Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleAçık Erişim2020
    Readıng the perceptıon of relıgıon durıng fatih sultan mehmet’s reıgn ın the lıght of saltuk-nâme

    Çakmak, Yalçın

    Saltuk-Nâmewas penned down by Ebû’l Hayr-ı Rûmî at the request of Cem Sultan, Fatih Sultan Mehmet’s (Mehmet II) son. In the centre of it, as a product of a field work that lasted for seven years between 1473-1480, lies Sarı Saltık/Saltuk who lived in Anatolia and the Balkans in the 13th century.The work that covers the period from Gıyaseddin Keyhüsrev II on to the beylik of Osmanoğulları focuses on the gaza and jihad ideology in the light of Sarı Saltık. Besides, the activities of Sarı Saltık, as the main character,in the name of Islam and the islamic community are included. At the same time, Saltuk-Nâmereveals significant traces of the Ottoman official ideology, perception of religion and social anticipations. For this reason, it not only reflects the 13th century; it mirrors the change, transformation and aspirations in the perception of state and society till Fatih’s rule as well.This paper aims to analyze a-) the portrayal of Sarı Saltık, a cult in Alevism and Bektashism primarily in the Balkans,and b-) in conjuction with it, the role of the narratives referred to in Saltuk-Nâme as an epic-legend genre in the consolidation of the aforementioned perception as well as the perception of religion during the Fatih period.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2020
    Nagykanizsa Province Governors

    Altı, Aziz; Başkutlu, Salih

    The Kanizsa castle, conquered in 1600, remained under the rule of the Ottoman State until 1690. After its capture, Kanizsa province center was built. As far as can be determined, during the 90 years of domination, 57 administrators served in Kanizsa province. Although the terms of office of the governor/grand seigneur are determined by law, this period has been shortened or extended for various reasons. When we look at the history of the administrators assigned to the Kanizsa province, it is seen that most of them have management experience in Rumelia. In the special of Rumeli, the appointments of Budin and Timişvar grand seigneur/governors to Kanizsa were made. In addition to the prise, some administrators were assigned here to keep away from the center, as Kanizsa province is a city of boundary. Fındık Mustafa Pasha, who is the last grand seigneur/governor of Kanizsa province, unable to withstand months of siege and handed Kanizsa to Austria (Habsburg) in 1690.

  • MakaleYalnız künye2019
    The lodge of sarı saltık centered ın the karaca vıllage of tunceli-hozat and analysıs of a document about the lodge

    Kökel, Coşkun

    Khalifas of Haji Bektash Veli has priority and important place in the history of AleviBektashi belief. Dervishes, who were trained by Haji Bektash Veli and sent to different points of Anatolia and Balkan geographies to establish faith-dede lodges in 13th century. They have been the principal carrier and representative in the development of AleviBektashi belief in Eurasia. Sarı Saltık is one of the most important dervishes trained by Haji Bektash Veli. Sarı Saltık has been the most important organizer of the thought of Haji Bektash Veli since 13th century especially in Rumelia. Sarı Saltık, who also has a faith-dede lodge with his name in Karaca village of Tunceli-Hozat, is one of the important leaders of Alevi-Bektashi faith not only in Balkans but also in Anatolia. The lodge of Sarı Saltık has an activity area centered in Karaca village of Tunceli-Hozat and spreading to Eastern and Central Anatolia regions. The lodge of Sarı Saltık has been one of the most dynamic faith center of Alevi belief throughout the history in Tunceli region. Members of the lodge of Sarı Saltık, who are from Karaca, have maintained their position that is not only limited with religious mission but also active in the social and political environment in Tunceli region throughout the history. In this study, religious and historical information about the lodge of Sarı Saltık will be analyzed through an archive document that was given to dede family menbers of the lodge of Sarı Saltık, who were the residents of Karaca village of Tunceli-Hozat, by Ottoman Empire in the beginnings of 20th century and that shows the authority of nakîbü’leşrâf qaymaqam.

  • MakaleAçık Erişim2019
    Dostlar ve Hizipler Üzerine: Shakespeare’in Tarih Oyunları

    Öğütcü, Murat

    Geç Elizabeth Dönemi’nde hizipçilik, özellikle erkekler arası dostluk kavramını karmaşık hale getirmiştir. Kraliyet hazinesinin azalması, hazine gelirlerinin dağıtımındaki gelişigüzellik ve tabandan gelen baskılar, hami ve himaye altında olanlar ile dostlar arasındaki sağlıklı ilişkileri daha da sorunsallaştırmıştır. Yatay ve dikey toplumsal ilişkiler, teatral üsluplarla yürütülürdü; belli bir toplumsal rolü icra edip, kendine ait gerçek düşünceleri olabildiğince mahrem bırakarak. Hile ve takiye, özellikle itibarı hedef alan hizipçiliğin sözlü ve sözsüz araçlarına karşı hayatta kalabilmek için gereklilerdi. Fakat bu, gerçekliğin ve toplumsal davranışların algısını sorunsallaştırmaktaydı. Dostluk, dürüstlükle ilgili olmalıydı. Ancak bu dürüstlük, öz ve biçim arasında ayırt edilebilir bir çizgisi olmayan Geç Elizabeth Dönemi teatral davranışların genel yapısında mevcut değildi. Bundan dolayı basılı ve basılı olmayan nasihatnameler, dostların davranışlarını iyice çözümlemek ve bunları kendi çıkarları için kullanmak için insanları teşvik ediyorlardı. Destek ve nasihat verebilecek dostların seçiminde dikkatli olunmalıydı. Ayrıca iki taraflı oynayanları ve dalkavukları geri çevirirken de dikkatli olunmalıydı. Söylemle eylemi birleştirmedeki sorunlar, ittifaklar arası geçişlere, iki taraflı oynamalara ve nasihat ile dalkavukluğu ayırt edememeye yol açıyordu. Shakespeare’in Elizabeth Dönemi tarih oyunlarında, vakayınamelerde bulunabilen Kral John dönemi, Yüzyıl Savaşları ve Güller Savaşı birbiriyle çatışan ve Elizabeth Dönemi’nin olgularına uyarlanan dostluk kavramları sunmuşlardır. Gerek izlenen gerekse okunan bu oyunlar, dostluğun özden çok biçimsel bir eylem olduğu algısını pekiştirmişlerdir. Bundan dolayı bu çalışma Geç Elizabeth Dönemi’ndeki dostluk kavramlarını inceleyip, hizipçiliğin bu kavramları nasıl sorunsallaştırdığını örneklendirecektir.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Against „others‟ feet‟: Reassessing Nationalism in Sidney and Spenser

    Öğütcü, Murat

    The critical tradition positions Sir Philip Sidney and Edmund Spenser among the pioneers of the nationalisticmovement in Early Modern England. From a historical point of view, this has been the result of the promotion ofBritishness by 19th and 20th century literary critics through their construction of national poets in the literarycanon. Yet, the idea of nation in the Early Modern Period was a multi-layered phenomenon in which religion,sectarianism, race, geography, and social rank were of significance. International and intranational relationshipscould be felt on a daily basis on the streets of the relatively cosmopolitan London that was populated by theEnglish, the Dutch, and the French, which were further divided into Protestants, Catholics, Puritans, and manymore groups in the 16th century. What is more, intellectual discussions about the promotion of the Englishtongue on literary and non-literary levels were far from the homogeny which our present understanding of nationalismimplies. Rather, literary and non-literary intellectual discussions were the result of the negotiations ofimitation, translation, appropriation, and experimentation. Hence, nationalism should be re-historicised from its19th and 20th century concepts to the 16th century to understand to what extent Sidney and Spenser were proudof and promoted their national identities in their works. Accordingly, this article will attempt to discuss nationalismin Sidney and Spenser‟s works with a primary focus on their poetry.

  • MakaleYalnız künye2019
    Application of Wealth Tax in Erzurum

    Yedek, Şahin

    Although the heavy economic conditions of World War II did not enter the war, Turkey was extremely felt. Turkey, which is trying to maintain its neutrality, started to increase its spending due to national defense measures. These expenditures led to the growth of the budget deficit and, accordingly, to an excessive price increase by rising inflation. While the people in distress had difficulty in meeting their daily needs, those who turned out to be an opportunity and became wealthy by gaining profiteering and profiteering. The government issued the wealth tax law on November 11, 1942, for a one-time deduction from those who gained excessive gains due to the failure of measures to regulate the economy, inflation and prices to the desired level. In this study, the implementation stages of the wealth tax law in Erzurum, the work of the commissions, how much tax is collected from the individuals and the results will be presented in detail using local press sources.

  • MakaleAçık Erişim2019
    Osmanlı Arşiv Belgelerine Göre Mütareke Dönemi’nde İstanbul Rum İzci Teşkilatı (1918-1922)

    Özçakır, Sabri; Başkutlu, Salih

    İstanbul Rum İzci Teşkilatı, Mütareke döneminde (1918-1922) Osmanlı İmparatorluğu'nda bulunan en aktif ve en iyi organize edilmiş izcilik örgütüydü. Bu teşkilat, kısa bir süre içinde yerel Rum topluluğu arasında oldukça popüler oldu. Mütareke yılları, Osmanlı’nın Rum toplumu üzerindeki otorite eksikliğinden dolayı Rum izci gruplarının yaygınlaşması için uygun bir ortam yarattı. Bu makale Rum izci hareketinin Rum nüfusu içinde Yunan ulusal kimliğinin desteklenmesinde nasıl bu kadar önemli bir rol oynadığını ve izcilik faaliyetlerinin Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ulusal uyanışı nasıl desteklediğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Osmanlı topraklarında yaşayan Rum topluluğu, izcilik örgütleri aracılığıyla Osmanlı otoritesine karşı güçlü bir gerilim yarattı. Sonuç olarak, Megali Idea Yunanistan’ın 1922’deki yenilgisini takiben Yunanistan ve Rum toplumu için ulusal bir felaketle sonuçlanarak gerçek bir ulusal krize ve toplu travmaya yol açtı. Ardından bu teşkilat İstanbul ve Anadolu’dan tamamen kayboldu.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    Governmental and Administrative Terms and Titles in the Chronicle Zubdat al-Āthār

    Erdem, Sevim; Olmez, Zühal

    Zubdat-al-āthār is a historical work which was written by Abdullah bin Muhammad bin Ali Nasrullāhī, in (Chagatai) Turkic, completed in 1525 and dedicated to Sultan Muhammad who was the son of Suyunch Khoja Khan. In the work the author mainly refers to primary sources to relate events which had occurred before his era. He also narrates some events that he personally witnessed and that he heard directly from eyewitnesses. The work’s original manuscript is missing; there are three copies which have survived. Information about a fourth copy of the work was announced to the scientific community by DeWeese in his work titled A note on manuscripts of the Zubdat al-āthār. As Zubdat-al-āthār is a chronicle, the author uses many governmental and administrative terms and titles which provide information about government organizations of the states of his period. In this study we will deal with the administrative terms that are attested in Zubdat-al-āthār with a focus on Timurid dynasty. Some of the terms we discuss in this paper are ınaḳ, ḳorçı, tovaçı, bitikçi.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Türkiye’nin Suriye Politikasında Turgut Özal Dönemi

    Gökcan, Özkan

    1980'lerin ikinci ve 1990'ların ise ilk yarısı boyunca Türkiye-Suriye ilişkilerine yön veren enönemli siyasal aktörlerden birinin Turgut Özal olduğunu söylemek mümkündür. Özal’ın komşuülkelerle iyi ilişkiler kurma ve siyasi uzlaşmazlıkları ekonomik ilişkiler geliştirerek çözme arayışıTürkiye-Suriye ilişkilerini doğrudan etkilemiştir. Suriye’deki PKK varlığı ve su sorunu gibinedenlerle gergin seyreden Türkiye-Suriye ilişkileri, Özal’ın öncülüğünde gerçekleşen karşılıklıziyaretler ve imzalanan güvenlik ve ekonomik işbirliği protokolleri ile aşılmaya çalışılmıştır. Özaldöneminde atılan somut adımlar iki ülke ilişkilerinde kalıcı bir işbirliğine neden olmasa datarafların sorunları müzakere edebilmelerine olanak tanımış olması bakımından önemlidir. Buçalışmada Turgut Özal dönemi olarak adlandırılan 1983-1993 döneminde Türkiye-Suriyeilişkilerinin nasıl bir seyir izlediği ele alınmaktadır. Söz konusu yıllar, tüm somut girişimlererağmen Türkiye-Suriye ilişkilerinde uzlaşmazlıkların hakim olduğu bir dönem olarak tarihegeçmiştir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Richard Leonhard’ın “Galatya’da Kızılbaşlar” Başlıklı Gözlem-Değerlendirmelerinin Analizi ve Osmanlıca Transkripsiyonu

    Çakmak, Yalçın

    Kızılbaş/Alevîler, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Anadolu’daki Batılı misyoner, gezgin, bilim insanı ve resmî görevlilerin ilgisini çekti. Bu ilgi sonucu kaleme aldıkları inceleme ve değerlendirmelerinde ise söz konusu topluluklar hakkında detaylı bir yazın ortaya koydular. Oluşturulan bu yazının içeriği ise daha çok doğrudan gözlemler ve birbirlerine atıfla meydana getirdikleri zengin bir referans sistemine sahipti. Süleymaniye Kütüphanesi Yazma Eser Kütüphanesi’nde bulunan “Galatya’da Kızılbaşlar” başlıklı Osmanlıca el yazması da bu çalışmalardandır. Bu bakımdan ilk etapta, günümüze değin araştırmacıların dikkatini çekmeyen ve yazarı belirtilmeyen mezkûr el yazmasının muhteva itibarıyla Batılı bir kalemden çıktığı anlaşılmaktadır. Gerçekleştirilen incelemelerle birlikte yazmanın, Alman coğrafyacı Richard Leonhard’ın 1910’lerin başında Anadolu’da düzenlediği gezileri sonucu 1915 yılında kaleme aldığı Paphlagonia: Reisen und Forschungen im Nördlichen Kleinasienbaşlıklı kitabından istinsâh edilen “Ethnographische Beobachtungen” başlıklı bölümün “Die Kyzylbasches in Galatien” başlıklı alt kısmına ait olduğu tespit edildi. Çalışmanın, diğer Batılı kaynaklarla örtüşen ve onlardan beslendiği hususlarının olmasıyla beraber doğrudan Kızılbaş/Alevîler içerisindeki gözlemlere dayanıyor olması ona özgün bir karakter kazandırmaktadır. Bu ayrıcalıklı özelliğinden ötürü de incelenmeye değerdir. Bu makalede öncelikle Leonhard’ın adı geçen çalışmasının Almanca ve Osmanlıca metinleri arasında mukayese yapılarak teknik ve muhteva analizine girişilmiş, akabindeyse metnin Osmanlıca çevirisi olduğu gibi okurunun bilgisine sunulmuştur.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Baba Sultan-Sureti Baba Dervish Lodge

    Altı, Aziz

    Baba Sultan-Sureti Baba dervish lodge, located in the district of Eğirdir in Isparta. Sureti Baba dervish lodge, which was established in the period of Hamitoğulları Principality, continued to exist in the Ottoman Empire with the annexation of Eğirdir and its surroundings to the borders of the Ottoman State. Establishment of the Bektashi religious order belonging to the Sureti Baba dervish lodge, in 1826 with the Janissary ministry Bektashism has banned the activities of prohibition. In this period, as in the other Bektashi dervish lodges, the property of the Sureti Baba dervish lodge was seized by the State. After a while the re-opened Sureti Baba dervish lodge, this time as a Naqshi dervish lodge has continued to exist. Sureti Baba dervish lodge known since the 14th century, ended in 1925 with the closure of lodges. This study will examine the phases of the dervish lodge from the foundation of the Sureti Baba dervish lodge until the closing date of 1925.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Elazığ-Ağın İlçesi Bademli Nekropolü

    Danışmaz, Harun; Demir, Bülent

    Çalışmamızda Elazığ İli, Ağın İlçesi, Bademli Köyü sınırları içinde kalan 14 adet kaya mezarı ile cephesikabartmalı khamosorion tipi mezar tanıtılacak, dönemleri hakkında değerlendirmelerde bulunulacaktır. Uzmanlık ve işçilik gerektirdiği anlaşılan kaya mezarları anakaya üzerinde bir giriş kapısıyla ulaşılanodaların yontulmasıyla oluşturulmuştur. Anadolu’da bu gelenek MÖ 1. binyıldan başlayarak MS 7.yüzyıla kadar süren geniş bir zaman aralığında karşımıza çıkmaktadır. Konumuzu oluşturan BademliNekropolü’nde yer alan 14 adet kaya mezarı ile khamosorion tipi lahit mezar önceki dönemlerdedefineciler tarafından soyulmuştur. Dolayısıyla mezar içi buluntulardan nekropolü tarihlemek mümkün değildir. Çoğunluğu tonozlu ve ölü yatağı/kline'li şeklinde yapılan mezar odalarının bazılarındakırmızı kök boya kullanılarak yapılmış çizgisel şeritler ve geometrik süslemeler vardır. Ayrıca nekropolalanında bulunan khamosorion tipi lahit ve üzerinde bulunan kabartmalar tarihleme hakkında bazıipuçları vermektedir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019Scopus SJRQ4
    Nüfus defterlerine göre pirevi (hacı bektaş veli tekkesi) (1830-1846)

    Altı, Aziz

    Osmanlı Devleti’nde önemli bir yer edinmiş olan Bektaşilik, Yeniçeri Ocağı’nın kapatılmasıyla eş zamanlı olarak yasaklanmıştır. Bektaşiliğin merkezi olan Hacı Bektaş Veli tekkesi (Pirevi), bu süreçtenetkilenmiş ve bir müddet Nakşilerin yönetimi altında kalmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmalardadeğişik arşiv vesikalarına dayanılarak Pirevi’nin bu dönemi aydınlatılmaya çalışılmıştır. Çalışmamızıdiğerlerinden farklı kılan nokta nüfus defterleri verileri ışığında Pirevi’ne bakmak ve bu doğrultudayeni bilgileri ortaya koymak olmuştur. 1830-1846 yılları arasında tutulan 6 adet nüfus defteri, buçalışmanın ana hatlarını oluşturmuştur. Nüfus verilerinden yola çıkarak Pirevi’nin çatısı altında bulunan Babagan Bektaşiler, Çelebiler ve Nakşi şeyh ile ailesi hakkında yeni bilgiler ve görüşler önesürülmüştür. Böylece Pirevi’nde bulunan dervişlerin, Nakşi şeyh ve ailesinin ve Çelebilerin baştademografik özellikleri olmak üzere diğer farklı yönleri izah edilmiştir. Özellikle nüfus defterlerinintemel verilerinden olan eşkâl kayıtları sayesinde Bektaşi dervişlerinin fiziksel görünüşleri hakkındamalumat sahibi olunmuştur. Bazı kayıtlarda dervişlerin hangi bölgeden Pirevi’ne geldiği ayrıntısınındüşülmesi ise Pirevi’ndeki insan kaynağının Osmanlı sınırları içerisindeki dağılımını göstermesi açısından önemlidir. Ayrıca nüfus defterlerinden Pirevi vakfına bağlı köyler ve bu köylerde yaşayan kişiler de tespit edilmiştir. Nüfus defterleri haricinde temettuat defterinden de faydalanılarak Pirevi’ndedaha önce şeyhlik yapmış olan Şeyh Veli’nin mal varlığı da ortaya konulmuştur.

    AtıfTR Dizin6
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2019
    Tunceli aleviliğinde inanç-müzik ilişkisi üzerine bir alan araştırması

    Erdoğan, Göktürk; Mengüş, Erkan; Kara, Huseyin

    Tunceli’de alevi inancının şekillenmesi ve aktarılmasında müzikpratikleri, sözlü unsurlarla oluşan kültürel belleğe dair inanç vetoplumsal değerler arasında önemli bir köprü kurmaktadır. Nüfusununbüyük bir bölümü Alevi olan ve konumu gereği Alevilerin Anadolu’dayaşadığı diğer bölgelere nazaran daha homojen bir kültürel yapıya sahipolan Tunceli’de, Alevi inanç geleneğinin mistik (içsel) yapısına ilişkinbilgilerin anlaşılabilmesinde başvurulacak belki de en önemli alan hiçşüphesiz müzik kültürüdür. İbadet ve sosyal yaşam içerisindeçoğunlukla bağlama etrafında bütünleşen müzik pratikleri, Tunceli’dekiinanç sisteminin topluluk tarafından ortak bir paydaya dönüşmesi vegeleneğin günümüze dek aktarılmasını da mümkün kılmıştır. Tunceli’yiinanç açısından özel kılan bir diğer özellik ise bölge halkı tarafındankutsal sayılan “Munzur Baba”, “Sultan Hıdır/Hızır Baba” ve “DüzgünBaba” gibi kutsal ziyaret yerlerinin olmasıdır. Bölge halkının çeşitlivesilelerle ziyaret ettiği bu yerler, Tunceli’deki Alevi inancının mistikyönden kuvvetli referanslara sahip olduğunu da göstermektedir. Tarihi,kültürel ve coğrafi yapısı düşünüldüğünde Anadolu kültür havzasındapek çok inanç biçimini içinde barındıran bu bölge, inançla bütünleşenmüzikal pratikler açısından da oldukça zengindir. Bu çalışma TunceliAleviliğinde inanç-müzik ilişkisi üzerine kurgulanmış bir alanaraştırmasıdır. Bölgenin çok kültürlü yapısı ve geleneksel müzikbiçimleri, tarihsel süreçte Alevilikle birlikte şekillenen bu bölgede müzik ve inanç arasında organik bir ilişkiyi de araştırmaya değer kılmaktadır.Çalışmanın odak noktası ise bölgeye dair mistik ve kültürel söylemlerinve uygulamaların Alevi müzik anlayışında nasıl yer tuttuğu ve TunceliAleviliğinde inancın müzikle olan ilişkisinin düşünsel ve eylemsel boyuttahangi uygulamaları beraberinde getirdiğidir. Nitel araştırma yöntemlerikullanılarak gözlem ve kişisel görüşmelerle araştırılmaya çalışılan konu,sonuçları açısından bölgeye dair geleneksel müzik kültürünü ve bölgeninmüzikal kodlarını inanç üzerinden ortaya koymaktadır.

    AtıfTR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    'İskoçya, ulus-devletler ve ötesi: kathleen jamie'nin “ınterregnum” ve “23/09/14” şiirlerinde ulusal kimlik ve kültür

    Doğan Demir, Ayşegül

    Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İskoç şiirinde öne çıkan İskoç ulusal kimlik bilinci ile ilgili konular, İskoç bağımsızlık hareketinin başlaması ve yüzyıl dönümü İskoç şiirinde belli başlı geleneksel yazınsal özelliklerin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır. Çağdaş bir İskoç şairi olan Kathleen Jamie, söz konusu ulusal kimlik konusunu yazınına taşıyan yazarlardan birisi olmuştur. Genelde Jamie doğa ve çevre ile ilintili konulara odaklansa da eserlerinde, İskoçya ve İskoç kültürü konularına da yer vermektedir. Hatta yazar, 1999'da İskoçya'da, sonucunda bağımsız bir İskoç Parlamentosu hakkı elde edilen bağımsızlık hareketine de katkıda bulunmuştur. Jamie, bağımsızlığın tutkulu bir destekçisi olarak, şiirlerinde İskoçya'nın kültürel geçmişi, kimliği ve mevcut siyasi durumunu ve bunun yanı sıra lehçeleri ve siyasi tarihini de ele almaktadır. Bu bağlamda, bu çalışma, İskoçya'nın ulusal kimliğinin, siyasi durumunun ve kültürünün ele alındığı “Interregnum” ve “23/09/14” adlı şiirlerine odaklanacaktır. Söz konusu şiirler sırasıyla Jamie'nin 1997 referandumu sırasında yazmış olduğu Jizzen (1999) ve 2014 bağımsızlık referandumu sürecinde yazmış olduğu The Bonniest Companie (2014) adlı şiir kitaplarından alınmıştır.

    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2019
    İki ulusun hikayesi: chaucer, henryson, shakespeare, troilus ve criseyde

    Öğütcü, Murat

    14. yüzyılın sonlarından 17. yüzyılın başlarına kadar, Troilus ve Criseyde konusu hem İngiltere hem de İskoçya’da benzer ama birbirinden farklı olarak ele alınmıştı. Chaucer’ın Troilus ve Criseyde (1385 civarı) adlı eserinde dünyevi ve ilahi aşkın çatışması tartışmalı biçimde tasvir edilmektedir. Henryson’ın Cresseid’in İfadesi (1480 civarı) adlı eseri ise Chaucer’dan kendisine intikal eden boşlukları doldurmak için bir İskoç veya daha doğrusu bir Katolik bakış açısıyla cevap verdiği ve fikrini beyan ettiği görülmektedir. Ancak, İngiltere ve İskoçya ilişkilerinde yeni bir dönemeç Truva konusunun sahneye taşınmasıyla görülecektir. Shakespeare’in Troilus ve Cressida (1602 civarı) adlı eseri Chaucer ve Henryson’un yorumlarını birleştirmektedir. Chaucer’ı kullanarak sadece İngiliz geleneğini devam ettirdiği düşünülse de, Henryson’u kullanarak bu gelenekten uzaklaştığı ve I. Elizabeth tarafından yönetilip İskoçya Kralı VI. James’in İngiliz tahtının en güçlü varislerinden olduğu bir dönemde İskoç geleneğini benimsediği görülmektedir. Böylece eser sayesinde iki ülke edebi anlamda birleşmektedir, ki bu birleşme siyasi olarak İngiltere Kralı I. James sayesinde de gerçekleşecektir. Böylece, Troilus ve Criseyde konusu İskoç-İngiliz ilişkilerini ve karşılıklı edebi etkileşimleri aydınlatmaktadır. Bundan dolayı bu makalenin amacı Chaucer, Henryson ve Shakespeare’in Troilus ve Criseyde konusunu ele alışlarını karşılaştırmaktır.

  • MakaleAçık Erişim2018
    1965 Erzurum (Tekman, Cat, Ilıca, Hınıs) Measles Outbreak

    Zengin, Ersoy; Küçükuğurlu, Murat

    Studies on epidemic diseases in Turkey's recent history show that measles and the damage done by this disease are not adequately covered. As can be seen in the example of Erzurum, the disease, which caused massive child deaths in the late Ottoman period, did not come to an end in the first years of the Republic, but as late as 1965, especially in the southern provinces of Erzurum, hundreds of children had died. In February and March 1965, measles outbreaks in Erzurum's Tekman, Çat, Hınıs and Ilıca districts resulted in the deaths of hundreds of children in a short time. There was a violent winter in Erzurum that year; roads were closed due to snow and food and medicare aid was not available for weeks. At the time of this catastrophe, the reasons for measles disease and the remedies for the disease were discussed in national and local newspapers. There were discussions on various administrative and social issues such as malnutrition, which is called "hidden hunger", lack of health services, lack of child care knowledge, bureaucratic insensitivity, lack of transportation and communication possibilities. When studies on infectious and epidemic diseases are examined; the devastation caused by the measles disease in the Turkish society has not been adequately addressed. In this article; how the 1965 measles outbreak, which resulted in death of nearly 300 children, occurred, the helping efforts, the causes of death, and the impact on the society will be investigated.

    • SDG 3 · Sağlık ve Kaliteli Yaşam
  • MakaleAçık Erişim2018
    Türkiye-suriye ilişkilerinde bir kırılma noktası: ekim 1998 krizi veya diğer bir ifadeyle “ilan edilmemiş savaş”

    Gökcan, Özkan

    Türkiye-Suriye ilişkilerinin son 40 yıllık seyrine baktığımızda en önemlikırılma anlardan birinin 1998 yılının Ekim ayında yaşandığını söylemekmümkündür. 1990’lı yılların ilk yarısında imzalanan güvenlik protokollerinerağmen Suriye’nin PKK faaliyetlerine desteğini sürdürmesi ve AbdullahÖcalan’ın Suriye topraklarında ikamet ediyor olması, 1998 sonbaharındaiki ülkeyi savaşın eşiğine getirmiştir. Ekim 1998 Krizi’nin AdanaMutabakatı’nın imzalanması ile son bulması, iki ülke ilişkilerinde yeni birdönemin kapılarının aralanmasına neden olmuştur. Bu çalışmada PKK faaliyetlerininTürkiye-Suriye ilişkilerinde oynadığı inşa edici rol, Ekim 1998Krizi üzerinden analiz edilmektedir. Ekim 1998 Krizi’nin Suriye yönetimininPKK faaliyetlerine destek vermeyeceğini resmen taahhüt ederek sonlanması,iki ülke ilişkilerinde uzlaşmazlıktan her alanda işbirliği dönemine geçişinbaşlangıç noktası olmuştur. Bu nedenle Ekim 1998 Krizi’ni bir kırılmanoktası olarak değerlendirmek mümkündür.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex3TR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2018
    İrade-i milliye ve hâkimiyet-i milliye gazetelerine göre suriye’de arap-fransız çatışması (1919-1920)

    Yedek, Şahin; Sertel, Savaş

    Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Osmanlı Devleti parçalanmış ve Ortadoğu yeniden şekillenmiştir. Bu şekillenmenin mimarı İngiltere ve Fransa olmuştur. Özellikle İngiltere savaş sonrasında Süveyş Kanalı’nı elinde tutarak Hindistan odaklı sömürge imparatorluğunu daha çok güçlendirmiştir. Ayrıca petrol merkezi olan Arap topraklarını da Sykes-Picot Anlaşması ile Fransızlarla paylaşmıştır. Savaştan önce Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmaları karşılığında Araplara vaat edilen Arap Krallığı sözde tasarısı ise en başta olduğu yere geri dönmüş, yani çöpe atılmıştır.Savaştan sonra İngilizler Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Suriye Kralı ilan etmiştir. Suriye’nin Sykes-Picot Anlaşması ile petrol bölgeleri olan Musul ve Kerkük’e karşılık Fransızlara bırakılması hoşnutsuzluk yaratmıştır. Siyasi manevraları iyi bilen İngilizler yeraltı ve yerüstü kaynakları sömürerek halkla çatışmaya girmemiştir. İngilizlerin aksine siyasi manevralarda iyi olmayan Fransızlar, Suriye’de halkın inanç ve kültürüne müdahale etmiş, Ermenileri Fransız üniforması giydirerek orduda kullanmıştır. Fransızların bu tutumlarına karşısında bağımsızlık isteyen Suriyeliler artmış ve Fransızlarla açıkça çatışmalara girilmeye başlanmıştır. Anadolu’da ulusal bir Türk devleti kurmak isteyen Mustafa Kemal ve arkadaşları da Suriye’deki Fransız karşıtı bağımsızlık hareketlerine destek vererek, Suriye’den gelen bağımsızlık taraftarları ile Ankara’da görüşmüştür. Ayrıca Anadolu’dan Suriye bağımsızlık taraftarlarına gıda, lojistik ve silah yardımı yapılmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2018
    Myanmar’s rohingya muslims policy: a historical and juridical analysis

    Gökcan, Özkan; Dalar, Mehmet

    On May 29, 2012, the violence following the allegations that a Buddhist woman was raped by three Rohingya Muslims in Rakhine (Arakan) province put the Rohingya people on the agenda of the international public. The transformation of attacks by state and state-sponsored activists against Rohingya people into ethnic cleansing operations has brought with it a great tragedy of humanity. With operations, thousands of Rohingya people lost their lives for nearly six years, leaving hundreds of thousands of homes to shelter in neighboring countries.Rohingya people came to the world agenda with these events. But it is possible to say there are historical background of the living. Because Rohingya people are the minority group that has been subjected to the most discrimination and violence since the establishment of the modern Myanmar state. Despite the fact that violence and discrimination have attracted more international public reaction in recent years, the Myanmar government continues to ignore and destroy the Rohingya people. This situation has made it an important requirement that the Rohingya tragedy be evaluated in international legal dimension. In this context, firstly Rohingya politics of Myanmar will be discussed and then how the event will be evaluated in the context of international law.From this point of view, in this study, firstly Rohingya politics of Myanmar will be discussed and then how the event will be evaluated in the context of international law.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele