Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    Birinci Dünya Savaşı Yıllarında Dersim [1914-1918]

    Zengin, Ersoy

    Birinci Dünya Savaşı yıllarında önemli hadiselerin yaşandığı Dersim mutasarrıflığı Osmanlı Devleti’nin nüfuzunu tam olarak tesis edemediği bir yerdi. Savaş yıllarında Doğu Cephesine yapılan ikmal Dersim üzerinden ve çevresinden yapıldığından stratejik konuma sahipti. Osmanlı idarecileri Dersim’den oldukça az miktarda asker temin etmişlerdi. Esasen Osmanlı idarecileri Dersim’den asker temin etmekten çok Doğu Cephesi’ne Elaziz ve Sivas’tan yapılan sevkiyatın Dersimliler tarafından sekteye uğratılmamasını hedeflemişlerdi. Bu hedefe 1916 yılının mart ayına kadar büyük oranda ulaşılmış olsa da 8 Mart 1916’da Doğu Dersim’de başlayan isyan Osmanlı Devleti’ni çok zor bir durumda bıraktı. Bu isyan Erzincan’a doğru ilerleyen Rus birliklerinin işini kolaylaştırdı. Osmanlı askeri kuvvetleri 1916 yılının mayıs ayında isyanı bastırdı. İlerleyen zamanda bölgede dengeler Osmanlı Devleti’nin lehine gelişti. 1917 yılında Rusya’da yaşanan iç karışıklıklar sonucunda Rus ordusu Doğu Anadolu’dan çekilmeye başladı. Dersim aşiretleri 1917 yılının ikinci yarısından itibaren Osmanlı ordusunda milis olarak yerlerini aldılar. Dersim milisleri, 1918 yılında Ermeni birliklerinin işgali altında bulunan Erzincan ve Erzurum’un kurtuluşunda bulundular.

  • MakaleYalnız künye2025
    Endüstri 4.0 Sürecinde Kamu Maliyesi: Kamu Harcamaları ve Vergiler Açısından Bir Değerlendirme

    Buz, Funda

    Sanayileşme sürecinin son aşaması olan Endüstri 4.0 her alanda olduğu gibi kamu maliye- sinde de etki yaratmıştır. Endüstri 4.0 ile hayatımıza giren büyük veri analizi, akıllı robotlar, bulut teknolojileri, nesnelerin interneti gibi teknolojik gelişmeler kamu harcamaları ve kamu gelirleri konusunda da yenilikler getirmiştir. Kamu sektörünün bu teknolojik gelişmelere uyum sağlaya- bilmek adına yaptığı harcamalar kamu giderlerini artırırken teknolojinin getirdiği yeni alanlar vergileme için farklı zeminler yaratmıştır. Endüstri 4.0 ile ilk aşamada artış gösteren kamu gi- derleri zamanla azalırken doğurduğu yeni vergi alanları ile kamu gelirlerinin de artması bek- lenmektedir. Çalışmanın konusunu Endüstri 4.0’ın kamu maliyesinde yarattığı ve yaratacağı bu etkiler oluşturacak ve değerlendirilmesi yapılacaktır.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Enhancing water quality prediction with artificial intelligence: A hybrid convlstm model for spatio-temporal analysis

    Utku, Anıl; Kutlu, Banu; Utku, Esen Damla Balo

    Water quality plays a vital role in public health, environmental sustainability and ecosystem balance. However, industrialization, urbanization, and agricultural activities cause water pollution to increase, threatening both human health and aquatic ecosystems. Traditional water quality monitoring methods are usually time-consuming, costly, and require manual intervention. Therefore, developing automatic, data-driven, and high-accuracy prediction models is crucial for sustainable water management. This study created a hybrid ConvLSTM model to increase prediction accuracy. The created model was comparatively analyzed with RF, SVR, XGBoost, MLP, CNN, and LSTM. The dataset used includes historical measurement values of chemical pollutants. Input data includes geographical coordinates of sample points, chemical parameter type, and compliance with regulatory standards. Experimental results show that ConvLSTM provides the lowest prediction errors by learning spatial and temporal dependencies and reaches the highest accuracy rate with 0.994 R2 compared to other models.

  • MakaleAçık Erişim2025
    The Effect on the Shelf Life of Trout Fillets of Fennel Essential Oil

    Kuzgun, Nermin Karaton

    This study aimed to determine the chemical, microbiological, and sensory quality of trout (Onchorhynchus mykiss) fillets under refrigerated conditions. The fish were filleted and treated with 0.5% fennel essential oil. The fillets were then placed , covered with plastic wrap in Styrofoam trays and stored under refrigerated conditions. According to the results its obtained under refrigerated conditions, chemical, microbiological, and sensory analyses revealed deterioration on day 9. On the first day of storage, the aerobic bacterial count was determined to be at the lowest level in the fennel-oil–treated group, with a value of 3.39 ± 0.38 log CFU/g. On the same day, the TVB-N value of the fennel-treated group was measured as 10.22 ± 0.22 mg/100 g, and the TBA value was also found to be the lowest in this group, at 0.19 ± 0.10 mg MA/kg.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleAçık Erişim2025
    The new locality records of Scorpidium cossonii and Cyrtomnium hymenophylloides (Bryophyta) for Türkiye and Southwest Asia from the Bolkar Mountains

    Alataş, Mevlüt; Batan, Nevzat; Uygur, Ahmet; Ezer, Tülay; Aslan, Züleyha

    The new locality records of Scorpidium cossonii and Cyrtomnium hymenophylloides (Bryophyta) for Türkiye and Southwest Asia from the Bolkar Mountains Tülay EZER 1, Ahmet UYGUR2, Züleyha ASLAN ERGENEKON3, Mevlüt ALATAŞ4, Nevzat BATAN5 ORCID: 0000-0002-6485-5505; 0000-0002-3934-8851; 0000-0002-5078-2317; 0000-0003-0862-0258; 0000-0001-8456-5719 1Niğde Ömer Halisdemir University, Faculty of Architecture, Department of Landscape Architecture, 51240, Niğde, Türkiye 2Aksaray University, Sabire Yazıcı Faculty of Science and Letters, Department of Biology, 68100, Aksaray, Türkiye 3Atatürk University, Faculty of Science, Department of Biology, 25240, Erzurum, Türkiye 4Munzur University, Vocational School of Tunceli, Department of Plant and Animal Production, 62000, Tunceli, Türkiye 5Karadeniz Technical University, Faculty of Science, Molecular Biology and Genetics, 61080, Trabzon, Türkiye Abstract During bryological land study to the Bolkar Mountains, wetland moss Scorpidium cossonii (Schimp.) Hedenäs, previously known only from Çanakkale, and the arctic-alpine moss Cyrtomnium hymenophylloides (Hübener) T.J.Kop., previously known only from Ordu province, were rediscovered in Türkiye. Scorpidium cossonii was collected on wet rocky bank near the Ciğer Lake (Çan-Çanakkale) in 2014. Cyrtomnium hymenophylloides was collected on wet soil in Kalıcak and Kadıncık Villages (Ulubey-Ordu) in 2014. Ten years later, both species were found the vicinity of Karagöl and Çiniligöl (Ulukışla-Niğde), glacial lakes located in the Central Anatolian part of the Bolkar Mountains. Scorpidium cossonii and Cyrtomnium hymenophylloides were recorded for the second time from Türkiye and Southwest Asia with the present study. While, Scorpidium cossonii is characterised by strongly curved non-plicate leaves and well developed hyalodermis, Cyrtomnium hymenophylloides is characterised erect tuft life form, broadly ovate leaves, acute to apiculate leaf apices. These new locality records will provide important information about the geographical distribution of the both species in Anatolia and will contribute to the bryophyte flora of Türkiye. Keywords: Bolkar Mountains, Central Anatolia, moss, new locality, Türkiye

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Toplumsal Cinsiyetin Meslek Seçimindeki Rolü: Sosyal Hizmet Bölümü Üzerinden Yapısal Bir Analiz

    Akgül, Ceylan Sülü

    Çalışma, toplumsal cinsiyet normlarının bireylerin meslek seçimine olan etkisini sosyal hizmet bölümü özelinde, nitel araştırma yöntemi ile incelemektedir. Amaçlı örnekleme ile seçilen katılımcılardan elde edilen veriler, MAXQDA 2024 programı ile analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular, sosyal hizmetin “kadın mesleği/kadın işi” olarak algılandığını; bu algının oluşumunda toplumsal (duygusal ve yardım odaklılık algısı) ve ekonomik (masabaşı/rahat iş algısı) paradigmaların etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Erkek öğrenciler için de benzer şekilde, sosyal (farklı cinsel yönelime sahip bireylerle çalışmak istememe) ve ekonomik (gelir getirisi ve statüsü yüksek mesleklere yönelme isteği) gerekçelerin etken olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların büyük bir kısmı, meslek tercihlerinde kendi bireysel kararlarından ziyade sosyal çevrenin etkisiyle ve yeterli bilgiye sahip olmadan seçim yaptıklarını ifade etmiştir. Ayrıca, mesleğin medyada genellikle 'kadın' figürler üzerinden temsil edilmesinin, mesleğe yönelik algıları etkilediği ve şekillendirdiği de anlaşılmaktadır. Bu durum, meslek tercihlerinde cinsiyet kalıplarının (normlarının) ve hegemonik iş bölüşümünün sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri yeniden ürettiğine işaret etmekte ve bu minvalde yeni öneriler sunulmaktadır.

    • SDG 5 · Toplumsal Cinsiyet Eşitliği
    • SDG 8 · İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
  • MakaleAçık Erişim2025
    YouTube’daki Akdeniz Diyeti İçeriklerinin Analizi: Bilimsel Bilgi mi, Yanıltıcı İçerik mi?

    Kopuz, Tuba Nur Yıldız; Haznedar, Nagihan Kırcalı; Macit, Arife

    Giriş: Akdeniz diyeti, zengin besin çeşitliliği ve sağlık üzerindeki olumlu etkileriyle yıllardır popülerliğini koruyan bir beslenme modelidir. Obeziteden kardiyovasküler hastalıklara kadar pek çok durumdaki koruyucu ve önleyici etkileri dünya çapında dikkatleri çekmeye devam etmesini sağlamaktadır. Günümüzde ilerleyen teknoloji ve dijitalleşmenin artmasıyla birlikte pek çok konuda olduğu gibi beslenme ve diyet konularında YouTube önemli bir bilgi kaynağı haline gelmiştir. Yapılan bu çalışmada YouTube’da yer alan Akdeniz diyeti ile ilgili videoların kalitesi ve güvenirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma kapsamında YouTube’da “Akdeniz diyeti”, “Akdeniz tarzı beslenme”, “Akdeniz diyet modeli” anahtar kelimeleri kullanılarak tarama yapılmış ve ilk 100 video incelenmiştir. Video içeriklerinin doğruluğu, kalitesi, bilimselliği, görsel-işitsel kalitesi ve kapsamlılığı değerlendirilmiş, ayrıca literatürle karşılaştırılmıştır. Bulgular: İlk 100 video araştırmacılar tarafından değerlendirilmiş; 34 video 1 dakikadan kısa veya 20 dakikadan uzun olması nedeniyle, 12 video Akdeniz diyetine ilişkin bilgiler içermemesi, 1 video Türkçe olmaması, 2 video da sözel anlatım bulunmaması nedeniyle dışlanmış, çalışmaya toplamda 51 video dahil edilmiştir. Dahil edilen videoların ortalama sürelerinin 5,94±3,54 dakika ve görüntülenme oranlarının ortalama değerlerinin 17,85±52,78 olduğu belirlenmiştir. Videolar arasında doktor ve diyetisyenlerin konuşmacı olarak yer aldığı videoların daha güvenilir ve kaliteli olduğu saptanmıştır (p<0,05). Videoların görüntülenme sayısı ve görüntülenme oranı değerlerinin Journal of the American Medical Association (JAMA) skoru ile arasında orta derecede anlamlı korelasyon (r=0,448, r=0,481) gösterdiği saptanmıştır. Sonuç: YouTube, Akdeniz diyeti konusunda güvenirliği yüksek videolar içerse de tamamen doğru ve güvenilir bir kaynak değildir. Sağlık profesyonellerinin içerik üretimine daha fazla katkıda bulunmaları teşvik edilmeli, daha doğru, kapsamlı, güvenilir bilgilerin erişimleri kolaylaştırılmalıdır.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleAçık Erişim2025
    Comparison of Secondary Models for Modelling the Growth of Salmonella in Leafy Greens

    Omaç, Basrı

    This study evaluated the performance of three mathematical models—the Ratkowsky square-root, Arrhenius-type, and Cardinal models—in describing the temperature-dependent growth of Salmonella in leafy greens. Therefore, data on the maximum growth rate (μmax) of Salmonella enterica in leafy greens under different temperature conditions were collected from peer-reviewed scientific publications available in databases. The Integrated Pathogen Modeling Program (IPMP) software was then used for modelling and analysis. The results indicated that the sub-optimal Ratkowsky model most accurately captured growth rates below the organism’s optimum temperature, with parameters a=0.02 and Tmin=7.3°C estimated with high precision. In contrast, the model’s supra-optimal parameters were weakly constrained due to limited high-temperature data. Despite achieving strong explanatory power (R2=0.90), the Arrhenius-type and Cardinal models had significant parameter uncertainty over the whole temperature range, which limited their usefulness. These findings support the use of simpler, empirically grounded models in predictive microbiology when thermal data are incomplete. Future research should prioritize gathering data at higher temperatures to better characterize growth decline in the supra-optimal range.

    • SDG 2 · Açlığa Son
  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3
    The character of the changes in province and district classifications with communiqués: a review from the perspective of territorial administration and administrative geography

    Avaner, Tekin; Başaran, Erkin; Bankoğlu, Hatice Duygu

    In Türkiye administrative divisions are regulated by laws according to constitutional criteria, including geographical conditions, economic circumstances, and public service requirements, and are implemented through regulations. A concrete example is the 1986 ‘Regulation on Appointment, Evaluation and Relocation of Territorial Administrators’ which classifies provinces and districts based on social, cultural, geographical, and economic characteristics. This study examines class changes made through official communiqués amending the regulation, focusing on their administrative, geographical, socio-economic, and demographic potential impacts, while highlighting the importance of administrative division principles at the intersection of territorial administration and administrative geography.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2025
    Evaluation On the Industrial Use of Vegetable Dyes in Textile Printing

    Ayvaz, Kartal Murat

    In this study, the industrial use of natural dyes obtained from plant wastes in the field of textile printing was aimed, discussed, new methods (digital printing and screen printing) were brought to the agenda and applications were made. When the study is evaluated from this perspective, it is important and resource-based in terms of the field. Within the scope of the study, printing applications were made on cotton fabrics with goldenrod, rosehip and onion peel used as dyestuff sources, and the relevant fastness tests were also performed in the laboratory environment and the relevant results were listed. As a result of the study, it was revealed that the industrial usability of rosehip and onion peel as a dyestuff source in the field of textile printing, while it was determined that goldenrod was at the desired level in terms of coloring in artistic works, but it was not at a sufficient fastness level from an industrial perspective and could be improved with R&D studies.

    • SDG 12 · Sorumlu Üretim ve Tüketim
  • MakaleAçık Erişim2025
    Hidroelektrik Santrallerde Türbin-Jeneratör Yatak Arızaları Sonucu Oluşan Mekanik Titreşimler ve Çözüm Yöntemleri

    Kahraman, Gökhan

    Günümüzde imal edilmekte olan hidrolik türbinlerin güçlerinin ve boyutlarının çok artmış olması ciddi bir mekanik titreşim ve şaft salınımı problemini de beraberinde getirmektedir. Bilinmektedir ki mekanik titreşime (vibrasyon olayı) maruz kalan bir makine devamlı olarak çekme, basma, eğme, burma, kesme gibi değişken mekanik baskılarla sürekli olarak zorlanmaktadır. Hidrolik türbinlerin bu tür titreşim ve salınımlara maruz kalmaları işletme güvenliğini ve işletmede kalma süresini önemli derecede azaltmaktadır. Bu çalışmada, bir hidroelektrik santrale ait Francis tipi tür-binde yatak boşluğunun müsaade edilen sınırları aşması neticesinde meydana gelen, mekanik titreşimler (vibrasyon olayı) ve şaft salınımları arızası incelenmiştir. Tür-bin – Jeneratör yataklarına tekrar ayar yapıldıktan sonra oluşan şaft salınımları, arıza durumunda oluşan şaft salınımları ile kıyaslanmıştır. Sonuç olarak arıza sonrası hidrolik türbin yataklarının ölçüleri kabul edilen standartlara getirildikten sonra mekanik titreşimler ve şaft salınımları normal seviyelere gelmiştir. Mekanik ti-tre-şimden kaynaklı arızalar ve aşırı şaft salınımı sonucu oluşacak yatak sürtmesi gibi büyük arızalar engellenmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Kafur (Cinnamomum camphora) Esansiyel Yağının Farklı Su Sıcaklıklarında Japon Balıkları Üzerindeki Anestezik Etkinliği

    Kizak, Volkan; Akyüz, Nurettin

    Bu çalışmada, Japon balıklarında kafur esansiyel yağının farklı su sıcaklıklarında anestezik etkilerinin incelenmesi ve anestezik konsantrasyonu ile su sıcaklığının süre üzerine birleşik etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bütün su sıcaklıklarında derin anestezi bakımından en etkili konsantrasyon 300 µl/lt olurken, tam iyileşme dikkate alındığında en optimal konsantrasyon 250 µl/lt olmuştur. Anestezik madde kon-santrasyonu arttıkça derin anestezi süreleri kısalmış, tam iyileşme süreleri ise uzamıştır. Yüksek su sıcaklıklarına kıyasla düşük su sıcaklıklarında anestezi ve iyileşme süreleri uzun kaydedilmiştir. Derin anestezi ve tam iyileşme süreleri arasında 14°C su sıcaklığında zayıf negatif ilişki, 18°C su sıcaklığında kuvvetli negatif ilişki ve 22°C su sıcaklığında negatif ilişki bulunmuştur. Derin anestezi sü-releri ve kon-santrasyonlar arasında tüm su sıcaklıklarında kuvvetli negatif bir ilişki saptanırken, tam iyileşme süreleri ve konsantrasyonlar arasında kuvvetli pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Konsantrasyon ve su sıcaklığının süre üzerine birleşik etkisinin de olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, kafur esansiyel yağı Japon balıklarında üç farklı su sıcaklığında etkili bir anestezik maddedir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Determination of Suitable Drying Model and Energy Efficiency of Mixed Culture Microalgal Biomass by Infrared Drying

    Yoğurtçu, Hakan; Kalender, Mehmet

    In this study, a modeling approach using infrared (IR) drying data of mixed-culture algae, an energy efficiency analysis of the drying process, and some surface proper-ties of the dried product were presented. New model equations derived from com-monly known drying models were applied to experimental data obtained from drying microalgal biomass at various temperatures ranging from 5 to 105 °C. Among these, the DM13 equation, based on the Newton model, best represented the drying behav-ior. The specific moisture extraction rate (SMER) and moisture extraction rate (MER) increased with higher drying temperatures, while, as expected, the specific energy consumption (SEC) decreased. According to the energy efficiency analysis, the IR drying method can be considered suitable for drying microalgal biomass. FT-IR re-sults indicated characteristic green algae peaks attributed to components such as carbohydrates, proteins, and cellulose–fatty acids. Peaks at 2900 cm⁻¹ and 3386 cm⁻¹ decreased with increasing drying temperature and disappeared at 105 °C. SEM imag-es showed that microalgal cells experienced shrinkage at 60 °C. Furthermore, while dried microalgal biomass exhibited a porous structure at 50 °C and 60 °C, pores were almost absent at 70 °C and 105 °C.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    • SDG 7 · Erişilebilir ve Temiz Enerji
  • MakaleAçık Erişim2025
    Molecular Identification of Anaerobic Gut Fungi Isolated from Mountain Goats

    Kar, Bülent; Elinç, Cemal

    Anaerobic Gut Fungi (AGF) are found in the Neocallimastigomycota phylum, and it is known that these fungi play an important role, especially in the digestive system of herbivores, as they are the main colonies in the consumption of feed. AGFs provide digestion by breaking down plant tissues with the help of lignocellulosic enzymes they secrete. These enzymes have also been used in the food and feed industry in recent years. In this respect, fungi isolated and identified from different ruminant animals are valuable. In this study, fungi were isolated from mountain goats living in the wild in the Tunceli region and identified morphologically and molecularly. The ITS region of ap-proximately 1500 bp was used in molecular identification. It was determined that 9 isolated fungi belonged to the genera Orpinomyces sp. (AGF-5), Feramyces sp. (AGF-8,10) and Neocallimastix sp. (AGF-1,2,3,4,7,11). Further studies are needed to determine the microbial population in wild ruminant animals.

    • SDG 2 · Açlığa Son
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2025
    Three-Dimensional (3D) Airport Runway Design Model for Tunceli Province

    Cemalgil, Selim; Kaçmaz, Muhammed Nur

    This research article addresses the design of an airport runway for the province of Tunceli, which is characterized by a geographically challenging topography. The study highlights the inadequacies of traditional two-dimensional (2D) analyses in complex terrains and proposes a decision support approach based on three-dimensional (3D) modelling. In this context, two alternative sites were evaluated. The first site, assessed using conventional 2D methods, was found unsuitable due to excessive natural slope and significant obstacle penetrations. The second site, analyzed through a 3D environment using Digital Elevation Model (DEM) data in Blender, enabled the volumetric modelling of Obstacle Limitation Surfaces (OLS) and provided a more realistic representation of terrain-obstacle interactions. In this study, the Boeing 737-800 classified under ICAO Code 4C and widely used in Türkiye’s domestic flights, was selected as the reference aircraft for the airport runway design. Considering site-specific altitude and temperature conditions, the required runway length was calculated as 3200 m. The 3D analyses indicated full compliance with approach, takeoff-climb and inner horizontal surface criteria for the north-south orientation. Overall, the results demonstrate that 3D data-driven methods offer a more reliable and precise framework for airport planning in mountainous regions compared with traditional 2D approaches.

    • SDG 9 · Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı
  • MakaleYalnız künye2025
    Private Pain, Public Ruin: Corporeal Allegories of South African Apartheid in Age of Iron

    Hotaman, İncihan

    J. M. Coetzee’s Age of Iron presents a profound exploration of the interplay between private experience and public reality within apartheid-era South Africa. This paper argues that the novel situates Mrs. Elizabeth Curren’s personal suffering, her terminal illness, and her moral awakening as a microcosm of the broader social, political, and ethical collapse of the nation. Through the epistolary form, Coetzee provides a lens into Mrs. Curren’s growing awareness of the violent oppression endured by Black South Africans, highlighting the intersections of complicity, guilt, and the consequences of historical injustice. The novel’s meticulous depiction of her deteriorating body, her decaying home, and her limited interactions with figures such as Florence serves as an allegorical reflection of South Africa’s fragmented society and failing apartheid state. Mrs. Curren’s cancer functions as both a personal and cultural symbol, embodying the cumulative effects of shame and moral repression, while her experiences in the township of Guguletu reveal the stark contrast between mediated images of reality and lived oppression. By analyzing the novel’s layering of personal illness, ethical reflection, and socio-political critique, this paper demonstrates how Coetzee transforms large-scale historical violence into intimate, embodied experience. Ultimately, Age of Iron illuminates the inextricable connection between individual conscience and collective responsibility, illustrating how witnessing oppression entails both suffering and moral reckoning. The novel’s conclusion, which signals the emergence of a new identity rather than simply marking death, underscores the potential for ethical and personal renewal even amidst systemic collapse.

  • Derleme MakaleAçık Erişim2025
    Covid-19 Pandemisinde Neoliberal Politikalar: Sosyal Devletin Sağlıkta Eşitlik ve Hakkaniyeti Sağlamadaki Rolü

    Baş, Kazım

    Sağlık hizmetlerinde eşitsizliklerin azaltılması ve hakkaniyetin sağlanması, devletler için her zaman zorlu bir mücadele süreci olmuştur. Neoliberal ekonomik politikaların etkisiyle bu durum daha da karmaşık hale gelmiştir. Bu çalışmada, Covid-19 pandemi sürecinde, dünya genelinde etkili olan neoliberal politikaların etkisinde sosyal devletin sağlıkta eşitlik ve hakkaniyeti sağlamadaki rolü literatür kapsamında değerlendirilmiştir. Ülkeler arası ve ülkeler içinde sağlıkta eşitsizliklerin oluşumunda; sağlığın sosyal belirleyicileri olarak bilinen bireysel, sosyal, ekonomik ve çevresel faktörlerin yer aldığı bildirilmiştir. Sağlıklı bir topluma ulaşmada eşitlik ve hakkaniyet, temel unsurlar arasında yer almakta olup, devletin, sağlık hizmetlerinde, sosyal politikalar aracılığıyla hakkaniyeti sağlama ve sağlık eşitsizliklerini azaltmada rolü önemlidir. Ancak neoliberal politikalar sosyal devletin sağlık hizmetlerindeki rolünü olumsuz etkileyerek sınırlandırdığından, sağlık hizmetlerindeki eşitsizliklerin daha da arttığı görülmektedir. Neoliberal politikaların devletin sağlık alanındaki düzenleyici ve sosyal refahı gözeten rolünü zayıflatması, çoğu ülkede, Covid-19 salgın yönetiminde ciddi yetersizliklere yol açmıştır. Covid-19 sağlık krizinin aşılmasında, devletin yeniden sosyal rolü üstlenerek salgın yönetimi ve kontrolünde etkin baş aktör olduğu görülmüştür.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
    • SDG 10 · Eşitsizliklerin Azaltılması
    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2025
    Anayurt oteli’nde grotesk estetik ve romantik grotesk imgeler

    Cuşa, Hasan

    Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli adlı romanı, Türk edebiyatında bireyin yabancılaşma, içsel bölünme ve varoluşsal tedirginlik gibi temaları yoğun biçimde işleyen önemli yapıtlar arasında yer almaktadır. Roman, bugüne dek çoğunlukla psikanalitik yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilmiş; ancak bu okumalar, anlatının grotesk estetik boyutunu yeterince görünür kılamamıştır. Bu çalışma, Anayurt Oteli’ni Mihail Bahtin’in grotesk estetik anlayışı ve romantik grotesk imgeler doğrultusunda ele alarak romana alternatif bir kuramsal perspektif kazandırmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle roman üzerine yapılmış önceki incelemeler değerlendirilecek, mevcut yorumların sınırlılıkları ortaya konulacak ve Bahtin’in grotesk kuramı, bu eksikliklerin giderilmesinde teorik bir zemin olarak kullanılacaktır. Bu bağlamda çalışma, hem Anayurt Oteli’nin tematik derinliğine yeni bir boyut kazandırmayı hem de grotesk estetik ile romantik grotesk imgelerin edebî çözümlemelere sunduğu imkânları ortaya koymayı hedeflemektedir.

  • MakaleAçık Erişim2025
    Onomastik bir inceleme: ığdır yöresinde bazı hayvanların adlandırmaları

    Koç, Ali

    Onomastik, adların kökenlerini, yapısal özelliklerini ve kültürel bağlamlarını inceleyen bir bilim dalı olarak dilbilim ve kültür araştırmalarında önemli bir yere sahiptir. Adlandırma sistemleri, bireylerin ve toplumların çevrelerini anlamlandırma, düzenleme ve bu düzen içerisindeki unsurları dilsel olarak ifade etme biçimlerini yansıtır. Bu bağlamda, adlandırmalar sadece dilsel bir pratik değil, aynı zamanda bir toplumun tarihsel ve kültürel belleğine ışık tutan araçlar olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, Iğdır yöresinde hayvanların yaş ve cinsiyetlerine bağlı olarak oluşturulan adlandırmaların, Türkçenin tarihsel katmanlarıyla ilişkisini ve bu adlandırmaların yöresel ağız özellikleriyle bağlantısını ortaya koymaktır. Araştırma, nitel bir desen benimseyerek, literatür taramasına dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Veriler, yazılı kaynaklar ve ilgili literatürün analiz edilmesi yoluyla toplanmıştır. Iğdır yöresinde hayvanların yaş ve cinsiyetlerine göre oluşturulan adlandırmaların, hem tarihsel dilbilimsel unsurları hem de yöresel ağız özelliklerini barındırdığı tespit edilmiştir. Bu türden adlandırmalar, Türkçenin tarihsel evrelerinden bu yana devam eden dilsel sürekliliğin ve bu sürekliliğin modern varyasyonlarla nasıl biçimlendiğinin bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Araştırma sonuçları, Iğdır yöresinde kullanılan adlandırmaların, dildeki tarihsel katmanlarla harmanlanarak günümüze ulaştığını ve bu süreçte bölgesel faktörlerin etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, adlandırmaların yalnızca dilsel bir işlevi olmadığı, aynı zamanda toplumsal yaşamın farklı alanlarında kültürel kimlik, yerel bilgi birikimi ve ekonomik faaliyetlerle ilişkilendirilebildiği görülmüştür. İlgili sistem, Türk dilinin tarihsel çeşitliliği ve evrimini yansıtmakla birlikte, yöresel ağız özelliklerinin dili nasıl zenginleştirdiğini de göstermektedir. Ayrıca, bu bulgular dilin kültürel işlevlerinin somut olmayan kültürel mirasın korunmasında ne denli önemli bir rol oynadığına dair açık bir örnek teşkil etmektedir. Iğdır yöresindeki hayvan adlandırma pratiklerinin hem dilsel hem de kültürel düzeyde kalıcı bir değer taşıdığı ve Türkçenin etnolinguistik bağlamlarının anlaşılmasına katkı sunduğu tespit edilmiştir.

  • MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ2
    Ahmed yesevi kültürünün türkiye türkçesi söz varlığına katkıları

    Koç, Ali

    Hoca Ahmed Yesevî’nin 12. yüzyılda Orta Asya’da Türkçeyi tasavvufun dili haline getirme çabaları, Anadolu’ya göç eden dervişler aracılığıyla bu topraklarda da kök salmıştır. Yesevî (1093-1166), Türk tasavvuf geleneğinin kurucu isimlerinden biri olarak, Divan-ı Hikmet adlı eseriyle Türkçenin dinî ve kültürel söz varlığına önemli katkılarda bulunmuştur. Ahmed Yesevî kültürünün Türkiye Türkçesi söz varlığına etkilerini disiplinlerarası bir perspektifle analiz ederek, dilin tarihsel ve kültürel dönüşümüne odaklanmak bu araştırmanın çerçevesini oluşturmaktadır. Araştırmanın temel amacı, Yesevî'nin tasavvufi öğretilerinin Türkçenin dinî terminoloji, ahlaki kodlar ve morfolojik yapı üzerindeki kalıcı katkılarını sistematik bir şekilde ortaya koymaktır. Çalışma, Yesevî'nin Divân-ı Hikmet eserindeki dil stratejilerini, Anadolu'daki sözlü kültür pratiklerini ve modern Türkçenin semantik derinliğini karşılaştırmalı yöntemlerle incelemektedir. Yesevî'nin İslami kavramları Türkçeleştirme çabasının dilin epistemolojik sınırlarını genişlettiğini göstermektedir. "Gönül", "hakikat" ve "eren" gibi terimlerin Türkçe köklerle yeniden üretilmesi, hem dinî bir dil inşasına hem de toplumsal hafızanın şekillenmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca, "-lık/-lik" ve "-daş/-deş" ekleriyle türetilen kelimeler (aşklık, gönüldaş), soyut tasavvufi kavramların somutlaştırılmasında kritik bir işlev üstlenmiştir. Atasözleri ve deyimler ("Eline, beline, diline sahip ol") üzerinden yapılan analizler, Yesevî etiğinin gündelik dile nasıl içkinleştiğini ortaya koyarken; sözlü kültürdeki "Horasan erenleri" anlatıları ve coğrafi adlandırmalar (Dervişler Köyü), bu mirasın mekânsal ve kolektif boyutunu vurgulamaktadır. Yesevî kültürünün Türkçeyi bir iletişim aracı ve kültürel kimliğin bir taşıyıcısı haline getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu bulgular, dil-kültür etkileşiminin tarihsel sürekliliğini anlamak için metodolojik bir çerçeve sunarken, gelecek araştırmalarda semantik evrim ve dijital çağdaki dönüşümlerin incelenmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Ahmed Yesevî’nin hem dinî bir lider hem Türkiye Türkçesini biçimlendiren linguistik bir rol taşıyıcısı olduğu vurgulanmaktadır. Araştırma, Türk dili tarihi ve kültürel kimlik çalışmalarına yöntemsel bir çerçeve önerisiyle katkıda bulunmayı da amaçlamaktadır.