Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Tire, Olcay(3)
- Çobanoğlu, Yavuz(3)
- Acar, Sedat(2)
- Baykan, Pinar(2)
- Gün, Servet(2)
- Güneş, Bayram(2)
- Uyan, Umut(2)
- Veysikarani, Dilek(2)
- Yildirim, Tuncay(2)
- Şakar, Murat(2)
- Akdağ, Nuran(1)
- Akdemir, Fatma Şen(1)
- Akgül, Ceylan Sülü(1)
- Aslan, Alper(1)
- Atmaca, Yıldız(1)
- Ay, Ferda Alper(1)
- Bayzan, Şahin(1)
- Baş, Kazım(1)
- Boyali, Handan(1)
- Cevher, Muhammed Fatih(1)
- Dal, Nursel Alp(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Doğan, Ali Ekber(1)
- Erol, Pelin Önder(1)
- Gacar, Atalay(1)
- Geyik, Dilek Veysikarani(1)
- Gülay Ciğer(1)
- Güler, Nuran(1)
- Güler, Zuhal(1)
- Gültekın, Saıt Ugur(1)
- Gün, Gül(1)
- Gündüzalp, Seda(1)
- Hayir, Celal(1)
- Hotaman, İncihan(1)
- Karahisar, Tüba(1)
- Karahüseyinoğlu, Furkan(1)
- Karahüseyinoğlu, M. Fatih(1)
- Kavak, Seher(1)
- Kaygisiz, Ismail(1)
- Keneş Çoban, Hatice(1)
Yayınlar
- Derleme MakaleAçık Erişim2026Fakir Baykurt, Talip Apaydın ve Mahmut Makal’ın Eserlerinde Köy ve Köy Enstitüsü Deneyiminin Sosyolojik Analizi
Baykan, Pinar
Bu çalışma, Köy Enstitüleri bağlamında köy ve köylü temsillerini sosyolojik bir perspektifle incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel problematiği, enstitü kökenli yazarların köyü nasıl anlamlandırdığı ve bu temsillerin Türkiye’nin toplumsal yapısına ilişkin ne tür çıkarımlar sunduğu sorusu etrafında şekillenmektedir. Bu doğrultuda Mahmut Makal, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın’ın eserleri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, söz konusu yazarların köyü romantize etmekten uzak, gerçekçi ve eleştirel bir bakışla ele aldıklarını göstermektedir. Makal köyün yoksulluk ve geri kalmışlık içindeki görünümünü doğrudan gözleme dayalı bir biçimde ortaya koyarken, Baykurt köyü sınıfsal ilişkiler, iktidar mekanizmaları ve direniş pratikleri üzerinden değerlendirmektedir. Apaydın ise köyü modernleşme ve makineleşme süreci bağlamında ele alarak dönüşüm dinamiklerine odaklanmaktadır. Bu farklı yaklaşımlar, köyün yalnızca mekânsal bir birim değil; toplumsal eşitsizliklerin, kültürel yapıların ve değişim süreçlerinin kesiştiği dinamik bir alan olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak çalışma, Köy Enstitüsü kökenli yazarların eserlerinin, Türkiye’de kırsal toplumun sosyolojik çözümlemesine önemli katkılar sunduğunu ve köy gerçekliğinin görünür kılınmasında belirleyici bir rol oynadığını ileri sürmektedir.
- MakaleAçık Erişim2026A Critical Analysis of the Apprenticeship Discourse on the Workplace Experiences of Trainees Attending Vocational Training Centres
Gün, Servet
Vocational Training Centres (VTCs) are one of the two types of secondary-level training schools in Türkiye. As a result of a series of recent regulations VTCs enrolment has increased, and VTCs have been positioned as a significant player in vocational training to meet skilled or semi-skilled labour demand of different sectors. Over four hundred and twenty thousand students are currently attending the centres. Viewed as the best way to strengthen the link between vocational education and employment opportunities, VTCs have recently faced intense criticism for allegedly legitimizing child labour and causing child work-related homicides. As a result, VTCs has started to be questioned along with the paradigm on which they are based. To hear from the trainees themselves what exactly is going on in VTCs, a fieldwork was carried out. During the fieldwork VTCs in two different industrial zones (OSTİM and Şaşmaz) in Ankara were visited, and thirteen apprentices were interviewed by employing a qualitative method. In this framework the data were generated to analyze if this type of vocational training can be seen as a form of child labour and test the argument that work-related homicides are result from trainees themselves.
- MakaleAçık Erişim2026Leisure time loneliness: A study on youth offices
Yıldız, Metin
This study aims to examine university students’ perceptions of loneliness experienced during their free time within the framework of social isolation, difficulties in forming bonds, social access difficulties, and emotional deprivation. The research was conducted to determine the levels of leisure loneliness among students participating in Munzur University Youth Office activities and to analyze whether these levels differed according to various demographic variables. The research group consists of 301 university students (158 women, 143 men) who volunteered to participate in activities during the 2024–2025 academic year. The “Personal Information Form” and the “Leisure Time Loneliness Scale” were used in the data collection process. The data obtained were analyzed using the SPSS 26.0 program; frequency, percentage, t-test, One-Way ANOVA, and Tukey HSD tests. The findings indicate that students’ levels of leisure loneliness are generally low to moderate; although they participate in social interactions, they experience limitations in forming deep and sustainable bonds. Although gender and age were found to have no significant effect on overall loneliness levels, men were found to be more prone to emotional deprivation, while students aged 24 and above were found to be more prone to isolation. Additionally, it was determined that first-year students experience greater difficulty in forming social bonds, students who participate more frequently in youth office activities have lower levels of leisure loneliness, and students in the high-income group experience greater difficulty in terms of emotional fulfillment. In conclusion, it was found that levels of leisure loneliness did not show a significant difference according to demographic variables such as gender, age, and educational status. However, it was determined that variables such as frequency of participation in youth office activities, social bonding processes, and emotional deprivation were more closely related to leisure loneliness
- MakaleAçık Erişim2026Dijitalleşme ve toplumsal refah arasındaki ilişkinin pls-sem ile analizi
Geyik, Dilek Veysikarani
İlgili çalışmada, ülkelerin dijital kapasitelerini değerlendiren Ağ Hazırlığı Endeksi (Network Readiness Indekx – NRI) ile toplumsal refah ve gelişmişlik düzeyini ölçen Sosyal Gelişme Endeksi (Social Progress Indekx – SPI) arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. NRI, dijital altyapı, dijital beceriler ve dijital yönetişim boyutlarını kapsarken, SPI eğitim, sağlık, güvenlik, fırsat eşitliği ve temel insan ihtiyaçları gibi toplumsal göstergeleri içermektedir. Çalışmanın veri seti, 117 ülkenin 2024 yılına ait NRI ve SPI alt boyut verilerinden oluşturulmuş olup, dijitalleşmenin toplumsal refah üzerindeki etkilerini test etmek amacıyla Kısmi En Küçük Kareler Yapısal Eşitlik Modellemesi (PLS-SEM) yöntemi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarında, dijitalleşmenin toplumsal refah üzerindeki etkisinin güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı olduğunu belirlenmiş; dijital kapasitenin toplumsal ilerleme üzerinde belirleyici bir rol oynadığı gözlenmiştir. PLS-SEM kapsamında değerlendirilen ölçüm modelinin güvenilirlik ve geçerlik açısından uygun olduğu, Cronbach α, ρC, ρA ve AVE değerlerinin tüm yapılar için kabul edilebilir düzeylerde gerçekleştiği belirlenmiştir. Yapısal modele ilişkin açıklanan varyans (R²) değeri ise SPI için 0,807 olarak hesaplanmıştır. Bununla birlikte, Önem–Performans Matrisi Analizi (IPMA) bulguları, dijitalleşme göstergesinin alt boyutları arasında dijital beceri ve dijital altyapının SPI üzerindeki etki düzeyinin en yüksek olduğunu, dijital becerinin yüksek performans sergilerken dijital altyapının görece düşük performans gösterdiğini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular, dijital kapasitenin stratejik biçimde geliştirilmesinin toplumsal ilerlemeyi destekleyen ve yönlendiren kritik bir unsur olduğunu göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Normatif güzellik idealleri: Kadınların özneleşme sürecinde baskı ve özgürleşme tartışması
Gülay Ciğer
Bu tez, gündelik hayatta sıradan ve olağan görünen güzellik pratiklerinin bazı kadınlar için kişisel bir tercih olmasının ötesinde, cinsiyet normları, beden politikaları ve iktidar ilişkileri ile normatif kadınlığın inşasında merkezi bir rolü olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla Foucault'nun iktidar, özne, bilgi ve söylem kavramlarına odaklanarak kadınların özneleşme sürecinde güzellik pratiklerinin nasıl inşa edildiğini postyapısalcı bir bakış açısıyla analiz etmektedir. Bu analiz güzellik pratiklerinin hem baskılayıcı görünen yönlerini hem de güç ve direniş aracı olarak tanımlanmasını tartışmaktadır. Nitel araştırma yönteminden faydalanarak düzenli olarak güzellik salonlarına giden 17 kadınla yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Tez, görüşme yapılan kadınların anlatılarına odaklanarak güzellik pratiklerini bazen bir tahakküm bazen de kendilerini güçlü ve özgür olarak ifade etmenin aracı olarak benimsediklerini göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Avrupa birliği ülkelerinin iş yapabilme kolaylığının çok boyutlu ölçekleme analizi ile incelenmesi
Veysikarani, Dilek; Özel, Sibel Örk
İş yapabilme, küresel ekonomiye sağlayacağı olumlu etkiler nedeniyle politika yapıcılar için öncelikli bir konu haline gelmektedir. Yatırım sermayeleri ve girişimcilerin artan hareketliliği de bu önceliğin önemini daha da artırmaktadır. Bu bağlamda yapılan çalışmada, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin iş yapabilme seviyelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, 2021 yılına ait İş Yapma Kolaylığı Endeksi verileri Dünya Bankası'ndan alınarak kullanılmıştır. Çalışmada, AB üyesi ülkelerin İş Yapma Kolaylığı Endeksi'nin alt boyutlarına göre benzerlikleri ve farklılıklarını belirlemek amacıyla Çok Boyutlu Ölçekleme analizi yapılmıştır. Bu analiz sonucunda, endekse göre en çok homojenlik gösteren değişkenlerin "İşe Başlama" ve "Vergi Ödemesi" olduğu belirlenmiştir. Ülkeler arasında ise en çok benzerlik gösterenlerin Almanya, Danimarka, Estonya ve Litvanya olduğu saptanmıştır. Bu bulgular, AB üyesi ülkelerin iş yapabilme kolaylığı açısından bazı ortak özelliklere sahip olduğunu, ancak yine de belirli farklılıkların mevcut olduğunu göstermektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Investigating Consumers’ Boycott Behavior in the Context of Israeli-Palestinian Conflict: Social Media, Consumer Animosity and Perceived Efficacy Perspectives
Cevher, Muhammed Fatih
This study aims to reveal the effects of consumer animosity, perceived effectiveness, and social media on consumers' boycott intention. In addition, the study aims to investigate the mediating role of social media in the relationship between consumer animosity and boycott intention and the relationship between perceived efficacy and boycott intention. The study also analyzes whether there are significant differences in the boycott intentions of consumers in seven different regions of Turkey. A total of 749 consumer data from an equal number of consumers in seven different regions of Turkey were analyzed using structural equation modeling and ANOVA tests. The findings of the study show that consumer animosity, perceived efficacy, and social media have a positive effect on consumers' boycott intentions. While the mediating role of social media in the relationship between perceived effectiveness and boycott intentions was observed, the mediating role of social media in the relationship between consumer animosity and boycott intentions was not detected. It also revealed that there is a significant difference between regions in consumers' boycott intentions. The study differs from other studies in that it both investigates the mediating roles of social media variables and analyzes regional differences in the analysis of boycott intentions.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Toplumsal Cinsiyetin Meslek Seçimindeki Rolü: Sosyal Hizmet Bölümü Üzerinden Yapısal Bir Analiz
Akgül, Ceylan Sülü
Çalışma, toplumsal cinsiyet normlarının bireylerin meslek seçimine olan etkisini sosyal hizmet bölümü özelinde, nitel araştırma yöntemi ile incelemektedir. Amaçlı örnekleme ile seçilen katılımcılardan elde edilen veriler, MAXQDA 2024 programı ile analiz edilerek değerlendirilmiştir. Bulgular, sosyal hizmetin “kadın mesleği/kadın işi” olarak algılandığını; bu algının oluşumunda toplumsal (duygusal ve yardım odaklılık algısı) ve ekonomik (masabaşı/rahat iş algısı) paradigmaların etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Erkek öğrenciler için de benzer şekilde, sosyal (farklı cinsel yönelime sahip bireylerle çalışmak istememe) ve ekonomik (gelir getirisi ve statüsü yüksek mesleklere yönelme isteği) gerekçelerin etken olduğu anlaşılmaktadır. Katılımcıların büyük bir kısmı, meslek tercihlerinde kendi bireysel kararlarından ziyade sosyal çevrenin etkisiyle ve yeterli bilgiye sahip olmadan seçim yaptıklarını ifade etmiştir. Ayrıca, mesleğin medyada genellikle 'kadın' figürler üzerinden temsil edilmesinin, mesleğe yönelik algıları etkilediği ve şekillendirdiği de anlaşılmaktadır. Bu durum, meslek tercihlerinde cinsiyet kalıplarının (normlarının) ve hegemonik iş bölüşümünün sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri yeniden ürettiğine işaret etmekte ve bu minvalde yeni öneriler sunulmaktadır.
- MakaleYalnız künye2025Private Pain, Public Ruin: Corporeal Allegories of South African Apartheid in Age of Iron
Hotaman, İncihan
J. M. Coetzee’s Age of Iron presents a profound exploration of the interplay between private experience and public reality within apartheid-era South Africa. This paper argues that the novel situates Mrs. Elizabeth Curren’s personal suffering, her terminal illness, and her moral awakening as a microcosm of the broader social, political, and ethical collapse of the nation. Through the epistolary form, Coetzee provides a lens into Mrs. Curren’s growing awareness of the violent oppression endured by Black South Africans, highlighting the intersections of complicity, guilt, and the consequences of historical injustice. The novel’s meticulous depiction of her deteriorating body, her decaying home, and her limited interactions with figures such as Florence serves as an allegorical reflection of South Africa’s fragmented society and failing apartheid state. Mrs. Curren’s cancer functions as both a personal and cultural symbol, embodying the cumulative effects of shame and moral repression, while her experiences in the township of Guguletu reveal the stark contrast between mediated images of reality and lived oppression. By analyzing the novel’s layering of personal illness, ethical reflection, and socio-political critique, this paper demonstrates how Coetzee transforms large-scale historical violence into intimate, embodied experience. Ultimately, Age of Iron illuminates the inextricable connection between individual conscience and collective responsibility, illustrating how witnessing oppression entails both suffering and moral reckoning. The novel’s conclusion, which signals the emergence of a new identity rather than simply marking death, underscores the potential for ethical and personal renewal even amidst systemic collapse.
- Derleme MakaleAçık Erişim2025Covid-19 Pandemisinde Neoliberal Politikalar: Sosyal Devletin Sağlıkta Eşitlik ve Hakkaniyeti Sağlamadaki Rolü
Baş, Kazım
Sağlık hizmetlerinde eşitsizliklerin azaltılması ve hakkaniyetin sağlanması, devletler için her zaman zorlu bir mücadele süreci olmuştur. Neoliberal ekonomik politikaların etkisiyle bu durum daha da karmaşık hale gelmiştir. Bu çalışmada, Covid-19 pandemi sürecinde, dünya genelinde etkili olan neoliberal politikaların etkisinde sosyal devletin sağlıkta eşitlik ve hakkaniyeti sağlamadaki rolü literatür kapsamında değerlendirilmiştir. Ülkeler arası ve ülkeler içinde sağlıkta eşitsizliklerin oluşumunda; sağlığın sosyal belirleyicileri olarak bilinen bireysel, sosyal, ekonomik ve çevresel faktörlerin yer aldığı bildirilmiştir. Sağlıklı bir topluma ulaşmada eşitlik ve hakkaniyet, temel unsurlar arasında yer almakta olup, devletin, sağlık hizmetlerinde, sosyal politikalar aracılığıyla hakkaniyeti sağlama ve sağlık eşitsizliklerini azaltmada rolü önemlidir. Ancak neoliberal politikalar sosyal devletin sağlık hizmetlerindeki rolünü olumsuz etkileyerek sınırlandırdığından, sağlık hizmetlerindeki eşitsizliklerin daha da arttığı görülmektedir. Neoliberal politikaların devletin sağlık alanındaki düzenleyici ve sosyal refahı gözeten rolünü zayıflatması, çoğu ülkede, Covid-19 salgın yönetiminde ciddi yetersizliklere yol açmıştır. Covid-19 sağlık krizinin aşılmasında, devletin yeniden sosyal rolü üstlenerek salgın yönetimi ve kontrolünde etkin baş aktör olduğu görülmüştür.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2025Gulâm Huseyn Sâidî’nin ‘‘Top’’ Adlı Romanında İran’da Meşrutiyet Dönemi
Şeker, Melike
İran edebiyatının önemli isimlerinden Gulâm Huseyn Sâidî’nin Top adlı romanı, İran tarihinin meşrutiyete geçiş dönemine ilişkin tarihsel anlatıları farklı bir bağlamda yorumlama imkânı tanıyan edebi bir eserdir. 19. yüzyıl tarihsel koşullarında günümüz İranı’nın Azerbaycan bölgesinde Meşrutiyet döneminin etkilerini tasvir eden Sâidî romanında değişimi top metaforu ile işlemektedir. Romanda anlatının merkezinde bulunan top metaforu hem çağın yeniliklerini hem de halkın çağın yeniliklerine karşı muhalefetini temsil etmektedir. İran tarihinin önemli bir dönemini işleyen roman ekonomi-politik dönüşümlerin toplumsal süreçlere etkisini konu edinmektedir. İran’a kuzey bölgesinden komşu Çarlık Rusya’nın sömürgeci bir güç olarak nüfuz alanını genişletme politikasının etkisi bağlamında işleyen roman, Avrupa merkezli kapitalist ekonominin Rusya aracılığıyla bölgede neden olduğu dönüşümlerin dinamiklerini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Sâidî’nin romanı edebi bir eser olmanın ötesinde tarihsel bir döneme ışık tutan önemli kaynak niteliğindedir. Bu makale, Gulâm Huseyn Sâidî’nin Top isimli romanını İran’ın Meşrutiyet dönemine geçiş süreciyle ilişkili ele alarak yaşanan toplumsal ve siyasal dönüşümlerin makro-tarihsel koşullarla ilişkisini kurmayı hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışma, Çarlık Rusya’nın İran coğrafyasındaki sömürgeci etkisini romanın olay örgüsünün geçtiği İran’ın kuzeybatı Azerbaycan bölgesindeki politikaları kapsamında ele almaktadır.
- Derleme MakaleAçık Erişim2025Ulus-devlet, kimlik ve kültür perspektifinde uluslararası göç tartışmaları
Reyhanoğulları, Müslüm
Çağdaş dönemde uluslararası göçler; ulus-devlet, kimlik ve kültür kavramları bağlamında karmaşık ve çok boyutlu bir ilişki içinde ele alınmaktadır. Bu ilişkinin niteliği, ulus-devletlerin doğası ve işlevleri ile uluslararası göçün temel dinamikleri tarafından şekillendirilmektedir. Ulus-devletler göçü düzenleme ve yönetmede aktif rol oynarken, uluslararası göç hareketleri de devletlerin sosyokültürel, ekonomik ve politik yapılarında dönüşümlere yol açmaktadır. Bu karşılıklı etkileşim, devlet politikaları ve toplumsal dinamiklerde derin değişiklikler yaratmaktadır. Göçmen ile ev sahibi toplumlarda kimlik ve kültür ekseninde de olumlu ve olumsuz sosyal dönüşümleri beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla göçmenlerin kimlikleri adaptasyon sürecinde yeniden şekillenirken, ev sahibi toplumların kimlik ve kültürel yapıları da değişmektedir. Bu durum kültürel sınırların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda araştırma uluslararası göç olgusunu; ulus-devlet, kimlik ve kültür ekseninde sosyo-politik etkileriyle incelemeyi amaçlamaktadır. Nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilen çalışma, literatüre dayandırılarak uluslararası göçün ulus-devletin doğasına, kimlik oluşumundaki rolüne ve kültürel ilişkilerine odaklanmaktadır. Çalışmanın beşerî coğrafyadaki bu konulara kuramsal katkı sunması hedeflenmektedir.
- MakaleYalnız künye2025Mehmet Emin’in Şiirlerinde Halkçılığın İzini Sürmek: Türkçe Şiirler ve Türk Sazı’nda Sosyal Eleştiri
Akdemir, Fatma Şen
“Türk Şairi/Milli Şair” olarak tanınan Mehmet Emin (Yurdakul) (1869-1944), özellikle I. Dünya Savaşı yıllarında yazdığı vatan ve kahramanlık konulu şiirleriyle şöhret kazanmış ve edebiyat tarihinde esas olarak bu eserleriyle yer edinmiştir. Şiirlerinde hiçbir zaman bireysel temalara yönelmemiş olan Mehmet Emin’in, milliyetçi ideolojiye bağlı kalarak yazdığı şiirlerine göre ikincil plânda kalan, toplumsal sorunları ele aldığı şiirleri de bulunmaktadır. Bunlar, Mehmet Emin’in Türk milliyetçiliğinin gölgesinde kalan ve üzerinde yeterince durulmayan farklı bir yönünün, 1914 öncesi edebi üretiminin önemli bir unsuru olan halkçılığının ürünleridir. Osmanlı topraklarında yirminci yüzyılın başından itibaren, Rusya’dan gelen Yusuf Akçura, Hüseyinzade Ali gibi Müslüman aydınların etkisiyle yayılmaya başlayan halkçılık ideolojisinden etkilenen Mehmet Emin’in, halkçılık bilinciyle kaleme aldığı ürünleri, Türkçe Şiirler (1898) ve Türk Sazı (1914) başlıklı eserlerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla anılan yapıtlar, onun halkçılığının içeriğine dair bilgi edinebildiğimiz en önemli kaynaklar arasında yer almaktadır. Mehmet Emin, bu eserlerdeki şiirlerinde, özellikle sosyoekonomik olarak üst kesim dışında kalan kitlelerin, daha çok köylülerin ve kentli yoksul kesimin, yani “halk”ın yaşadığı zorlukları ve sıkıntıları, yaşam koşullarını, yine halkın anlayacağı bir dille ve hece vezniyle temalaştırmıştır. Zira halkın yaşam koşullarının refaha kavuşturulması, seviyesinin yükseltilmesi bu olumsuzlukların ortadan kaldırılmasına koşut olarak değerlendirilmiş; toplumsal sorunların düzeltilmeden “terakki”nin mümkün olmayacağına inanılmıştır. Ayrıca bu dönem aydınları ve Mehmet Emin, meşhur söylemle “halka doğru” giderken, halka sadece romantik duygularla yaklaşarak onu yüceltmemişler; halkta gördükleri eksiklikleri ve olumsuzlukları çekincesizce dile getirmişlerdir. Bu bağlamda, Mehmet Emin’in Türkçe Şiirler’de ve Türk Sazı’nda yer alan şiirlerinde sosyal eleştirinin önemli yer kapladığı görülmektedir. Şair toplum yapısındaki çarpıklıkları gün yüzüne taşıyarak, bunlara dair farkındalık sağlamada ve çözümüne katkıda bulunmada şiirlerini araç olarak değerlendirmiştir. Bu çalışmada, anılan kitaplardaki sosyal eleştiri unsurları halkçılık bağlamında incelenecektir.
- MakaleAçık Erişim2025Symbols Regarding the Perception of Faith in Indoor and Outdoor Spaces of Alevis in the United Kingdom
Çobanoğlu, Yavuz
Cultures are showcases of symbols. Every culture is the carrier of all the symbols, tangible or intangible, of the community to which it belongs. Here symbols become clusters in which social meanings are hidden over time. However, we now live in a world where the image overrides all kinds of meanings. In such a world, symbols are the first condition of ‘being visible’ for collective cultural identities. Especially for cultural communities living as ‘minorities’ far away from their homeland, ‘being visible’ is no longer only a matter of legitimacy, but also a matter of existence. One of the solutions to this problem for these communities can be said to be the use of symbols in their social spaces. From this point of view, symbols (and the symbolism produced through them) also have some functional features. A similar functionality applies to the meanings of concepts in the mind. Indeed, meaning is not a simple bundle of thoughts living in the mind, but a unifying element that establishes commonalities. Based on many of the findings of a year- long field research in the United Kingdom, this article is interested in the functional characteristics of the symbols used by the Alevi community in the interior and exterior spaces of the Alevi community in this country. The questions of how Alevi identity is constructed, produced and transmitted through cultural symbols in Alevi spaces in the UK constitute the limits of interest of the article. Throughout the study, the discourse analysis method has been chosen as the most appropriate research technique for sub-meaning readings of symbols. The ultimate aim of the following article around this interest is to reveal the symbolic expressions of Alevi identity far from the homeland, thus offering new contributions to the field of Alevism studies.
- MakaleYalnız künye2025Psikolojik Güçlendirme ve İş Tatmini Etkileşiminde Lider-üye Etkileşiminin (LMX) Aracı Rolü
Gün, Gül
Güçlendirme, temelde bireyin kendini etkin hissetme deneyiminin motivasyonel bir sürecidir Güçlendirmek, bireylerin kendi kişisel etkileri veya kendi tercihleri üzerinde seçim yapmaları için güç vermektir. Güçlendirme, insanların işleriyle ilgili olarak kendileri hakkındaki algılarıyla yakından ilgilidir. Güçlendirme, çünkü güçlendirme tutarlı veya kalıcı bir kişilik özelliği değil, bir dizi biliştir. çalışma ortamları tarafından şekillendirilir. Çalışanları güçlendirmek, çalışan memnuniyetini, bağlılığını, performansını ve hizmet sunumunu etkiler (Safari vd., 2011) İş doyumu, örgüt psikolojisi ve insan kaynakları yönetiminde en sık araştırılan kavramlardan biridir. Örgütler, çalışanların iş doyum düzeylerini arttırmaya odaklanır; çünkü çalışan verimliliğinin iş doyumuyla doğrudan ilişkili olduğuna ve bunun çeşitli olanaklarla desteklenebileceğine inanırlar (Kohli & Sharma, 2022) Lider-üye etkileşimi teorisi bağlamında örgüt içinde liderlerin sahip oldukları kaynak, zaman ya da gücün sınırlı olması gibi nedenlerle astlarının tümüne aynı liderlik tarzını uygulamamaktadırlar. İç-gruptaki işgören ve lider arasında daha yakın ve özel bir çalışma ilişkisi kurulmakta buna bağlı olarak da lider iç-gruptaki astlarına, resmi iş sözleşmesinin dışında sosyal destek ve kaynak imkanı sağlamaktadır. Bu tür ilişkinin astlara daha fazla saygı, hoşlanma, karşılıklı destek, etkileşim olanağı, karşılıklı güven, daha fazla sorumlulukla birlikte örgüt olanaklarından fazla yararlanma gibi pek çok olumlu etkisi bulunmaktadır (Pucetaite & Novelskaite, 2014) Bununla birlikte dış grupta yer alan iş görenlerle lider arasındaki ilişkiler ise, tanımlanmış rol ilişkileri, daha düşük güven, sınırlı etkileşim, düşük destekle birlikte ve daha az ödül ile sembolize edilebilir (Dienesch & Liden, 1986) Gerstner ve Day’in (1997) gerçekleştirdiği meta analiz sonucunda yüksek kaliteli bir etkileşimin astların performansının yükselmesi, işten ayrılma oranlarının azalması ve işten duyulan tatminin artması gibi olumlu sonuçları bulunduğunu belirtmektedir (Lloyd vd., 2015) Bu bağlamda çalışma psikolojik güçlendirme algısının iş tatminine etkisinde LMX’in aracılık etkisi araştırılmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2025Polikronisiteden Çalışan Yaratıcılığına İşe Adanmışlığın Aracılığıyla Yolculuk: Otel Çalışanlarının Deneyimlerine Dayalı Bir Çıkarım
Sezgin, Eray Ekin
Bu çalışma, konaklama sektöründe çalışanların yaratıcılığını ve işe adanmışlıklarını etkileyen polikronisiteye ilişkin örgütsel araştırmalardaki kritik endişelerden birine ışık tutmaktadır. Kişi-iş uyumu teorisini temel alan çalışma, işe adanmışlığın aracılık rolüne odaklanarak, polikronistenin çalışan yaratıcılığını nasıl etkilediğini araştırmaktadır. Kesitsel bir tasarımın kullanıldığı bu çalışmada veriler, konaklama sektöründe çalışan 172 kişiden yapılandırılmış bir anket kullanılarak toplanmış ve veri analizi orijinal SPSS-26 ve AMOS-24 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veri toplamak için Polikronisite Ölçeği, Çalışan Yaratıcılığı Ölçeği ve İşe Adanmışlık Ölçeği kullanılmıştır. Bulgular, polikronisitenin, çalışan yaratıcılığı ve işe adanmışlık üzerinde pozitif bir etkisinin olduğunu ortaya koymuştur. Benzer şekilde, işe adanmışlık çalışan yaratıcılığı üzerinde pozitif bir etki sergilemiştir. Ayrıca, işe adanmışlık, polikronisitenin çalışan yaratıcılığı üzerindeki etkisinde kısmi aracı rol üstlendiği görülmüştür. Bu çalışmanın vurgusu, çalışanların önemli davranışsal sonuçları olarak bilinen işe adanmışlık ve çalışan yaratıcılığı üzerinedir; bu nedenle konaklama sektöründeki uygulayıcılar, bu çalışmanın bulgularını kullanabilirler. Benzer şekilde, polikronisite konusuna ilgi duyan araştırmacılar da bu araştırmayı bir kılavuz olarak değerlendirebilirler. Ayrıca, önerilen modelin açıklayıcı kapasitesini artırmak için, gelecekteki çalışmalar farklı değişkenler ile yapılabilir.
- MakaleAçık Erişim2024Çok Değişkenli İstatistiksel Yöntemler ile Yeşil Gelecek ve Refah Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Veysikarani, Dilek; Akdağ, Nuran
Yeşil Gelecek Endeksi ve Legatum Refah Endeksi, toplumsal ve ekonomik kalkınmanın yanı sıra çevresel sürdürülebilirliği değerlendirmek için önemli araçlar olarak kullanılmaktadır. Bu endeksler, ülkelerin ekonomik büyüme hedefleri ve çevresel faktörler arasında denge kurmalarına olanak sunmaktadır. Çalışmada yeşil gelecek ve refah arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yeşil Gelecek Endeksi ve Legatum Refah Endeksi arasında var olduğu öngörülen ilişki kanonik korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Kanonik korelasyon analizi, iki veya daha çok sayıda değişken grubu arasındaki en yüksek ilişkiyi hesaplamak için kullanılan bir istatistiksel yöntemdir. Çalışmanın örneklem grubunu OECD ülkeleri oluştururken veri seti 2023 yılına ait göstergelerdir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, yeşil gelecek ve refah arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bu sonuç, Yeşil Gelecek Endeksinin yani çevresel sürdürülebilirlik ölçütlerinin, refahı yansıtan açık ekonomiler alt boyutu ile arasında ters yönlü bir bağlantı taşıdığını göstermektedir. Bu nedenle sonuçlar, yeşil geleceğin hedeflerini ve ekonomik büyümeyi dengede tutma zorluğunu işaret etmektedir. Çalışmaya özgün değer katan ve onu bu alanda önemli kılan faktör, daha önce literatürde bu endeksler için aynı anda kullanılmamış olan istatistiksel analiz yönteminin kullanılmasıdır ve bu doğrultuda elde edilen sonuçlar ile geleceğe yönelik yeşil politika çerçevesinin çizilebilir hale gelmesidir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Sosyo-kültürel değişme bağlamında tunceli alevi ocaklarında aile
Erol, Pelin Önder; Baykan, Pinar
Tunceli’de var olan ve halen aktif biçimde devam eden yedi ana Alevi ocağının aile yapısına odaklanan bu çalışmanın amacı, yedi ocağa mensup Alevi dedeleri ve aile üyelerinin aile yapılarını anlama, aile kurumunun ocaklarda ne gibi karşılıklar bulduğunu öğrenme ve böylece toplumsal değişim sürecinde ailede ne gibi bir farklılaşmanın olduğunu gün yüzüne çıkartmaktır. Alan araştırması dâhilinde Alevi dedeleri ve aile üyeleri ile mülakatlar yapılmıştır. Veriler, içerik analizi tekniğine tabi tutularak çözümlenmiştir. Katılımcılarla yapılan görüşmelerden edilen bulgular hem Alevi dedeleri hem de aile üyelerinin, gerek bulundukları coğrafyada yaşayan Alevi toplumunun gerekse genel olarak tüm Alevi toplumunun aile yapılarının değişime uğradığına işaret etmektedir. Bu değişimi Alevi dedeleri, eskisi gibi Alevi inancına olan bağlılığın kalmadığına ve kentlere olan yoğun göçle birlikte Alevilikte uygulanan ritüellerde, gelenek ve göreneklerde çözülmelerin olmasına bağlarken, aile üyeleri bu durumu genç kuşağın değişime çabuk adapte olmasına, zamanın ve mekânın gerekliliklerine ayak uydurabilmesine bağlamışlardır. Toplumsal değişme ile birlikte kendine has aile yapısına sahip olan Alevi toplumun farklı kültürlerle iç içe girerek Alevi ailesinin bu değişimden etkilendiğini ve bu bağlamda değişim ve dönüşümlere direnç göstermedikleri bulgusuna varılmıştır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleYalnız künye2024Yapay zeka öz-yeterlilik ölçeğinin türkçe’ye uyarlanması: geçerlililik ve güvenirlik çalışması
Uyan, Umut; Gültekın, Saıt Ugur
Son dönemde geliştirilen ve geleneksel iş yapma pratiklerimize meydan okuyan yapay zeka (YZ) teknolojileri, otonom araçlardan tıbbi teşhise kadar birçok alanda kullanılmaya başlanmıştır. Bahsedilen teknolojiler hızlı ve bağlama uyarlanabilir çıktılar sunabilmesi bakımından kullanıcılarına etkinliklerini arttırmayı vadetmektedir. Diğer taraftan insan-benzeri etkileşim deneyimi sunabilen bu teknolojiler makine-insan ilişkisini benzersiz bir boyuta taşımaktadır. Ancak bahsedilen teknolojilerin bireysel düzeyde benimsenmesi ve kullanımına yönelik bilimsel çabaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu bağlamda Wang ve Chuang (2023) dört boyuttan oluşan yapay zeka öz yeterlilik (YZÖY) ölçeğini oluşturmuşlardır. Mevcut çalışmanın amacı yabancı dilde oluşturulan ve yazında öncü nitelikte olan bu ölçüm aracının Türkçeye uyarlanmasıdır. Uyarlama çalışması için Munzur Üniversitesinde görev yapan 156 akademik ve idari personelden online anketler vasıtasıyla veri toplanmıştır. Keşifsel ve doğrulayıcı analizlerin sonucunda elde edilen bulgular orijinal ölçeğin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir olduğunu göstermektedir. Kültürel doğrulaması yapılan ölçüm aracının ileride bu alanda gerçekleştirilecek Türkçe çalışmalara katkı sunması beklenmektedir.
AtıfOpenAlex13TR Dizin4
İncele - MakaleAçık Erişim2024Yeniden Üretilen Sinizm: Türkiye’de Merkez-Çevre Anlatısı ve Emin Alper’in Kurak Günler Filminin Kritiği
Palanci, Cihan
Öz: Şerif Mardin’in kuramsallaştırdığı merkez-çevre ilişkisi Türkiye’de siyasal ve akademik alanda uzun bir zamandır tartışılmaktadır. Bu tartışma düzlemi sadece teorik düzeyde gerçekleşmeyip sanat gibi birçok disiplin için projeksiyon olma durumundadır. Bu sanat yapıtlarının en önemlileri, özellikle 2000’li yıllarda başlayan ve politik taşra sineması olarak adlandırılan yapıtlardır. Bu yapıtlarda taşra genel olarak geriliğin, değişmemenin, politik statükonun mekanları olarak resmedilmiş ve bu çerçeveden işlenmiştir. Buna karşın Cumhuriyetten bu yana işlenen bu temanın hiç değişmeden günümüze kadar gelebilmesi oldukça ilginç bir durum oluşturmaktadır. Bunun birçok nedeni mevcuttur. Çalışmada bu temayı besleyen merkez-çevre paradigmasının oluşturduğu tartışma evrenine içkin analizler ve eleştiriler yapılmıştır. Bu analiz ve eleştiriler merkez ya da çevreyi idealize etmeden yürütülmüştür. Türkiye’de yaşanan sert politik süreçler ve kutuplaşmaların katkısı ve tarihsel olarak yanlış ya da eksik üretilen teorik gelenek, merkez-çevre kuramının nesnelliğini aşındırmış ve karşılıklı bir delüzyon yaratmıştır. Makale bu eksende Emin Alper’in Kurak Günler filmini ele alıp, yukarıda anlatılanların projeksiyonuyla değerlendirmiştir. Ayrıca dönemin yarattığı öznelliklerin ve sinema sanatına içkin finansal dinamiklerin bu yönetmenlerin taşrayla ilgili sanatsal tavırlarına nasıl etki ettiği tartışılmıştır. Taşranın bahsedilen yönetmenlerin bakış açısında ifade bulan, sözde donukluğu, ilişkisizliği ve bağlamsızlığı da değişen dünya perspektifinden eleştirilmiştir.
AtıfTR Dizin2
İncele







