Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2015
    Journey to the holy land: jerusalem travels of some emperors, crown princes and dignitaries (1855-1901)

    Satış, İhsan

    People from different parts of the world have been visiting Jerusalem for the purposes of becoming pilgrims, seeing historical and sacred sites, and satisfying their curiosities from the past to recent days. Emperors, crown princes and dignitaries had also visited Jerusalem as ordinary people have done. While, however, ordinary people have been motivated by religious sentiments, emperors, crown princes and dignitaries, in addition to religious sentiments, have been motivated by political factors as well. Visitors to Jerusalem have also supported the members of their own religions and religioussects both financially and spiritually. Based on the Ottoman archives, thisstudy aims to identify the emperors, crown princes and dignitaries who visited Jerusalem between1855-1901, and focuses on their activities whilethey were in Jerusalem. While, however, the Ottoman archives give information on theidentity of theroyal visitors, they fail to provide us sufficiently with theinfor- mation on thereal purposes of their visits.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Türk Hariciye Raporlarına Göre İspanya İç Savaşı (1936-1939)

    Sertel, Savaş

    İspanya tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. İklimi, coğrafyası, tatlı su kaynakları ve bitki örtüsüyle dünyada yaşamaya en elverişli yerlerden biridir. Bundan dolayı pek çok topluluk burada yaşamıştır. Özellikle Endülüs Emevi Devleti'nin burada kurulması İspanya için çok büyük bir şans olmuştur. Avrupa'nın barbar, İslam dünyasının en ileri medeniyet olduğu dönemlerde bu coğrafya Avrupa'nın en büyük filozof ve bilim adamlarını yetiştirmiştir. İbn Rüşt, İbn Meymun gibi âlimler Avrupalı öğrencilere dersler vermiştir. Avrupa'da Krallar kütüphanelerinde birkaç bin cilt kitapla övünürken, Endülüs Halifesinin kütüphanesinde 400 bin cilt kitap yer almıştır. Reconquista ile yok edilen Müslüman ve Yahudiler İspanya'nın zenginliğini ve medeniyetini de götürmüştür. Buna karşılık İspanya yeni bir şey bulmuştur. Coğrafi keşifler ve altın. Uzun bir süre dünyanın en büyük sömürge ve kan imparatorluğu olan İspanya XIX ve XX. Yüzyılda hızla kan kaybederek İber yarımadasına çekilmiştir. Zamanla ekonomisi ilkel tarıma dayanan İspanya Avrupa'nın en güçsüz ülkelerinden biri olmuştur. Bu süreçte Krallık, diktatörlükler, askeri darbeler ve cumhuriyetler kurulmuştur. Güçsüz İspanya bu süreçlerde sürekli darbeler ve darbe provaları yapmıştır. 1936'da meşru hükümete karşı ordu bir kez daha isyan etmiştir. Ancak bu kez isyancılar dış güçlerin limitsiz yardımıyla beslenmiştir. Empreyalist devletler 1936-1939 yıllarında yapılan kanlı iç savaşın finansörü olmuştur

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Little Lord of Union and Progress: Minister of Rationing Black Kemal’s Life and Activities

    Yedek, Şahin; Sertel, Savaş

    Head of Union and Progress Governance Ahmet Kemal Bey was known by the name of “Küçük Effendi” and “Kara Kemal”. There were two Kemal in governance for this reason he was known as “Kara Kemal.” The other Kemal is known as “Sari Kemal” was Mustafa Kemal. Talat Pasha was called as “Büyük Effendi” and Kara Kemal was called “Kücük Effendi.” During he was in management of Union and Progress Governance, he took the duty of Minister of Food, agriculture and live stock for a while. He was sentenced with capital punishment by defaultly with some unionist because of assassination attending to Mustafa Kemal in Izmir in 1926. While lots of people were being arrested because of Izmir assassination attempt, he was disappeared before trials. While trial was going on he was arrested by the police in his house in Istanbul and suicide queerly. Trials of Ankara independence court were going on after Kara Kemal’s death

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Arşiv belgelerine göre inönü döneminde türkiye- hindistan ilişkileri

    Sertel, Savaş

    Hindistan dünyada en fazla ilgi çeken bölgelerden biridir. Bunun en büyük sebebi tropik iklimi, verimli tarım arazileri, uzun nehirleri ve ürün çeşitliliğini fazla oluşudur. Tarih boyunca insanlar yaşamaya elverişli ılıman iklime sahip su kenarlarını tercih etmişlerdir. Bundan dolayı da Hindistan coğrafyası çok eski medeniyetleri ev sahipliği yapmıştır. Sulak arazilerinin fazla olmasından dolayı bölgede hayvan çeşitliliği de fazladır. Asya fillerinin en yaygın yaşadıkları coğrafya olan Hindistan'da filler ortaçağ savaşlarında tank vazifesi görmüştür. Hindistan Türkleri çok eski çağlarda tanımıştır. Bölgede Sakalar, Kuşhanlar ve Akhunlar hüküm sürmüştür. Bu Hint diline de etki etmiştir. Türkçe Hint diline çok etkilemiştir. Bununla birlikte Türkçe Hindistan'da konuşulan yerel dillerden biridir. Osmanlı döneminde ise Türk-Hint ilişkileri olması gereken düzeyde yer almamıştır. Osmanlılar bölgeyi istila eden Portekizlilere karşı Hindistan'a donanma göndermiştir. Ancak istenen başarı elde edilememiştir. Hindistan zamanla İngiliz sömürgesi haline gelmiştir. Buna rağmen Hint Müslümanları Osmanlı Padişahlarını dini önderleri ve halifeleri olarak tanımıştır. Osmanlı'nın yaptığı Tarblusgarp, Balkan ve I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı'yı maddi olarak desteklemiştir. Bu destek Kurtuluş Savaşı yıllarında da devam etmiştir. Bizzat Atatürk adına yüz binlerce lira para gönderilmiştir. Ancak Halifelik kaldırılınca buna büyük tepki göstermişler ve Türkiye'ye karşı ilgisiz davranmışlardır. İnönü döneminde ise ikili ilişkiler ticari düzeyde kalmıştır. Hindistan 1947'de bağımsızlığını kazandıktan sonra Türkiye'de büyükelçilik açmıştır

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2015
    Demokrat parti döneminde türkiye-belçika ilişkileri

    Sertel, Savaş

    Belçika Avrupa'nın en küçük ve en yoğun nüfuslu ülkelerinden biridir. Kurulduktan çok kısa bir süre sonra dünyanın en büyük sanayilerinden biri haline gelmiştir. Zengin kömür ve çelik madenlerine sahip olmuştur. Ayrıca sömürgelerinden getirdiği kauçuğu da dünya piyasalarına satarak zenginleşmeye başlamıştır. Tarafsızlık politikası ve gelişmiş sanayisi ile Osmanlı Devleti'nin en fazla ticaret yaptığı ülkelerden biri olmuştur. Osmanlı Devleti ihtiyaç duyduğu silahların büyük bir kısmını Belçika'dan almıştır. Belçika, ABD ile birlikte Osmanlı'nın tüfek ihtiyacının en önemli sağlayıcısı olmuştur. İlerleyen süreçte Osmanlı Devleti'nin elektrik, tramvay, doğalgaz ihalelerinin büyük bir kısmını da Belçikalı firmalar almıştır. Lozan'ı ve dolayısıyla Türkiye'yi tanıdıktan sonra cumhuriyet yönetimi de Belçika ile ticari ilişkilerini geliştirmiştir. Bu ilişkilerden karlı çıkan Belçika olmuştur. Güçlü bir sanayiye sahip olan ülke ürettiği malları Avrupa piyasalarına satamadığından Türkiye pazarı Belçika'ya çok cazip gelmiştir. Atatürk ve İsmet İnönü dönemlerinde de Türkiye silah ihtiyacının önemli bir kısmını Belçika firmalarından almıştır. Demokrat Parti döneminde iki ülke ilişkileri daha da zenginleşmiştir. İki ülke arasındaki sosyal ve kültürel ilişkiler de artmıştır. 6224 Sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun kabulünden sonra pek çok Belçika firması Türkiye'de yatırım yapmaya başlamıştır. Bu yatırımların en önemli avantajı yabancı firmaların teşvik almak amacıyla teknolojilerini Türkiye'ye transfer etmeleri olmuştur. Demokrat Parti döneminde Türkiye-Belçika ilişkileri altı başlık olarak ele alınmıştır

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2013
    Kars vilayetine Ermeni Göçü (1878-1914)

    Badem, Candan

    Bu makale 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından Rusya'ya ilhak edilen üç sancaktan Çıldır ve Kars sancaklarında Rus hükümetinin kurmuş olduğu Kars askeri vilayetine (oblast) Anadolu'dan gelen Ermeni nüfusun göçünü ve Rus hükümetinin adı geçen vilayetteki iskan politikasını konu almaktadır. Çalışma Türk tarih yazımında genel kabul gören yaklaşımın aksine Rus çarlık hükümetinin Kars vilayetinde Ermenilerin iskanına sıcak bakmadığını savunmaktadır. Rus hükümeti 1890'lardaki “Ermeni iğtişaşatı” sırasında Anadolu'dan kaça- rak Kars vilayetine gelen mülteci (kaçkın) Ermenileri geri alması için Babıali'ye başvurmuş ancak Sultan Abdülhamid onları geri almamakta diretmiştir. Böylece Rus hükümeti sonunda Osmanlı İmparatorluğu'ndan büyükçe bir Ermeni mülteci nüfusunu Kars oblastına kabul etmek zorunda kalmıştır.

    AtıfTR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2013
    Mülksüzleşme süreci bağlamında bir köy monografisi

    Gün, Servet

    Askeri bir stratejinin uzantısı olarak alanda hâkimiyeti sağlamak amacıyla gündeme ge- tirilen ve ağırlıkla 1990’ların ortalarında uygulanan yeniden iskân politikası, bir milyonun üzerinde insanın zorla yerlerinden edilmesine neden olmuş yakın tarihimizin önemli “toplu sürgün” olaylarından biridir. Binlerce aile plansız, çoğunlukla birkaç gün içinde ve zorla büyük kentlere göç ettirilmiştir. Köylerinden zorla göç ettirilenlerle ilgili çalışmalar bugüne kadar ağırlıklı olarak mese- leye “Kürt sorunu” bağlamında yaklaşmışlardır. Meselenin “Kürt Sorunu” gibi etno-politik bir boyutunun olmasının yanında; göç-mülksüzleşme ve proleterleşme bağlamında belirgin bir de “sınıf boyutu” vardır. Bu boyut bugüne kadar çok fazla öne çıkarılmamış ve incelen- memiştir. Bu temel gerekçeyle, çalışma, 25 yıldır süren “iç savaş”tan kaynaklanan ve köyle- rinden zorla göç ettirilen köylülerin mülksüzleşme ve proleterleşme süreçlerini aydınlatmak üzere bir köy araştırmasına dayanmaktadır. Araştırmayla, “kent yoksulluğu” olarak ifade edilen olgunun bugünkü aritmetiğinde 1990’ların mülksüzleştirme uygulamalarının etkisi ile kent yoksullarının toplumsal kimliği sorularına yanıtlar aranmaktadır. Sonuç olarak, elimizdeki çalışma her ne kadar 90’ların orta- larında uygulanan yeniden iskân politikası sonucu Tunceli’nin merkez köylerinden biri olan Müşkirek Köyü’nün mülksüzleşmesine ve yoksullaşmasına özel olarak ışık tutuyorsa da; genel olarak bahsedilen dönemin politikaları sonucu yerlerinden edilen milyonların sınıfsal dönüşümleri hakkında da fikir üretmektedir. Açık uçlu sorulardan oluşan ve nitel görüşme tekniği kullanılıp alanın bilgisine müracaat edilerek gerçekleştirilen çalışmamız, “kent yok- sulluğu” olarak kristalize olan sorunun çözümüne dair bir iki öneri sunmaktan da doğaldır ki imtina etmemektedir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2013
    A sociological analysis of de pendency of high School students perception of nationalism and Heroism on gender and school type

    Sungur, Hasan; Yıldız, Mehmet

    History lessons and textbooks are the fastest and most efficient tools thatshape and transmit social values. Nationalism is one of the major notionsthat state includes in the official history . Schools are the maininstruments of the cultivation of nationalism through the use of heroism.This study is aimed to examine the differences among high schoolstudents perception of nationalism and heroism, focusing on thedifferences that have a meaningful correlation with gender and schooltype. For this purpose a test was executed to 628 students from differenthigh schools in Turkey. Data were collected by a test which was createdafter researching on the issue. Acc ording to the results of the research, itis found that male students and state school students have morenationalist values than female students and private school students.

  • MakaleYalnız künye2013
    Tanzimat Döneminde Kudüs ve Çevresinde Avrupalı Devletlerin Nüfuz Mücadelesinden Bir Kesit: Hristiyan Cemaatlerin İmar Faaliyetleri

    Satış, İhsan

    Kudüs, üç monoteist dinde kutsal kabul edilen bir şehir olup, tarih boyunca jeopolitik konumundan ya da ticari öneminden değil, kendisine atfedilen kutsiyet ile ön plana çıkmıştır. Ancak XIX. yüzyılda Avrupalı devletler, Osmanlı toprakları üzerindeki çıkarları gereği kendilerine yakın olan Hıristiyan cemaatlerini himaye etmiş ve şehri dini bir hüviyetten siyasi bir hüviyete sürüklemişlerdir. Avrupalı devletler, şehirde bir yandan kendi kurumlarını kurarken bir yandan da Hıristiyan cemaatlerin imar faaliyetlerini finanse etmişlerdir. Bu dönemde dini himayenin siyasi önemini anlayan İngiltere, Prusya ile birlikte Osmanlı topraklarında bir Protestan kilisesinin kurulması için yoğun bir faaliyet içine girmiş; 1841de Kudüs Protestan Piskoposluğu ve 1845te de Kudüste bir Protestan Kilisesi kurulmasını sağlamıştır. Hıristiyan cemaatlerin imar faaliyetleri İbrahim Paşanın Filistine hâkim olduğu yıllarda başlamış olup, Tanzimat Fermanıyla birlikte yoğunlaşmıştır. Fermanın getirdiği ilkeler neticesinde Kudüs\\\\\\'teki Hıristiyan cemaatler, yeni kilise inşa etmek ve var olanları onarmak istemişlerdir. Bu çalışmada, Tanzimat döneminde Avrupalı devletlerin siyasal amaçlarını gerçekleştirmek için Kudüs ve çevresinde dini imar faaliyetleri, Osmanlı Devletinde kilise inşa ve onarım prosedürü ve son olarak devletin yeni kilise inşa teklifleri karşısındaki tavrı ele alınmaya çalışılmıştır.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2013
    Toplumun kadın şaire bakışı

    Yesilyurt, Turkan

    Türk ve dünya şiirinde kadın şairler dünden bugüne süren edebiyat yolculuklarında farklı engellerle karşılaşmışlardır. Kadınlara dolayısıyla kadın şairlere üniversitelerin kapıları uzun süre açılmamıştır. Virginia Woolf, kadınların üniversite eğitimi görememelerini eleştirir. İnas Darülfünûnunun (Kadınlar Üniversitesi) ilk mezunlarından birisi olan kadın şairlerimizden Şükûfe Nihal da evliliğin devamına engel teşkil ettiği gerekçesiyle Darülfünuna kaydı yapılmadığından ilk eşinden ayrılmıştır. Üst sınıfa mensup Şükûfe Nihali n tersine yoksul bir evde doğan Yaşar Nezihe ise eğitim hayatını ancak bir yıl sürdürebilmiştir. Okul çağına geldiğinde okumasına izin vermeyen babasından gizli olarak okula devam etmiş; ancak bu durumu öğrenen babası kendisini evden kovmuştur. Ahmet Rasim okuyan kadınlara, toplumda, şüpheyle bakıldığını ifade eder. Kuşkusuz okuma-yazması istenmeyen kadınların şiir yazması hiç hoş görülmeyecektir. Trabzonlu Şair Fıtnat Hanımın ilk eşinin kendisini şiir yazmayı yasakladığından yakınır. Leylâ Hanımın şair Feride Hanımla ilgili bir hatırası şiir ve edebiyatla ilgili kadınları yalnız bazı erkekler değil aynı zamanda bazı kadınlar da yadırgadığını gösteren örneklerden biridir. Ne okuması ne de yazması tercih edilen kadınlar aşkı yazmaya kalkınca tehlikeli bir alana girmiş olacaklardır. Gerçekten de aşk konusunda yazan kadın şairler; aile, akraba ve edebiyat çevrelerinin tepkilerine maruz kalmışlardır. Aile ve edebiyat çevrelerinin kadın üzerinde oluşturduğu baskı sebebiyle kadınlar aşk üzerine yazarken dış sansürden daha önce oto sansürleriyle baş etmek zorunda kalmışlardır. Trabzonlu Fıtnat Hanım, şair kadınların aşklarını söylemekten çekindiklerini ifade eder. Kamuoyunun tesirini acı bir biçimde yaşayan şairlerden biri de İranlı şair Furûğ Ferruhzadtır. Bir şiiri yüzünden çıkan dedikodu nedeniyle babaevini terk etmek zorunda kalmıştır. Necati Bey, kendisine nazire yazan Mihri Hatunu edepsizlikle itham etmiştir. Gerçekten de kadın şairler daha baştan erkek edebiyatçılar tarafından görülmek istenmez. Ahmet Rasim de Mihrünnisa Hanımın bir şiirini okuduğunda bu şiiri bir kadının yazmış olabileceğini kabul etmek istemediğini itiraf eder. Ellen Moers edebî hayatın alışverişlerinin edebiyatı nasıl beslediğini, bu alışverişin dışında bırakılan İngiliz ve Amerikan kadın edebiyatçıların nasıl acı çektiklerini dile getirir. İngiltere ve ABDnin tersine XVII. yüzyıla kadar Fransada kadın edebiyat ve toplum yaşamında bir geleneğe yaslanmıştır. Buna rağmen Moliere de Gülünç Kibarlar adlı eserinde bir kadın edebiyat çevresini yergi konusu yapmıştır. Bütün engellere rağmen yazmaktan vazgeçmeyen kadın şairlerin çoğu ise hak ettikleri ilgiyi görememiş; gerektiği gibi değerlendirilmemiştir. Şair Şeref Hanım kadın şairlere yapılan haksızlığı şiirlerinde gözler önüne sermiştir. Aslında sorun kadın ya da erkek değil, şair olmak merkezinde toplanmalıdır. Kuşkusuz bütün ayrımcı yaklaşımlara karşı durmak gerekir. Ancak, kadınların başka alanlarda olduğu gibi şiir dünyasında da açık veya gizli bir biçimde engellendiği tarihsel bir gerçektir.

  • MakaleYalnız künye2012
    Islah-ı Sanayi Komisyonu ve şirketlerin teşekkülü: Debbağ şirketi örneği

    Satış, İhsan

    Islah-ı Sanayi Komisyonu, Tanzimat’tan sonra önemini kaybeden lonca ve gedik sisteminin sona ermesiyle, ticaret ve sanayi odalarının kuruluşu arasındaki geçiş sürecinde, yerli sanayi korumaya ve geliştirmeye yönelik işlevi olan bir kurumdur. Bu kurum küçük sanayi kollarını birleştirerek, Simkeşler, Saraçlar, Debbağlar şirketlerini kurmuştur. 1873’te Komisyon kaldırılarak görevlerinden bir kısmının belediyeye verilmesi düşünülmüş olup bir kısmı da Şurayı Devlet Nafia dairesine aktarılmıştır. Bu makalede, Islah-ı Sanayi Komisyonu’nun işlevi, amacı ve kurulan şirketler içerisinde Debbağ Şirketi ele alınacaktır.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2012
    Kırım Savaşı’ndan sonra Kafkasya’dan Anadolu’ya göçler ve Şanlıurfa Yöresine İskânlar

    Satış, İhsan

    Kafkaslara doğru yayılmacı bir politika izleyen Rusya, Kırım Savaşı’ndan sonra bölgede hâkimiyet sağlamak amacıyla bölge halkını göçe zorlamıştır. Zor durum- da kalan bölge halkı Anadolu’ya göç etmeye başlamıştır. Belirli periyotlarla göç eden topluluklar Osmanlı Devleti tarafından planlı bir şekilde Anadolu’nun belirli yerlerine iskân edilmişlerdir. Göçmenlerin yerleştirildikleri yerlerden birisi de Şanlıurfa’dır. Bu makalede Kırım Savaşı’ndan sonra Kafkasya’dan Anadolu’ya ge- len göçmenlerden Şanlıurfa’ya yerleştirilenler ele alınarak, bölge halkının göç- menlere yaptığı yardımlar incelenmiştir.

    AtıfTR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • Derleme MakaleYalnız künye2012
    Latîfî Tezkiresi’nde seciler ve tümce özellikleri

    Tosun, İbrahim

    Şair tezkireleri, Osmanlı Edebiyatında XVI. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar kaleme alınan, biyografi ve antolojilerdir. XVI. yüzyılda yazılmış olan Latîfî Tezkiresi bu türün Anadolu’daki ikinci ve en önemli örneğidir. Tezkiresinde her şaire sanatına ve yeteneğine göre yer ayıran Latîfî, diğer tezkirecilere göre daha sade bir dil kullanmış, seci’lere oldukça fazla yer vermiştir. Seci, üslûbu belirleyen bir özellik olarak, tümceyi bitiren yüklemlerde (eylem tümcelerinde), genellikle Türkçe sözcükler arasındadır. Bu durumdaki tümce sonu secilerinin bir bakıma nokta yerine de kullanıldığı görülmektedir. Secilerin kullanımı Latîfî’nin ele aldığı kişiler bakımından eşit dağılımlar göstermemekte, Zâtî ile ilgili kısımda 22 seci bulunduğu halde; Sinan Paşa’nın anlatıldığı metinde sadece 7 seciye rastlanmaktadır. Anlatımında genellikle karmaşık, sıralı, birleşik tümceleri tercih eden Latîfî, söylemek istediklerini doğru tasarlayıp planlayarak, sağlam bir kompozisyon içinde, eksiksiz vermeye özen göstermiş, devrik yapılı tümceler kullanmamıştır. Bütün tümcelerinin kurallı olması ve söylenmek isteneni net olarak ifade etmesi onun, titiz, planlı ve sağlam üslûbunun bir sonucudur.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2011
    Sadâret’ten başvekâlet’e sadrazamlık

    Satış, İhsan

    19. yüzyıla kadar, padişaha karşı ülke yönetiminden, tebaanın güvenliğinden, dış politikadan ve savaşlardan sorumlu olan sadrazam, II. Mahmut’un merkeziyetçi reformları neticesinde yetkileri azalmaya başlamıştır. II. Mahmut, sadrazama bütün vekillerin başı olmak üzere başvekil sanını vererek, yetkilerini nezaretler arasında dağıtmıştır. Avrupa’ya ayak uydurma sürecinde sadrazamlık hızla kurumlaşırken asıl işlevi de siyaseti belirlemek ve uygulamak olmuştur. Lakin II. Mahmut’un ölümünden sonra Sultan Abdülmecit, Koca Hüsrev Paşa’yı sadrazam tayiniyle başvekil unvanı kaldırılarak tekrar sadrazam tabiri kullanılmaya başlanmıştır. Bu makalede, 19. yüzyılın ilk yarısında sadrazamlık kurumundaki değişimler ele alınmıştır.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele