Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Altı, Aziz(13)
- Zengin, Ersoy(13)
- Başkutlu, Salih(8)
- Sertel, Savaş(8)
- Ceyhan, Muhammed(7)
- Satış, İhsan(7)
- Yedek, Şahin(7)
- Gökcan, Özkan(5)
- Korunur, Harun(4)
- Çakmak, Yalçın(4)
- Öğütcü, Murat(4)
- Alp, Ruhat(3)
- Daimi, Cengiz(3)
- Ela, Özkan(3)
- Koç, Ali(3)
- Ors, Orhan(3)
- Sungur, Hasan(3)
- Danışmaz, Harun(2)
- Güngör, Gizem Nur(2)
- Hazirbulan, Tahsin(2)
- Tosun, İbrahim(2)
- Uz, Özkan(2)
- Şeker, Melike(2)
- Akan, Hasan(1)
- Akar, Tuba(1)
- Akar, Yeliz(1)
- Akdemir, Fatma Şen(1)
- Alandağlı, Murat(1)
- Arslan, Rabiha(1)
- Badem, Candan(1)
- Başaran, Erkin(1)
- Cakilcioglu, Ugur(1)
- Ceylan, Ebru Nalan(1)
- Dal, Murat(1)
- Dalar, Mehmet(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Demir, Bülent(1)
- Demirbağ, Abdulsamet(1)
- Doğan Demir, Ayşegül(1)
- Doğancı, Kamil(1)
Yayınlar
- MakaleYalnız künye2018W. ısaac thomas’ın “durum tanımlanması” kavramı bağlamında alevilerin cemevi meselesi durumunun ortaya konulması
Yildirim, Erdal
Aleviler ve sorunları bazı dönemlerdekamuoyu gündeminin üst sıralarına yerle-şirken, daha sonra bu durum Türkiye’ninyoğun gündemi içerisinde kaybolup git-mektedir. Açılım benzetmesinin de yapıl-dığı çalıştaylar sonrası, Alevilerin beklen-tilerin karşılanmadığı ve bu kesimde hayalkırıklığı yarattığı bilinen bir durumdur. İştebu makale, Alevilerin beklentilerinin ne-den karşılanmadığını, sorunlarının neden çözülmediğini Isaac Thomas’ın “durum tanımlaması” kavramından yola çıkarak açıklamaya çalışmaktadır. Bir anlamda Ale-viliğin ne olduğuna ve nasıl tanımlanması gerektiğine ilişkin problemlerin günümüzdünyasında sadece Alevilere mal edilecekbir konu olmaktan çıkartılıp onların dışın-dakilerin kendi dünya görüşlerine göreAlevileri tanımlamalarının getirdiği çözüm-süzlük problemini konu edinmektedir.
- Derleme MakaleYalnız künye2018Bektaşîlerin ve yeniçerilerin yaşantısından bir kesit: “yeniçeri kahvehaneleri”
Altı, Aziz
XVII. yüzyılda yeniçerilerin farklı mes-leklerle uğraşmaya başlamalarının ardın-dan faaliyet gösterdikleri alanlardan biriside kahvehaneler olmuştur. Yeniçeri kahve-haneleri sosyal, siyasi, dini ve iktisadi fonk-siyonların hepsini bir arada bünyesindebarındırmayı başarmıştır. Yeniçeri kahve-haneleri, hem askeri alandaki Bektaşilerin(Yeniçerilerin) hem de sivildeki Bektaşilerinsosyal yaşamlarında önemli yer tutmuş-tur. Nitekim Yeniçeri kahvehaneleri, gü-nün bazı bölümlerinde bir Bektaşi tekkesigibi hizmet vermiştir. 1826 yılında YeniçeriOcağı’nın ve Bektaşiliğin yasaklanmasınınakabinde, Yeniçeri kahvehaneleri de ka-patılmış ve kahvehane sahipleri Bektaşiliktöhmetiyle tutuklanarak, çeşitli cezalara
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2018Ergani Royal Copper Mine (1900-1918)
Zengin, Ersoy
Ergani Copper Mine Imperial is the most important copper mine of Ottoman Empire. The ownership of this mine belonged to the state and the operation was given to private individuals (taxman). Taxman used to sell raw copper he obtained after mining and various refining processes to the government with a price determined by the government. Those coppers bought from the taxman were used to supply needs of government enterprises such as arm and ship factories, and the rest was sold abroad. As well as providing income by selling copper abroad, copper production called for struggling with specific problems. One of them was the shipment of copper to Iskenderun and Samsun harbours. Another one was the supply of wood coal necessary for refining the copper. Another problem was activating the modern technology which would enable production at a lower cost. It was necessary to build railway in the region for solving the first two of the problems. Yet, it was not possible to carry out things, which required great capital, such as building railway without foreign capital.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2018Scopus SJRQ3Iıı. ahmet dönemi’nde pirevi hacı bektaş veli tekkesi
Altı, Aziz
Hacı Bektaş Veli Tekkesi (Pirevi) Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yer alan tüm Bektaşi tekkelerinin merkeziydi. Pirevi, XVII. yüzyılın başlarından itibaren tüm Bektaşi Babalarının atanmaları için Padişah’a arzda bulunma yetkisine sahip olmuştu. Fakat III. Ahmet’in saltanat yıllarında olduğu gibi bazı dönemlerde bu kurala uyulmama durumu da ortaya çıkmıştı. Tüm Bektaşi tekkeleri üzerinde otorite sağlayan Pirevi, aynı zamanda zengin bir vakfa da sahipti. Vakfa ait yerler, Osmanlı Devleti tarafından birçok vergiden muaf tutulmuştu. III. Ahmet döneminde Pirevi’nin vakfı çeşitli sorunlarla karşılaşsa da seccadenişin ve mütevellinin girişimleriyle bunların üstesinden gelinmiştir. Vakıf yöneticilerinin ve Pirevinin başındaki kişi olan seccadenişinin seçilmesinde ise Yeniçeri Ağası etkin rol oynamaktaydı. Özellikle bu husus Yeniçerilerin Bektaşilerle olan bağlantısını ortaya koyması bakımından önemlidir. Bununla birlikte Padişah, Pirevi ile iyi ilişkiler yürütmüş ve her yıl “hırka bahası” altında Pirevi’ne maddi yardımlar yapmıştı. Ayrıca Pirevi, Hacı Bektaş kazasının ve kadılığının başka yere nakledilmesi girişimlerine karşı çıkarak bürokrasideki etkinliğini ortaya koymuştur. Netice olarak III. Ahmet döneminde Pirevi’nde meydana gelen gelişmeler, arşiv vesikalarından, dönemin kaynaklarından ve tetkik eserlerden faydalanılarak bu çalışmada ele alınmıştır.
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2018Suriye’nin Kürt Meselesinin Tarihsel Seyri (1946-2011)
Gökcan, Özkan
Suriye’de iç savaşın başlamasının ardından yaşanan sürece paralel olarak biranda uluslararası kamuoyunun gündemine oturan Kürtler, Suriye tarihinde enfazla ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmış topluluklardan biridir. Fransız mandayönetimi döneminde kültürlerini ve dillerini yaşatma konusunda görece iyikoşullara sahip olan Kürtler, 1946 yılında Suriye’nin bağımsızlığını kazanmasınınardından ülkenin en önemli sorunlarından birinin öznesi haline gelmiştir. Budurumun ortaya çıkmasında 20. yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte Kürtlere yönelikuygulanmaya başlanan ayrımcı ve dışlayıcı devlet politikalarının temel rolüoynadığını söylemek mümkündür. Kürtlerin vatandaşlık haklarını ellerinden alan,kültürel ve dilsel faaliyetlerini engelleyen, siyasal ve toplumsal alana katılımlarınıkısıtlayan politikalar, Kürt meselesini ülkenin en önemli sorunlarından biri halinegetirmiştir. Bu çalışmada Suriye’nin Kürt meselesinin nasıl ortaya çıktığı ve içsavaşa kadarki süreçte nasıl bir gelişim sergilediği devlet politikaları üzerindenincelenmektedir. Böyle bir incelemenin iç savaşın başlamasının ardından Kürtlerinbulunduğu pozisyonu anlama adına önemli ipuçları barındırdığını söylemekmümkündür.
AtıfOpenAlex1TR Dizin2
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2018Milliyetçiliğin müphemliği: milliyetçilik nedir?
Ertan, Temuçin F.; Ors, Orhan
Düşünsel gelişimiyle eylemsel yönü neredeyse paralel olan milliyetçiliğin, anlamı vetanımı üzerine çok sayıda düşünür, sosyal bilimci ve siyasetçi kafa yormuş ve fikritelakkileriyle kavrama katkı sağlamıştır. Milliyetçilik ile ilgili hemen her katkı, sözkonusu düşüncenin gelişimini olumlu yönde etkilediği gibi, zaman içerisinde birmüphemliğin de oluşmasını önleyememiştir. Milliyetçiliğin müphemliği, hem kenditarihsel serencamının bir parçası hem de kendi dışında dünyada gelişen diğer teorive pratiklerin bir sonucudur. Milliyetçiliğin tarihsel gelişim sürecinde, millet, etnisite,ırk ve din gibi akraba ya da hısım kavramlar da ona yol arkadaşlığı etmişlerdir. Busüreçte modernist, ilkçi, etnik-simgeci ve daimici kuramları üreten düşünürlermilliyetçiliğe katkı sunmuşlardır. Sonuçta tarihsel süreçteki yol arkadaşları vekuramlarının etkisiyle milliyetçilik, bir yandan düşünsel açıdan zenginleşirken, diğeryandan daha da müphem bir vaziyete bürünmüştür.
AtıfTR Dizin7
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2018The Effect Of Sun-Language Theory On The Name Of Marıne Vehıcles Accordıng To Archıve Documents
Yedek, Şahin
Strengthening the foundations of the Republic of Turkey, one of the important activities carried out within the scope of the work to create nation-states he was also experienced in the alphabet and language. Mustafa Kemal Atatürk wanted to put the Turkish language in the forefront of the Arabic and Persian languages, which had been on the second plenary for centuries. Atatürk, who was aiming to go to the West in science and technology, thought that the local resources in Turkish would be cleverly selected and used, making foreign words unnecessary.In line with this aim, in 1928 the alphabet reinforcement was made to Latin letters, and then language simplification activities were concentrated in the context of Turkish word search activities to keep foreign words on the ground. These studies, which flew in the first half of the 1930s, were slowed down in 1936 by the Sun-Language Theory, which claimed that the origin of all languages was Turkish, and a kind of unnecessary redundancy was put forward. In this study, the effects of the Sun-Language Theory on the maritime sector and maritime transport have been tried to be put forward by taking archive changes as a basis for name changes. 16 etymological evaluations given to marine vessels are given in detail, the name change of 108 sea vehicles is presented in a table.
- MakaleYalnız künye2017Milli Mücadele Yıllarında İmalat-ı Harbiye Fabrikaları
Zengin, Ersoy
İmalat-ı Harbiye Fabrikaları, Birinci Dünya Savaşı boyunca binlerce işçisiyle Osmanlı ordularının silah ve mühimmat ihtiyaçlarını karşılamıştır. Bu fabrikalar İstanbul'da; Zeytinburnu, Tophane, Kırkağaç ve Bakırköy'de faaliyet göstermekteydi. Ayrıca taşrada Hendek ve Bayramiç'te kereste, Konya ve Kayseri'de güherçile ihtiyacı için fabrikalar bulunmaktaydı. İmalat-ı Harbiye Fabrikaları, Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla silah üretim faaliyetlerini durdurdu. Fabrikaların bir kısmında sivil ihtiyaçlara yönelik üretim yapılmaya başlandı. İşgalci güçlere karşı Anadolu'da silahlı direniş başlayınca İstanbul'da bulunan İmalat-ı Harbiye mensuplarının birçoğu Anadolu'ya geçerek Kurtuluş Savaşı'na katıldılar. Bu işçiler küçük tamirhaneler kurarak orduya büyük fayda sağladılar. Bu makalede, silah üretim faaliyetlerine son verilerek ticari üretime başlayan İstanbul'daki İmalat-ı Harbiye Fabrikalarının faaliyetleriyle Anadolu'ya geçerek Milli Mücadele'ye katılmış olan İmalat-ı Harbiye işçilerinin silah ve mühimmat üretimi için yaptıkları çalışmalar incelenmiştir.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2017Diyarbakır Surlarında ve Ulu Camii'de bulunan geyik figürleri üzerine
Arslan, Rabiha; Ergin Oruç, Şefika; Kanay, Zeki
Kadim bir Mezopotamya şehri olan Diyarbakır'da, etkileyici uzunluktaki 2000 yıllık şehir surları ve daha birçok tarihî yapı adeta bir kitabeler, semboller ve figürler müzesi oluşturmaktadır. Farklı medeniyetlere ait olan bu eserler hakkında pek çok araştırma yapılmış ve konuyla ilgili kitaplar yazılmış olmasına rağmen, bazı temel bilgilerde dahi görüş birliği sağlanamamıştır. Kale duvarlarında ve tarihî mekânlarda çok sayıda ve farklı özelliklerde hayvan figürleri bulunmaktadır. Bunlar arasından geyik figürleri ya da "geyik" olarak tanımlanmış olan bazı figürler bu çalışmada ele alınmıştır. Diyarbakır surlarının çeşitli yerlerinde ve Ulu Cami'de bulunan bu figürlerden bazıları, detaylı çalışmalarda dahi yanlış şekilde tanımlanmış olma olasılığı vardır. Örneğin dağ keçisi, geyik; Geyik ise gergedan olarak adlandırıldığını düşünmekteyiz. Yöredeki arkeolojik alanlarda rastlanan geyik ile ilgili çeşitli bulgular da değerlendirilmiştir. Diyarbakır tarihî mekânlarındaki hayvan figürlerine ilişkin bir envanter çalışması henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada, hayvan figürleri ile ilgili, yapılan tespitleri tablolaştırılmış ve tespit dilen olası tanımlama farklılıkları karşılaştırılmıştır. Olası, hatalı tanımlama sebepleri üzerinde durulmuştur. Bundan sonra yapılacak benzeri çalışmalara da katkı sağalmak amaçlanmıştır.
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2017Türkiye işçi hareketleri tarihinde imalat-ı harbiye işçileri
Zengin, Ersoy
Türkiye'de ilk endüstrileşme devlet eliyle silah sanayisi alanında gerçekleşmiştir. Avrupa'daki gibi sanayi gelişmediğinden işçi sınıfı oluşmamıştır. Ancak 19. Yüzyılın sonlarına doğru sadece emeğiyle geçinen bir emekçi kitlenin oluşmaya başladığı görülmektedir. Avrupa'da gelişen işçi hareketleri İmalat-ı Harbiye/Tophane işçilerini etkilemiştir. Osmanlı Devleti'nde ilk işçi örgütü Tophane işçileri arasında gizli olarak "Tophane Amele Cemiyeti" adıyla 1894'te kurulmuştur. II. Meşrutiyetle birlikte siyasette sosyalizm temsil edilmeye başladı. Mütareke Dönemi'nde İstanbul'da faaliyet gösteren Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkasında İmalat-ı Harbiye işçileri oldukça faaldiler. Tarihimizde ilk işçi mebus olma unvanını taşıyan Numan Usta İmalat-ı Harbiye işçilerindendi. Anadolu'da gelişmekte olan Halk İştirakiyun ve Türkiye Komünist Fırkası içinde oldukça etkin işçiler bulunmaktaydı. İşçi hareketlerinin hayli arttığı 1920-1922 yılları arasında sosyalist örgütlenme ile Komünist Partisi arasında bir yarış olduğu görülmektedir. Bu makalede Osmanlı Devletinin son dönemi ve Kurtuluş Savaşı yıllarında İmalat-ı Harbiye Fabrikalarında çalışan işçilerin, işçi hareketlerindeki yeri ve faaliyetleri incelenecektir
- MakaleYalnız künye2017The orıgın, structure and meanıngs of places ın tunceli
Tosun, İbrahim; Koç, Ali
Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the Since the time of their existence, human beings have attempted to name themselves, their self-perceived things through their own eyes by keeping some features into the foreground, and thus tried to make life easier. All these words that are formed by the language and that refer to the living and inanimate beings in nature are defined as names. According to this, it can be said that the names first appeared in the language system. Today, most of the vocabulary of spoken languages consists of names. The onomatology (onomastic), which is the study of what is seen and perceived on earth in the present day, is particularly concerned with the people’s names, their surnames and the names of the places. The branch of the science that examines the names of the places is called “toponomy”. The oldest settlements in Tunceli are Pertek, Hozat, Çemişgezek and Mazgirt. The region is generally known as Dersim in history. Today, most of the names of places related to Tunceli have been changed as a result of translating into Turkish after the establishment of the Republic. Nonetheless, local names are also found in the region. When we look at the names of the places in Tunceli in general, it is seen that they are related to geographical characteristics and nature. Generally, the quality of nature that stands out in the region gives its name to the settlement in that region, or the name is associated with that quality in particular. Besides, it is possible to obtain data on which ethnic groups have been settled in the region by looking at which langauge the names of places in the region belong to. In this study which aims at making contribution to the field, the names given to the Tunceli from the first ages to today will be evaluated in terms of origin, structure and meaning. The names of Tunceli and its environs from its foundation to the present day that have been recorded in historical sources are Daranis, Daranalis, Daranati, Dersim, Mameki, Kalan and Tunceli. Daranis, which is the first recorded name, was used after the Persian king Darius conquered the region. The name Daranis was formed by adding the plural suffix –(i)s in western languages to the word Dara-y-an (Darius’ subjects) and was first recorded by the westerners. Since the oldest meaning of the word was forgotten over time, the Persian word Daranis was turned into dara nali (trees in a brook) and it was recorded as Daranalis by the western geographers. Later, Armenians adopted and changed this word into their language as Daranati (salt mine). During Akkoyunlu and Karakoyunlu periods, the old names such as Daranis / Daranalis / Daranati was persianized as der-i sim (silver gate) as a result of the migration of Shiit
AtıfTR Dizin6
İncele - MakaleYalnız künye2017Milli görüş’ün ilk yerel seçim tecrübesi: 9 aralık 1973 mahalli seçimleri
Hazirbulan, Tahsin
Milli Görüş hareketi/düşüncesi 1969 tarihinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın Bağımsızlar Hareketini başlatmasıyla birlikte başlar. Milli Nizam Partisiyle birlikte siyasi olarak teşkilatlanmaya başlayan hareket henüz yerel ve genel seçim tecrübesini yaşamadan 1970 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından Laiklik gerekçesiyle kapatılır. Hareket daha sonra Milli Selamet Partisi olarak siyasi varlığını devam ettirir. Bu dönem milli görüş tarihi açısından siyasi, idari ve genel olarak büyük tecrübelerin yaşandığı ve bir sonraki siyasi partilerin kurulmasına öncülük etmesi açısından önemli bir dönemdir. Milli Görüş düşüncesinin yaşamış olduğu ilk yerel seçim tecrübesi 9 Aralık 1973 yılında yapılan Mahalli İdareler Seçimidir. Bu seçim Milli Görüş açısından incelendiğinde birçok ilklerin yaşandığı bir seçim olması açısından önemlidir. Aday belirleme, tanıtım çalışmaları, mitingler, seçim tecrübesi ve kazanılan belediyelerin idare edilmesi gibi birçok ilki içerisinde barındırır. Milli Selamet Partisinin girdiği bu seçimlerde 32 belediye kazanmıştır. Bu belediyelerin 3 tanesi merkez, 11 tanesi ilçe, 18 tanesi de belde belediyesidir. Partinin seçimlere girmediği il/ilçe/beldeler mevcuttur. Bu durum partinin henüz bu yerlerde teşkilatlanamadığının göstergesi olabilir. Parti, bazı seçim bölgelerinde seçimleri çok az farkla kaybetmiştir. Bu çalışma 9 Aralık 1973 yapılan Mahalli İdareler seçimlerinden hareketle, Milli Görüş'ün ilk yerel seçim tecrübesini ve kazandığı belediyeleri ve Muş, Tokat, Adıyaman Belediye Başkanları hakkında da bilgi vermektedir
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2016The Pleadings by Âli Pasha and Kastro Bey on the Ar- menian Catholic Community in the Ottoman Empire
Satış, İhsan
Armenian Catholics were recognized as a separate community by Sultan Mahmut II in 1830. When they were recognized as a separate comunity, Armenian Catholics obtained certain rights. They built their administrative and religious organizations as part of these rights. Through direct intervention, the Pope tried to gain influence over the Armenian Catholics, as well as other Catholic community in the Ottoman Lands. Âli Pasha and Kastro Bey did not remain indifferent to the situation the Armenian Catholics were in and wrote a pleading each. This pleadings provide important information on the formation of the Armenian Catholic community, the confllicts in the community and the Pope's intervention in the affairs of the Armenian Catholics. In this study, pleadings by Ali Pasha and Kastro Bey is transcribed and studied in terms of material and content
AtıfTR Dizin2
İncele - MakaleYalnız künye2016Geçmişten günümüze lise tarih ders kitaplarında ittihatçılık algısı
Sungur, Hasan
Modern Türkiye'nin oluşum sürecinde önemli bir yere sahip olan İttihat ve Terakki Cemiyeti ve bu kadronun gerçekleştirmiş olduğu siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerin Cumhuriyet döneminde ele alınışı son derece sorunlu ve kısıtlı olmuştur. Baskın olan tarih yazımı ve öğretiminde, bu dönemler Türkiye Tarihi'nin karanlık evreleri olarak sunulmakta ve vurgu her zaman Atatürk'ün kurdugu Cumhuriyet rejiminin önceki dönemlerden farklı ve özgün oldugu yönündedir. Resmi tarih eleştirilerinin odağında yer alan temel sorunsallardan biri de Cumhuriyet'in kronolojik olarak da mecazen de hemen arkasında duran 1908'in yok sayılması yer almaktadır. I. Dünya Savaşı ile Cumhuriyet arasındaki dönemin yalnızca Osmanlı'nın kopuş sürecine dâhil edilmesi, Cumhuriyet'i hazırlayıcı yönlerine değinilmemesi kavramsal olarak resmi tarih ile tarihin kendiliği arasındaki farkın somut örneklerinden biri olarak gösterilir Cumhuriyet Dönemi iktidar kadrosu, kurulan yeni rejimin eskisinden örgütlenme ve yapı açısından temelden farklı olduğu söylemekte ve bu bağlamda incelenen her tarihsel olay ve olgu yeniden kurgulanarak aktarılmaktadır. Bu durumun en kestirmeden ve etkili bir şekilde aktarımı ders kitapları aracılığıyla yapılmaktadır. Ders kitapları salt olguları aktarmanın ötesinde hakim olan ideolojiin aktarımı ve meşrulaştırmasında da kilit bir rol oynamaktadır. Bu çalışma Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemde İttihatçı algının geçmişten günümüze liselerde okutulan tarih ders kitaplarındaki yansımalarını incelemektedir
AtıfTR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2016Gifted students’ attitudes towards history lessons based on gender and grade level
Köse, Meliha; Sungur, Hasan
The field of gifted education has a long history. It is also a very crucial issue for the development of societies. Many educators and researchers have been interested in analyzing the high ability students’ world. There are many studies conducted to understand gifted students’ needs. These students need special programs; and educators should take into consideration their learning styles and abilities when they establish programs and create materials. Conducting attitudes studies provide a good starting point for educators who wish to introduce suitable programs or lessons to students. The purpose of this quantitative study is to investigate the differences on gifted students’ attitudes toward history lessons taught in high schools in Turkey based on gender and grade level. The sample consisted of 133 gifted students in grades prep–12 (approximately 14–18 years of age) in TEV Inanç Turkeş High School. It is a boarding school in Turkey that accepts only gifted students for enrollment. Likert attitude scale was designed and used to measure the attitudes towards the study of history in high school students. Before applying this scale on the main target group, a pilot study was carried out in order to test the reliability and validation of the scale. For the statistical analysis of the data, SPSS Statistics 23 (IBM) and SPSS AMOS 23 (IBM) were used. The results of this study indicated that there are no significant differences between gifted female and male students’ attitudes towards history lessons. But the grade level of students had a significant effect on attitudes towards history lessons. This study showed that 10thgrade students show more positive attitudes toward history lessons than the other grades
- MakaleAçık Erişim2016Elizabeth Sahnesi’nin içinde/dışında İdam ve Adalet Shakespeare’in İlk Dörtlemesi
Öğütcü, Murat
Geç Elizabeth Döneminde sosyo-politik çatışmalar görülmüştür. Bu çatışmalar başta bölük pörçük olmasına rağmen, yavaş yavaş Elizabeth rejimine karşı duyulan toptan bir muhalefet tavrını oluşturmuştur. Ancak, sansür mekanizmasının varlığı ile hukuk sisteminin devletin baskı araçları olarak kullanılmasından dolayı bunlar bastırılmıştır. Bu bağlamda, haklı gerekçelerle yapılan kamuya açık idamlar toplumu rahatlatabilirdi. Ne var ki, teatral olan kamuya açık idamlardaki yargılamaların baştan sağma olmaları, Elizabeth sahnesinin içinde/dışında toplumsal rahatlama sağlayamamıştır. Bu durum, özellikle, Shakespeare’in İlk Dörtlemesi’nde (1589-1594 civarı) kendini göstermiştir. Bundan dolayı, bu makalenin amacı yürütme erki uygulaması olarak kamuya açık idamların politika ve poetika’sını incelemek ve tiyatrolarda bununla ilgili gösterilen sahnelerin gelişigüzel yargılamalardan dolayı oluşan toplum gerginliğini azaltmadığını, aksine, Geç Elizabeth Dönemi’ndeki bu gerginliği arttırdığını örneklemektir.
- MakaleYalnız künye2015TBMM'de Bir Cumhuriyet Aydını: Dr. Fatma Memik
Sertel, Savaş
Fatma Memik Türk siyasi hayatında çok önemli bir insan olmasına rağmen fazla tanınmamaktadır. Bu makaleyi yazma amacımız Sayın Memiki tanıtmak ve siyasi hayatını ortaya koymaktır. 5 Aralık 1934 tarihinde 2589 Sayılı Kanun ile Türkiyede kadınlara milletvekili seçilebilme hakkı getirilmiştir. Buna göre ilk etapta parlamentoya 17 kadın vekil katılmıştır. Daha sonra yapılan ara seçimlerde Çankırıdan Hatice Özgenerin katılımıyla bu sayı 18 olmuştur. Sadece sayısal olarak değil nitelik açsından da bu 18 sembol isim çok önemlidir. Bu kişilerin hemen hepsi Atatürk tarafından seçilmiş, çoğu üniversite eğitimi almış, bir kısmı ise yurt dışında okumuştur. Bununla birlikte çağdaş Avrupa ülkelerini bir kısmında kadınların seçme ve seçilme, bir kısmında ise seçilme hakkı yoktu. Bu şartlar içerisinde Atatürkün Türk halkına kadın-erkek eşitliğini benimsetebilmek için meclise kadın milletvekili seçilmesini sağlaması ileri görüşlülüğünü, modernliğini ve inkılâpçılığını da göstermektedir. Ancak önemli bir sorun vardı. TBMMye katılan ve çoğu tahsilli olan kadın milletvekillerini büyük bir kısmı mecliste hiçbir varlık gösterememiştir. TBMMye katılan en genç kadın milletvekili olan Edirne milletvekili Dr. Fatma Memik meclise katıldığında genç olduğu kadar çok başarılı bir kadın doktor profili çizmiştir. Mesleğiyle birlikte siyaseti de yürütmüştür. CHP Eminönü teşkilatında yer almıştır. Başarısı ve azmiyle göz doldurmuştur. Atatürk meclise bir kadın doktorun da katılmasını istediği için Dr. Fatma Memik 1935teki parlamentoya milletvekili olarak katılmıştır. Fatma Memik meclisin en faal kadın milletvekillerinden olmuştur. 5, 6 ve 7. dönem Edirne milletvekili seçilmiştir. 5. Dönemde çok faal olan Fatma Memik 7. dönemde hiçbir faaliyette bulunmamıştır. Bu çalışmada TBMM Tutanakları, Arşiv belgeleri, TBMMnin yayınladığı eserler öncelikli kaynaklarımızı teşkil etmiştir. Fatma Memikin TBMMdeki konuşmaları, seçim bölgesindeki incelemeleri ve seçim bölgesinin sorunlarının çözülmesi için gösterdiği çabalar, hafta sonları trenle İstanbula giderek fakir hastaları ücretsiz muayene etmesi gibi çabaları da çalışmamızda tespit edilmiştir.
AtıfTR Dizin3
İncele - MakaleYalnız künye2015Scopus SJRQ4Kudüs rum patrikhanesi
Ceyhan, Muhammed; Satış, İhsan
-
AtıfTR Dizin2
İncele - Derleme MakaleYalnız künye2015Governors of Jerusalem (1841-1902)
Satış, İlhan
In 1841, Jerusalem was directly connected to government, being shared governmentally again. Even though the district was connected either to Syria or to Sidon from time to time till 1871, it was directly connected to government again, with province directory. Governor, who was the head administrative chief, was directly assigned by government, with connection of district to government. Some changes occurred in position and authorisation of governors, with their assignment directly by government. Governors of Jerusalem have equal position with proconsuls of states with these changes. In this study focusing on governors, assigned to Jerusalem between 1841 and 1902, short biographies, assignments and deprivations, incomes of governors and, differently from other rulers, their intellectual sides were tried to study. Also, profiles of governors of Jerusalem were tried to put forward, focusing on governors rather than actives they completed or events they had during the period of their duties.
AtıfTR Dizin6
İncele - MakaleYalnız künye2015Views about the Debates on Anthropology and Racism within the Period of the Foundation of the Republic
Gültekin, Ahmet Kerim
Views about the Debates on Anthropology and Racism within the Period of the Foundation of the Republic In recent years, some academic and public debates about "Anthropology" and "Racism" get more attention. Meanwhile, anthropology in Turkey is already known as a science of race, mostly. In this paper, according to some of these debates which are related to early periods of the Turkish Republic, racism as a political discourse is analyzed with a historical perspective on anthropology
AtıfTR Dizin5
İncele







