve bir kontrol grubu, anestetik madde ilavesiz) transfer işlemi gerçekleştirilmiştir. Balıklar naylon torbalara konularak içine anestetik madde ilave edildikten sonra 1:3 oranında hava basılarak ve ağzı bantlanarak 6, 12 ve 18 saatlik balık nakliyesi simülasyonuna tabi tutulmuştur. Çalışma sonuçlandıktan sonra balıklar 72 saat boyunca gözlemlenerek kayıp olup olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, farklı anestetik madde uygulamaları su kalitesi kriterleri bakımından karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, araştırma, nane ve lavanta yağlarının, tropikal balık türlerinde sentetik anestetiklere alternatif kullanılabileceğini göstermiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Bitlis ilinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmecilerin sosyo-ekonomik analizi

    Ozan Buruç

    Bu tez çalışması, Bitlis ilinde su ürünleri yetiştiriciliği yapan işletmecilerin sosyo-ekonomik durumunu tespit edebilmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 2017 yılında Bitlis Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü'ne kayıtlı faal olan beş adet alabalık işletmesinde gerçekleştirilmiştir. Bitlis ilindeki işletmelerin toplam proje kapasiteleri 190 ton/yıl olup fiili kapasiteleri ise 215 ton/yıldır. Yetiştiriciliğin % 80'i beton havuzlarda, % 20'si ise kafeslerde yapılmaktadır. İşletmelerin havuzlarında kullanılan suyun genel olarak kaynak suyu olduğu görülmüştür. İşletmeciler yetiştirdikleri ürünleri çoğunlukla lokantalarında tüketime sunmak suretiyle, toptan veya perakende olarak sattıklarını belirtmişlerdir. İşletmecilerin yaş aralığı 43-61 arasında olup eğitim düzeylerinin düşük olduğu gözlemlenmiştir. İşletmeciler SGK'ya bağlı veya emekli olduklarını beyan etmişlerdir. İşletme sahiplerinin çoğunun balıkçılıkla uğraştığı sadece bir tanesinin çiftçi olduğu tespit edilmiştir. İşletme çalışanlarının genelde erkek olduğu, çalışan bayanların ise aile fertlerinden olduğu dikkat çekmektedir. Medeni durum bakımından evli olanların çoğunlukta olduğu belirlenmiştir. Personelin % 50'si ilkokul mezunu, % 27'si ortaokul mezunu, % 23'ü lise mezunu olmakla birlikte yüksekokul mezunu bulunmamaktadır. Birçok sorun dile getiren işletmeciler, teşviklerin üretimden ziyade giderlerde büyük bir paya sahip olan yem için verilmesini talep etmektedirler. Anahtar kelimeler: Su Ürünleri Yetiştiriciliği, İşletmeci, Sosyo-Ekonomik Analiz, Bitlis.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Yükseköğretim kurumlarında akreditasyon uygulamalarına yönelik öneri: Bir kamu üniversitesi örneği

    Yunus Özçiçek

    Bu çalışmada bir kamu üniversitesinin inşaat mühendisliği bölümünün uluslararası bir akreditasyon kurumu olan Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (MÜDEK)'nin ölçütleri açısından özdeğerlendirmesi yapılarak bir özdeğerlendirme raporu akreditasyon önerisi olarak hazırlanmıştır. Bu öneri sayesinde tepe yöneticilerin, öğretim elemanlarının ve idari personelin kalite ve akreditasyonun önemi, faydası ve gerekliliği noktasında bilinç düzeyinin yükseltilmesi ve akreditasyon süreci için ilk adımın atılmasına öncülük edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar sayesinde bölümün akreditasyona tabi tutulması halinde mühendislik lisans eğitimi MÜDEK akreditasyon kriterleri açısından mevcut bölümün durumunun bir resmi çekilerek eğitim faaliyetlerinin kalite düzeyinin tespit edilmesi sağlanmıştır. Bu doğrultuda bir özdeğerlendirme raporu önerisi hazırlanmıştır. Bu rapor üniversitenin ilgili makamlarıyla paylaşılarak tepe yönetim başta olmak üzere bölüm öğretim elemanları ve idari personelin kalite ve akreditasyon konusundaki bilgi birikimlerini zenginleşmesine katkıda bulunmuş, farkındalıkları artırılmış ve akreditasyon sürecini başlatmak için bir motivasyon aracı ortaya koyulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kalite, Akreditasyon, Yükseköğretim.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Çay örneklerinde dispersif sıvı-sıvı mikroekstraksiyon yöntemi ile bakır tayini

    Sabine Bal

    Bu çalışmada ligand olarak 1-(2-piridilazo)-2-naftol (PAN) kullanılarak dispersif sıvı-sıvı mikroekstraksiyon (DSSME) yöntemi ile kuru çay örneklerinde bakır zenginleştirilerek, alevli atomik absorpsiyon spektrofotometresi (FAAS) ile tayin edildi. Cevap yüzey metodu (CYM) ile kombine kullanılan merkezi kompozit tasarım (MKT) ile yeni bir metot geliştirildi. Cevap yüzey metodu kullanılarak optimum deneysel koşullar (pH, ekstraksiyon çözücü miktarı, dispersif çözücü miktarı, vorteks süresi ve santrifüj süresi) belirlendi ve geliştirilen DSSME yönteminin Cu2+ iyonlarının gerçek örneklerde tayini için uygulanabilirliği araştırıldı. Bu amaçla, öncelikle sentetik Cu2+ iyonu içeren farklı derişimdeki çözeltiler kullanılarak kompleks oluşumu ve ekstraksiyon verimi için çalışma koşulları (pH, ekstraksiyon çözücü miktarı, dispersif çözücü miktarı, vorteks süresi ve santrifüj süresi) optimize edildi. Elde edilen veriler, optimize edilen deneysel koşulların ve geliştirilen yöntemin farklı kuru çay örneklerinde Cu2+ iyonlarının tayini için analitik amaçlı uygulanabileceğini gösterdi. Geliştirilen ve optimize edilen yöntemin doğruluğu ve geçerliliği sertifikalı standart referans madde (NIST SRM 1547 Peach leaves) kullanılarak kontrol edildi ve elde edilen verilerin sertifikalı değerler ile uyumlu olduğu tespit edildi. Optimize edilen koşullar altında geliştirilen DSSME yönteminin SRM'ye uygulanmasıyla elde edilen geri kazanım değerleri %98 olarak elde edildi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Tunceli ilinde yetişen sumak bitkisinin fitokimyasal bileşenlerinin incelenmesi

    Esra Yüksel

    Sumak Anacardieceae ailesine ait bir bitkidir. Bu çalışmada Tunceli'de doğal olarak yetişen sumak bitkisi 5 farklı ilçeden toplandı, yıkandıktan ve oda sıcaklığında kurutulduktan sonra analize kadar buzdolabında saklandı. Sumak örneklerinde pH, renk, kül miktarları, toplam fenolik madde içeriği, DPPH serbest radikali giderme kapasitesi, metal şelatlama kapasitesi, CUPRAC, indirgeme kuvveti, mineral madde içeriği, organik asitlerden; tartarik asit, malik asit ve sitrik asit, fenolik bileşiklerden; gallik asit, vanilik asit, kafeik asit, rutin, resveratrol, (-)- epikateşin ve (+)- kateşin hidrat içeriği belirlendi. Yapılan çalışmada toplam fenolik madde (TFM) miktarı 1929±63 mg GAE kg-1-231±10 mg GAE kg-1 aralığında bulundu. Bütün sumak örneklerinde TFM miktarı en yüksek asitlendirilmiş metanol ekstraktında, DPPH serbest radikali giderme kapasitesi ise asitlendirilmiş asetonitril ekstraktında olduğu görüldü. S5 nolu örneğin ise bütün ekstraktlarının metal şelatlama kapasitesi diğer örneklerden yüksek olduğu fakat EDTA'nın metal şelatlama kapasitesinden düşük olduğu belirlendi. CUPRAC'ın ise en yüksek 118.0±3.0 mg KAE kg-1 ile S5 nolu örneğin asitlendirilmiş metanol ekstraktında, en düşük 10.2±0.6 mg KAE kg-1 ile yine S5 nolu örneğin asitlendirilmiş asetonitril ekstratında olduğu tespit edildi. Bütün örneklerin indirgeme kuvvetleri ise sentetik antioksidanların indirgeme kuvvetlerinden düşük olduğu, ayrıca örneklerin mineral madde bakımından da zengin oldukları, baskın olan organik asidin malik asit, fenolik bileşiğin ise gallik asit olduğu tespit edildi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Remazol Brilland Blue R'a maruz bırakılan kerevit (Astacus leptodactylus)'in solungaç dokusunda biyokimyasal yanıtın araştırılması

    Tufan Karakoç

    Bu çalışmada, çeşitli konsantrasyonlarda tekstil boyar maddesi Remazol Brilland Blue R'a maruz bırakılan tatlısu istakozu (Astacus leptodactylus Eschscholtz, 1823)'nda biyokimyasal yanıtın araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma grupları, kontrol grubu (0 mg/l-1) ve kerevitlerin Remazol Brillant Blue R 3 subletal dozuna (0,5 mg/l-1, 1 mg/l-1 ve 2 mg/l-1) maruz bırakıldığı deneme grupları şeklinde oluşturuldu. Her akvaryumda bulunan kerevitlerin 24 saat ve 48 saat sonunda akvaryumdan alınmıştır. Biyokimyasal yanıtın belirlenmesi için kerevitin solungaç dokusunda glutatyon (GSH), süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT) ve malondialdehyde (MDA) seviyeleri incelenmiştir. SOD aktivitesi araştırılmış olup, 24 saat ile 48 saatlik örneklemeler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0.05). 24 saatlik örneklemede uygulanan dozlar arasında istatistiksel olarak önemli bir fark tespit edilemezken (p>0.05), 48 saatlik örneklemede ise doz grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). CAT aktivitesinde, 24 ve 48 saatlik örneklemeler arasında 1 mg/l-1 dışında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). 24 ve 48 saatlik deneme grupları kendi içerisinde karşılaştırıldığında, bütün dozlar kendi arasında anlamlı bir fark vermiştir (p<0.05). GSH ve MDA sonuçları ise istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç vermemiştir (p>0.05).

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Farklı kefir kültürleri ve sütlerle elde edilen kefirlerin mineral içeriklerinin ve antioksidan özelliklerinin incelenmesi

    Haydar Eryılmaz

    Bu çalışmada üç farklı kefir kültürü, marketlerden temin edilen beş farklı süt örneğiyle fermente edildi. Fermente edilen kefir örneklerinde pH, kuru madde, kül miktarı, karbondioksit miktarı (CO2), titrasyon asitliği, 2,2-difenil-1-pikrilhidrazil (DPPH) serbest radikal giderme kapasitesi, indirgeme kuvveti, metal şelatlama kapasitesi, toplam fenolik madde (TFM) miktarı, bakır(II) iyonu indirgeyici antioksidan kapasitesi (CUPRAC) ve mineral madde içerikleri incelendi. Süt çeşidi bakımından kefir örnekleri karşılaştırıldığında kefirlerin pH, kuru madde, titrasyon asitliği ve kül miktarı bakımından benzer olduğu tespit edildi (p>0.05). 3 numaralı kefir kültüründen elde edilen kefirin % DPPH serbest radikal giderme kapasitesinin %18.8±0.3 ve 1 numaralı sütten elde edilen kefirin ise % DPPH serbest radikal giderme kapasitesinin %24.9±0.4 olduğu ve diğer örneklerden yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Kefir örneklerinin indirgeme kuvvetleri sentetik antioksidanların indirgeme kuvvetleri ile karşılaştırıldı ve kefir örneklerinin indirgeme kuvvetlerinin daha düşük olduğu tespit edildi. Metal şelatlama kapasiteleri ise EDTA ile karşılaştırıldı. Toplam fenolik madde miktarları gallik asit eşdeğeri ve CUPRAC değerleri kafeik asit eşdeğeri olarak hesaplandı. Süt çeşidine göre kefir örneklerinin TFM miktarları 28.4-50.7 mg GAE kg-1 aralığında değiştiği bulundu. Mineral içerikleri bakımından karşılaştırıldıklarında ise 1 numaralı kefir kültüründen elde edilen kefir örneğinin magnezyum (Mg), çinko (Zn) ve sodyum (Na) derişimlerinin diğer kültürler ile elde edilen kefir örneklerinden daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.05). Kalsiyum (Ca) ve potasyum (K) bakımından kefir örnekleri arasında istatiksel bir fark olmadığı tespit edildi (p>0.05). Deneysel çalışmalardan elde edilen veriler ışığında, kullanılan kefir kültürlerinin ve süt çeşidinin kefir örneklerinin antioksidan özellikleri ve mineral içerikleri üzerine önemli bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: CUPRAC, DPPH Serbest Radikal Giderme Kapasitesi, İndirgeme Kuvveti, Kefir, Metal Şelatlama Kapasitesi, Mineral, Toplam Fenolik Madde Miktarı

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Metil oranj tekstil boyar maddesine maruz kalan Gammarus pulex'de bazı antioksidan ve detoksifikasyon enzim aktivitesindeki değişiklikler

    Metin Yaman

    Tekstil boyaları bugün dünyada büyük ölçüde kullanılmaktadır ve tekstil endüstrisi ulus ekonomisinde önemli bir rol oynamaktadır. Boya imalatı, baskı, boyama ve tekstil endüstrilerinden gelen boya kirleticileri çevre kirliliğinin ana kaynaklarını oluşturmaktadır. Bu endüstri kuruluşlarının çıkış suları genellikle renklidir ve atıksuyun alıcı su kaynaklarına doğrudan deşarjı, sucul yaşama hasara neden olacaktır. Bu çalışma, Gammarus pulex'teki bazı antioksidan ve detoksifikasyon enzimi aktivitelerinin değişimlerini kullanarak metil oranj (MO) toksisitesini belirlemek için yapılmıştır. LC50 (letal konsantrasyon 50) değerini belirlemek için statik bir test kullanıldı. MO LC değeri 1737,3 ppm olarak tespit edildi ve sonra G. pulex üç subletal dozda (LC değerinin 1/4; 1/8 ve 1/16) oranında MO'ya 24 ve 96 saat boyunca maruz bırakıldı. ELISA kiti kullanılarak Süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPX), Sitokrom p450 (CYP1A1), glutatyon S-transferaz (GST) aktiviteleri ve glutatyon (GSH), malondialdehit (MDA) seviyeleri belirlendi. Farklı MO dozlarına maruz bırakılan tüm gruplarda CAT ve CYP1A1 aktivitelerinin arttığı bulunmuştur. GST aktivitesi ve GSH, MDA düzeyleri, farklı MO dozlarına maruz bırakılan tüm gruplarda artmıştır. GPX faaliyetleri tüm gruplarda değişmiş fakat gözlenen bu değişiklik istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Farklı konsantrasyonlardaki MO'nun SOD aktivitesini farklı düzeylerde etkilediği görülmüştür. Çalışmamızda, maruz kalma süresinin, GST ve GSH dışındaki biyokimyasal biyolojik belirteçleri önemli ölçüde etkilemediği bulunmuştur. Sonuç olarak, antioksidan ve detoksifikasyon enzimlerindeki değişiklikler ve lipid peroksidasyonu potansiyel olarak çevre içindeki boyaların risk değerlendirmesi için hassas biyolojik belirteç olarak kullanılabilir ve deşarj düzenlemelerinin yapılmasına katkıda bulunabilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Diyarbakır ilinde farklı bölgelerden toplanan bitkilerdeki antioksidan parametreler kullanılarak hava kirliliğinin izlenmesi

    Eşref Gezer

    Hava kirliliği hem gelişmiş hem de gelişmekte olan şehirlerdeki en önemli çevresel kaygılardan biridir. Bu çalışmada, Diyarbakır ilinde farklı bölgelerden toplanan Pinus nigra bitkilerindeki antioksidan parametreler kullanılarak hava kirliliğinin izlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Pinus sp. Ağustos ve Aralık aylarında Diyarbakır'ın merkezinde üç ayrı yerden (Eğil (kontrol), Koşuyolu (şehir merkezi) ve Organize Sanayi Bölgesi) yaprak örnekleri toplandı. Pinus nigra yaprağında enzimatik antioksidanlar süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (CAT), glutatyon peroksidaz (GPX), glutatyon S-transferaz (GST) ve malondialdehit (MDA) seviyeleri belirlendi. Biyokimyasal biyobelirteçler, ELISA metodu kullanılarak mikroplaka okuyucuda ölçüldü. Ağustos ayında SOD enzim aktivitesini Eğil (kontrol) ile kıyasladığımızda Koşuyolu ve Organize Sanayi Bölgesinde azalmıştır, ancak aralık ayında kontrol ile kıyaslandığında diğer istasyonlarda artmıştır. CAT enzim aktivitesi kontrol ile kıyaslandığında Koşuyolu ve Organize Sanayi Bölgesinde azalmıştır. Ağustos ayında GPX düzeyleri Eğil ile kıyaslandığında Organize Sanayi Bölgesinde artmıştır. GST enzim aktivitesinde her iki mevsimde istatistiksel olarak önemli bir değişiklik görülmemiştir. MDA düzeyleri Eğil ile kıyaslandığında genel anlamda diğer bölgelerde artış göstermiştir. Diyarbakır ilinde hava kirliliğinin izlenmesinde Pinus nigra yapraklarında SOD, CAT, GPX enzimleri ile MDA düzeylerindeki değişikliklerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği ancak GST'nin biyobelirteç olarak kullanılmasının uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, Pinus sp. nin kirletilmiş alanlardaki çevresel hava kalitesini yansıtacak etkili bir biyoindikatör olduğu da kanıtlanmıştır. Biyokimyasal biyobelirteçlerin farklı sonuçları, bitkilerdeki hava kirliliğinin olumsuz etkilerinden sorumlu olası metabolik süreçlerin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir ve bitkinin biyokimyasal tepkisi, Diyarbakır'da yetersiz kontrol edilen kentsel hava kirliliğinin çevresel sonuçlarını bir dereceye kadar ortaya koyabilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Keban Baraj Gölü Çemişgezek bölgesinde (4.bölge) avcılığı yapılan balıklarda endohelmintlerin araştırılması

    Burcu Aktürk

    Bu çalışmada, Temmuz-Aralık 2016 tarihleri arasında Keban Baraj Gölü Çemişgezek Bölgesinde avcılığı yapılan, 52 adet Cyprinus carpio Linnaeus, 1758, 49 adet Capoeta trutta (Heckel, 1843), 53 adet Lucio barbus mystaceus (Pallas, 1814), 56 adet Lucio barbus esocinus ( Heckel, 1843) olmak üzere toplam 210 balık üzerinde inceleme yapılmıştır. İncelenen balıkların 173'ünün enfekte olduğu görüldü. Enfekte balıklarda 4 parazit türü tespit edildi. Yapılan otopside Cyprinus carpio'nun göz sıvısı içinde Diplostomum sp., bağırsağında Khawia sinensis olmak üzere 2 adet parazit türü tespiti yapıldı. Capoeta trutta'nın göz sıvısı içinde Diplostomum sp., bağırsağında Neoechinorhynchus rutili olmak üzere 2 adet parazit türü belirlendi. Lucio barbus mystaceus'un göz sıvısında Diplostomum sp., bağırsağında Neoechinorhynchus rutili olmak üzere 2 parazit türü saptandı. Lucio barbus esocinus'un göz sıvısında Diplostomum sp., bağırsağında Neoechinorhynchus rutili türü tespiti yapıldı.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    İş analizini kullanarak iş değerleme prosedürünün dizaynı: Tekstil sektöründe bir uygulama

    Gamze Balçık

    İş Analizini Kullanarak İş Değerleme Prosedürünün Dizaynı: Tekstil Sektöründe Bir Uygulama Bu çalışma tekstil sektöründe faaliyet gösteren, halı fabrikasında çalışan mavi yakalıların yapmış oldukları işleri analiz etmek, sınıflandırmak, birbiriyle karşılaştırmak ve değerlemek amaçlarına hizmet etmesi amacıyla çalışan yönelimli bir iş analizi sisteminin geliştirilmesi ve geliştirilen bu sistemle ücretlendirmeye yardımcı olabilecek iş değerleme çalışmasını gerçekleştirmeyi hedeflemektedir. İşletmede sadece mavi yakalı çalışanların faaliyet gösterdiği 71 iş değerlemeye alınmıştır. İşleri Puanlama Sistemi anketi olarak adlandırdığımız anket ve gözlem yöntemleri kullanılarak işler analiz edilmiştir. Analiz edilen işlerin tanımlanmasında mavi yakalı işlerin değerlemesinin yapıldığı Metal Sanayi İş Gruplandırma Sisteminden yararlanılmıştır. MESS sistemi göz önünde bulundurularak işlere ilişkin faktörler, derece tanımları ve işlerin ağırlıkları belirlenmiştir. İşlerin ağırlıklı faktör puanlarının belirlenmesinde işletmedeki yöneticilere anket uygulanmıştır. Faktör puanlarının belirlenmesinde iş değerleme yöntemlerinden faktör-puan yöntemi kullanılmıştır. Faktör puanları geometrik dizi artış yöntemiyle hesaplanmıştır. Ortaya çıkan sonuçlara göre işlerin ücret grupları belirlenmiştir

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Bingöl katı atık depolama sahasından alınan sızıntı sularının arıtımında Phanerochaete chrysosporium (ME446)'un etkinliğinin belirlenmesi

    Elif Kardaş

    Katı atık depolama sahalarında oluşan sızıntı suları, atık bileşiminden kaynaklanan kirletici ve nütrientleri bünyesinde bulundurması nedeniyle, toprak aracılığıyla yeraltı ve yer üstü sularına ulaşabilmekte ve ulaştığı alıcı ortama yüksek miktarda kirlilik yükü taşıyabilmektedir. Çalışmamızda sızıntı suyu içeren farklı 4 statik sıvı gelişim ortamında P. chrysosporium tarafından gerçekleştirilen inkübasyonun 5, 10 ve 20. günlerindeki; pH, iletkenlik, toplam fosfat değerlerindeki değişimler ile 20. günün sonundaki gelişim ortamlarına ait KOİ (Kimyasal oksijen ihtiyacı) azalışı, metal (Fe2+, Mn2+, Zn2+ ve Cu2+) uzaklaştırma yüzdesi ve toplam kuru misel ağırlıkları belirlenmiştir. Özellikle X uygulama grubunda kullandığımız mantar ile inkübasyonun 20. gününün sonunda %84 oranında Mn2+ ve Zn2+ uzaklaştırılması sağlanabilmiştir. Yine aynı X uygulama ortamında 20. günün sonunda %90.88 oranında KOİ azalışı da elde edilmiştir. Diğer uygulama gruplarında da aynı şekilde hem metal uzaklaştırma açısından ve hem de KOİ azalışı yönüyle belli oranlarda iyileştirmeler tespit edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızdan elde edilen bulgular, beyaz çürükçül mantar P. chrysosporium'un sızıntı suyu bulunduran tüm uygulama gruplarında sergilediği gerek metal uzaklaştırma etkinliği ve gerekse de KOİ azaltma kapasitesi yönüyle sızıntı sularının iyileştirilmesi çalışmalarında alternatif biyolojik bir kaynak olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Phanerochaete chrysosporium, sızıntı suyu, KOİ azalışı, metal giderimi, beyaz çürükçül fungus

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Karakaya baraj gölündeki kafes balıkçılığının ticari av kompozisyonuna etkisinin araştırılması

    Tacettin Yıldırım

    Bu çalışmanın amacı, Karakaya Baraj Gölündeki kültür balıkçılığının ticari av kompozisyonuna olan etkisinin belirlenmesidir. Arazi çalışmaları Nisan 2012 ile Aralık 2012 tarihleri arasında Karakaya Baraj Gölü'nün 6, 7, 9 ve 10. avlak sahalarında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada 80, 100, 120, 140 ve 160 mm ağ göz açıklığında, 0,50 donam faktörüne göre donatılmış, 100 m uzunluğunda ve 50 göz derinliğinde monofilament sade uzatma ağları kullanılmıştır. 18 avcılık operasyonunda elde edilen 1094 adet numunenin morfometrik ölçümleri sonucunda, 2 familyaya ait 11 farklı tür tespit edilmiştir. Yapılan değerlendirmede, çalışma bölgemizin av kompozisyonunun %34,2'sinin Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss Walbaum, 1792), %22,5'inin Karabalık (Capoeta trutta Heckel, 1843), %11,6'sının Sazan (Cyprinus carpio Linnaeus, 1758), %8,7'sinin Siraz (Capoeta umbla Heckel, 1843), %7,2'sinin Tatlısu kefali (Squalius cephalus Linnaeus, 1758), %6,8'nin Kababurun (Chondrostoma regium Heckel, 1843), %4,0'ünün Havuz balığı (Carassius gibelio Bloch, 1782), %2,5'inin Akçapak balığı (Acanthobrama marmid Heckel, 1843), %1,3'ünün Sirink (Luciobarbus mystaceus Pallas, 1814), %0,8'inin Sis balığı (Aspius vorax Heckel, 1843), %0,3'ünün Cero (Luciobarbus esocinus Heckel, 1843) ve %0,2'sinin Gümüş balığı (Alburnus mossulensis Heckel, 1843)'ndan oluştuğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, habitata sonradan girerek popülasyon oluşturan Gökkuşağı alabalığının söz konusu avlak sahalarında doğal türlere oranla daha baskın duruma geldiği tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2018
    Farklı oranlardaki demirin Astacus leptodactylus (Esch., 1823)'lardaki yaşama oranı, oksidatif stres, Fe, Cu, Cr ve Zn seviyeleri üzerine etkileri

    Hülya Şahin

    Bu çalışma 15 Nisan 2016 – 15 Temmuz 2016 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmada, erkek tatlı su istakozu (Astacus leptodactylus) rasyonlarına farklı oranlarda demir (Fe) katılmasının; Astacus leptodactylus 'un yaşama oranı, hepatopankreas ve karapakstaki demir (Fe), bakır (Cu), çinko (Zn), krom (Cr) ve lipid peroksidasyon (Malondialdehit (MDA)) düzeyleri üzerine etkisinin ortaya konması amaçlandı. Bu amaçla, bir kontrol (K) ve dört adet deneme (F1, F2, F3, F4) rasyonu hazırlandı. Rasyon öğeleri kontrol rasyonuna 28,60 ± 2,21 mg kg-1 demir katkısı sağlamaktadır. Kontrol rasyonuna 50 mg kg-1, 100 mg kg-1, 200 mg kg-1 ve 300 mg kg-1 demir sülfat katılarak sırasıyla F1, F2, F3 ve F4 rasyonları oluşturuldu. Çalışma üç tekrar halinde gerçekleştirildi. Sonuç olarak, araştırmada Astacus leptodactylus kontrol rasyonuna farklı oranlarda demir katılmasının; Astacus leptodactylus 'un yaşama oranını etkilemediği görüldü. Dokulardaki Cr değeri standartların altında olduğundan dolayı tespit edilemedi. Karapaks da MDA değeri belirlenemedi. Hepatopankreasta MDA olarak belirlenen lipid peroksidasyon düzeyini önlemede kontrol rasyonuna 300 mg kg-1 demir ilavesinin yeterli olduğu bulundu. Ayrıca bu çalışmada yemdeki demir miktarının dokulardaki Fe, Cu ve Zn birikimi üzerinde etkili olduğu görüldü.