Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Boyali, Handan(8)
- Gün, Servet(3)
- Çakınberk, Arzu(3)
- Acun, Serdar(2)
- Atmaca, Yıldız(2)
- Baş, Kazım(2)
- Derin, Neslihan(2)
- Düsükcan, Muhammet(2)
- Güven, Mehmet(2)
- Yatkin, Ahmet(2)
- Zengin, Ersoy(2)
- Aktaş, Erkan(1)
- Arslannur, Bircan(1)
- Avaner, Tekin(1)
- Avci, Mehmet Alpertunga(1)
- Aydin, Nursen(1)
- Balibey, Mesut(1)
- Bankoğlu, Hatice Duygu(1)
- Başaran, Erkin(1)
- Biyik, Yunus(1)
- Bolat, Hüseyin(1)
- Bozkurt Yazar, Birgül(1)
- Dagtas, Erdal(1)
- Demir, Murat Cem(1)
- Demirel, Erkan T.(1)
- Demirel, Erkan Turan(1)
- Derse, Onur(1)
- Doğan, Ali Ekber(1)
- Dursunoğlu, İsmail(1)
- Ela, Özkan(1)
- Erguven, Gokhan Onder(1)
- Erguven, Gozde(1)
- Eteman, Fatma Sert(1)
- Firat, Kamil(1)
- Gul, Mervegül(1)
- Gumus, Alev Taskin(1)
- Göçmen, Elifcan(1)
- Gündoğdu, Serkan(1)
- Güçlü, Tansel(1)
- Kahveci, Mustafa(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2026Kriz süreçlerinde kurumsal itibarın korunması ve yönetimi
Atmaca, Yıldız; Boyali, Handan
Kamu kurumları, kriz dönemlerinde toplumsal güveni koruma ve sürdürülebilir itibarı sağlama sorumluluğuna sahiptir. Kriz dönemleri, kamu kurumlarının toplumsal güveni sürdürme kapasitesinin en çok sınandığı zamanlardır. Bu çalışmanın amacı, kamu kurumlarının kriz süreçlerinde kurumsal itibarı nasıl koruduğu ve yönettiği üzerine bir analiz gerçekleştirmektir. Çalışmada, nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizi tekniği kullanılmış ve elde edilen veriler değerlendirmeye alınmıştır. Bu yönüyle çalışma literatüre katkı sunma potansiyeli taşımaktadır. Değerlendirme sonucunda ise şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı yönetim anlayışının kurumsal itibarı güçlendirdiği, kriz süreçlerinde kurumsal itibarın sürdürülebilirliğinin, etkili yönetişim ve stratejik iletişim uygulamalarıyla doğrudan ilişkili olduğu anlaşılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3The character of the changes in province and district classifications with communiqués: a review from the perspective of territorial administration and administrative geography
Avaner, Tekin; Başaran, Erkin; Bankoğlu, Hatice Duygu
In Türkiye administrative divisions are regulated by laws according to constitutional criteria, including geographical conditions, economic circumstances, and public service requirements, and are implemented through regulations. A concrete example is the 1986 ‘Regulation on Appointment, Evaluation and Relocation of Territorial Administrators’ which classifies provinces and districts based on social, cultural, geographical, and economic characteristics. This study examines class changes made through official communiqués amending the regulation, focusing on their administrative, geographical, socio-economic, and demographic potential impacts, while highlighting the importance of administrative division principles at the intersection of territorial administration and administrative geography.
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3Afet Yönetim Merkezlerinin Risk Yönetimi Performansının Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleriyle Değerlendirilmesi: Güneydoğu Anadolu Bölgesi Örneği
Gul, Mervegül; Ozbey, Sümeyye
Afetler, insanların günlük hayat akışını kesintiye uğratan fiziksel ekonomik ve sosyal kayıplara sebep olan doğal teknolojik veya insan kaynaklı olayların sonuçlarıdır. Ulusal düzeyde afet risklerinin oluşumunu önlemek ve riskleri azaltmak yerel düzeyde yapılan çalışmalara bağlıdır. Afet yönetim merkezleri, afetlerden sonra oluşabilecek can ve mal kaybının önüne geçilebilmesinde yerelin kritik bileşenidir. Etkilenen bölgelerdeki afet yönetim merkezlerinin, afet ve acil durumlara hazırlık düzeyi acil durumların afete dönüşmesini engeller. Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi, deprem, heyelan, sel, terör ve çığ gibi bir çok afete maruziyet yaşayan bir bölgedir. Yerelin afet hazırlığının artırılması için çalışma kapsamında Güneydoğu Anadolu Bölgesinde 4 şehir olan Gaziantep, Mardin, Diyarbakır ve Kilis illerinin AFAD (Afet ve Acil Durum Müdürlüğü) merkezlerinin afet risk yönetimi performansları Çok Kriterli Karar Verme Yöntemi (ÇKKV) ile değerlendirildi. Risk yönetimi performansı kriterlerinin önem ağırlıklarını belirlemede AHP (Analytical Hierarchy Process) yöntemi ve illerin hazırlık düzeyinin karşılaştırılması için TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) yöntemiyle sıralama yapılmıştır. Çalışma sonuçlarında afet yönetim merkezlerinin risk yönetimi performansının değerlendirilmesinde en önemli kriter riski belirleme, hazırlık düzeyi en yüksek il olarak Mardin ili belirlenmiştir. Çalışmanın bölgenin sürdürülebilir kalkınmasını tehlikeye atan afet potansiyeli olan kırılganlıkların belirlenmesinde, afetlere karşı dirençliliğin artırılması ve afet hazırlık planları için bir araç olması hedeflenmektedir.
- MakaleAçık Erişim2025Scopus SJRQ3Kahramanmaraş Merkezli Depremlerde Profesyonel Ekiplerle Arama Kurtarma Çalışmasına Katılanların Deneyim ve Görüşlerinin Değerlendirilmesi
Baş, Kazım
Bu çalışmanın amacı, bir ilde Kahramanmaraş merkezli depremlerde profesyonel ekiplerle arama kurtarma çalışmasına katılanların deneyim ve görüşlerinin değerlendirmektir. Nitel türde olan çalışmanın verileri, 20 Kasım-2023 ile 26 Ocak 2024 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın çalışma grubunu, bir il merkezinde deprem sonrası arama kurtarma faaliyetlerine katılan katılımcılardan, ulaşılabilen ve araştırmaya gönüllü katılan 15 birey oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanıldı. Katılımcıların %66.7’si erkek olup, %53.3’ü evli, %40.0’ı lisans mezunu, %66.7’si arama kurtarmada 1-4 yıl deneyime sahipti. Katılımcıların büyük çoğunluğu arama kurtarma faaliyetlerine katıldıkları illerde ekiplerin sayısının yeterli olmadığını, ekiplerin, ekipmanların yetersiz olduğunu ve koordinasyonla ilgili sorunlar yaşandığını belirtti. Katılımcılardan bazıları olası depremlerde yerelde afet kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini önerdi. Bazı katılımcılar ise daha önce katılmış oldukları arama kurtarma faaliyetlerinde, afet sonrası sürece askeri personelin önemli katkısı olduğunu ancak Kahramanmaraş merkezli depremden sonraki ilk günlerde askeri personelden yararlanılmadığını ifade etti. Bu çalışmada elde edilen veriler doğrultusunda, deprem sonrası müdahalede ilk günlerde ekiplerin yetersiz olduğu, deprem sonrasında koordinasyonsuzluk, teknik personel ve ekipman sorunu yaşandığı görülmüştür. Gelecekteki olası afetlere daha etkili müdahale edebilmek için arama-kurtarma ekiplerinin sayı ve niteliğinin artırılarak, kapasitesinin güçlendirilmesi önerilmektedir.
- Derleme MakaleAçık Erişim2024Küresel gelişmeler ışığında iç denetimde yaşanan değişimler ve iç denetçilerden beklentilerin değerlendirilmesi
Bozkurt Yazar, Birgül
Bu çalışmada iç denetim mesleğinde meydana gelen değişmeler ve gelecekte değişime uyum için gerekli uygulamalar ele alınmıştır. Çalışma yedi bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iç denetim kavramı ile ilgili genel bilgiler, ikinci bölümde iç denetimin tarihsel gelişimi, üçüncü bölümde iç denetimle ilgili kavramlar, dördüncü bölümde iç denetimle ilgili düzenlemeler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmanın beşinci bölümünde küresel gelişmeler ışığında iç denetimi etkileyen unsurlar ve bu unsurların iç denetimle etkileşimi ele alınmıştır. Çalışma genel olarak özel sektör uygulamaları çerçevesinde ele alınmıştır. Ancak kamu sektörü iç denetim faaliyetlerinin özel sektördeki değişikliklerin dikkate alınarak gerçekleştirildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Bu yüzden altıncı bölümde ülkemizdeki kamu sektöründeki iç denetim faaliyeti ile ilgili bilgilere genel olarak yer verilmiştir. Çalışmanın son gelişmeler ışığında iç denetim faaliyetlerindeki değişmeleri ve gelişmeleri sunması bakımından önem arz ettiği düşünülmektedir. Esasen iç denetimi etkileyen her unsur ayrı ayrı çalışılabilecek konulardır. Bu bakımdan çalışmanın iç denetim konusunda çalışmak isteyen bilim insanlarının dikkatini çekeceği düşünülmektedir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Gölge bankacılığın gölgesinde merkez bankacılığı: küresel finansal kriz sonrasına tarihsel bir yolculuk
Güçlü, Tansel
Küresel finansal krizden sonraki 15 yıl süresince özellikle Federal Reserve’in öncü olarak uygulamaya soktuğu ve diğer merkez bankalarının da repertuvarına giren ve girmeye aday olan birçok yeni araç ve yaklaşımın ortaya çıktığına şahit olduk. Bu yaklaşımlar literatürde çokça tartışılsa da yeni uygulamaların geleneksel merkez bankacılığı uygulamalarından ne yönde ayrıldıklarına, hedefledikleri yeni sonuçlara ve bu sonuçlara ulaşıp ulaşmadıklarına dönük değerlendirmeler yaygın olarak görülmektedir. Yaygın olarak görülen bir diğer tartışma-kanı da miktarsal genişleme (quantitative easing) olarak adlandırılan politikaları güncel enflasyonist trendle ilişkilendirme eğilimidir. Ancak bu çalışmada soru değiştirilip miktarsal genişleme başta gelmek üzere piyasalara daha yüksek düzeyde likidite enjekte edilmesinin, sermaye birikiminin güncel biçimine gömülü olan sebepleri üzerine tartışılacaktır. Merkez bankacılığı kurumsal olarak dönüşürken esasında finansal ortamın ve ilişkilerin uzun tarihsel dönüşümü içerisinde bunu gerçekleştirmektedir. Bu bağlamda merkez bankalarının birçok krizli meydan okumaya sermaye birikiminin istikrarı açısından cevap üretmeye çalışmakta olan kurumlar olduğunu hatırlatmak gerekir. 1980’li yılların sonrasında merkez bankacıları neoliberal politika dönüşümleri ve beraberindeki (kimi yazarlarca finansallaşma olarak da referans verilen) finansal inovasyonların karmaşık uluslararasılaşması sürecinde müdahale kapasitelerini artıracak bir dönüşüme odaklanmışlardır. Daha açık olmak gerekirse burada itibari paranın ortaya çıkışı, onu destekleyen yapının geri çekilmesi ve zamanla bugünün uluslararasılaşan gölge bankacılığına evrilen finansal yapısındaki yeni konumunu merkeze alarak Fed’in bu yeni finansal mimarideki dönüşümüne odaklanılacaktır. Geçici olacağı düşünülen fakat artık neredeyse kalıcı bir politik araca dönüşen ve bu makalenin de esas odak noktasını oluşturan varlık alım programları bu gelişmelerin en önemlilerinden biri olarak karşımızda durmaktadır. Burada “doğru” politik araçların keşfinden ziyade parasal-finansal dinamiklerin değişen doğası ile merkez bankacılığındaki dönüşümü beraber ele almak temel hedef olacaktır.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Ülke ekonomilerinde bir gösterge olarak kredi temerrüt takası (cds) ve makro belirleyicileri: türkiye örneği
Sarı, Sacit
Bir borçlunun temerrüdüne karşı sigorta sunan Kredi Temerrüt Takasları (CDS), bir satıcı ile bir alıcı arasında yapılan ve yatırımcıların temerrüde karşı koruma satın almalarını sağlayan bir sigorta sözleşmesidir. Finansal sermaye akımlarında yaşanan artışlar sonucu riskten korunmak isteyen yatırımcılar, bir ülkenin kredibilitesiyle ilişkili riski azaltmak ve korunmak (hedge) için CDS kullanarak finansal istikrarı artırmaya çalışmaktadırlar. Bu çalışma bağlamında gelişmekte olan bir ülke ekonomisi olarak dış finansmana sıklıkla başvurmak durumunda kalan Türkiye ekonomisinde 2008:01 ile 2023:08 arası dönemde CDS priminin belirleyicileri incelenmiştir. RALS LM birim kök test sonucuna göre düzeyde durağan çıkan seriler arasındaki uzun dönemli ilişkiler RALS regresyon yöntemiyle araştırılmıştır. Enflasyon ve Cari işlemler dengesindeki artışlar CDS primini artırmaktadır. Reel Efektif Döviz Kuru, BİST-100 ve Sanayi Üretim Endeksi değişkenleri ise teoride beklenildiği gibi CDS primi üzerinde negatif etkiler oluşturmaktadır. Granger nedensellik sonucuna göre ise, Enflasyon, BİST-100 ile CDS primi arasında çift yönlü Granger nedensellik ilişkilerinin olduğu, Reel Efektif Döviz Kuru, Cari İşlemler Dengesi ve CDS primi arasında ise nedensellik ilişkisi tespit edilememiştir.
AtıfOpenAlex9TR Dizin7
İncele - MakaleYalnız künye2024Forced To Become Entrepreneurs: Investigating the Impact of Workplace Bullying on the Entrepreneurial Intentions of Immigrant Workers in Turkey
Uyan, Umut
Purpose: The issue of migrant workers has been frequently addressed in management and organiza- tion studies, as in many other fields since migration has become a global phenomenon. By referring to the push-pull theory of entrepreneurship, the current study aims to understand to what extent the bullying behavior that migrant workers are exposed to in the workplace encourages them to engage in entrepreneurship. The main assumption that constitutes the hypotheses is that negative workplace experiences push migrant workers to create alternatives against undesirable working conditions. Methodology: A quantitative research design was employed, involving standardized questionnaires to gather data from 231 migrant workers employed in Turkey’s textile sector. The hypotheses were tested using the AMOS statistical program. Findings: The findings support the bullying behavior that migrant workers are exposed to in their workplaces pushes them to become entrepreneurs (β= 0.36, p<.001). Further, the findings indicate that individual entrepreneurship orientation (IndEO) does not moderate the relationship mentioned (β = 0.03, p= .33). Originality: Unlike mainstream entrepreneurship literature, this study demonstrated that entrepre- neurship can be an ‘imperative’ stemming from unfavorable working conditions of migrant workers, rather than an ‘attractive’ phenomenon. Yet, the success and sustainability of such entrepreneurial activities is debatable. The study is expected to provide a clearer picture of migrant entrepreneurial initiatives and, therefore, guide policymakers in developing effective strategies to support economies.
- MakaleAçık Erişim2024Belediyelerin afet yönetimi kapasitelerinin değerlendirilmesi
Baş, Kazım
Belediyelerin afet yönetiminde rollerini yerine getirebilmeleri için yetki ve kapasitelerinin yeterli olmasının yanında merkezi yapılarla farklı seviyelerde işbirliği ve koordinasyona ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araştırma, belediye çalışanlarının afet yönetiminde belediyelerin kapasiteleriyle ilgili görüşlerini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Tanımlayıcı türden olan araştırma, bir il ile ilçe belediyelerinde 20 Kasım 2023, 15 Ocak 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen “Çalışanları Tanıtıcı Form” ile “Çalışanların Afet Yönetiminde Belediyelerin Kapasiteleriyle İlgili Görüşlerini İçeren Form” kullanıldı. Araştırma evrenini, bir il ve ilçe belediyelerinde sürekli çalışan 260 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise işyerlerinde ulaşılabilen ve araştırmaya gönüllü katılan 148 (%56.92) belediye çalışanı oluşturdu. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanıldı. Yaşların ortalaması 40.53±9.48 olan çalışanların, %60.1’i erkek, %29.7’si lisans mezunu olup, %42.6’sı işçi olarak çalışmakta, %29.0’unun belediyelerde 1-4 yıl çalışma deneyimine sahip olduğu görülmüştür. Çalışanlara göre belediyelerde afet yönetiminde; eğitim verilmediği (%71,6’sı), son iki yılda herhangi bir tatbikat yapılmadığı (%87.2’sı), belediyelerin afet yönetimine hazır olmadığı (%79.7’u) ve afet yönetiminde belediye bütçesinin yetersiz (%86.5’i), insan kaynakları sayısının (%77.0’si) yetersiz olduğu görülmüştür. Ayrıca çalışanlara göre belediyelerin afet yönetiminde en önemli üç sorunun ise nitelikli teknik personel ve ekipman eksikliği (%59.5), yetersiz bütçe (%45.9) ile eğitim eksikliğinin olduğu (%37.2) saptanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre çalışanların büyük çoğunluğuna (%75’in üzerinde) göre belediyelerin afet yönetiminde kapasitelerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Belediyelerin afet yönetiminde etkili ve başarılı olabilmeleri için yetkilerinin arttırılarak kapasitelerini geliştirici politikaların hayata geçirilmesi önerilmektedir.
AtıfOpenAlex4TR Dizin3
İncele - MakaleAçık Erişim2023An Optimization Approach for A Biogas Supply Chain using Goal Programming and Mixed Integer Linear Programming
Derse, Onur; Göçmen, Elifcan
Environmental concerns prompt the world for a transition to renewable energy sources from fossil energy. Reducing the dependency on non-renewable sources of energy is prerequisite for the sustainable world and less environmental pollution. Biogas energy, which is one of the most important renewable energy sources, is produced by burning organic wastes and can be used in many different fields. In this study, a two-stage approach is undertaken to optimize a biogas supply chain design by incorporating of 30 districts in Izmir. In the first stage, the selection of the most suitable biogas plants is considered by the goal programming approach, which is of great importance to decide the optimal location with high energy potential. The most suitable sites for the biogas plants are obtained as Konak and Narlıdere districts. In the second stage, the location problem of the biogas vehicle charging stations (BVS) for biogas vehicles is handled considering the results of the first stage using mixed integer linear programming (MILP) approach. Computational results demonstrate that it would be more appropriate to establish BVS in 12 districts of İzmir. The model and solution approach are pioneering for supply chain problems and an efficient tool for renewable energy plans.
AtıfOpenAlex3
İncele - MakaleYalnız künye2023Innovation in New Public Administration in the Context of Adding Value to the Public: Digital Governance
Boyali, Handan
Today, social needs are generally met by the state or individuals or institutions under state control. For this reason, efficiency, quality and performance are important in the goods and services offered by the public administration. With the rapid spread of globalization, public administration has not been insensitive to these changes, and has led to the formation of the new public administration approach. While such innovative approaches are mostly seen in the private sector, it has been seen that they are less common in the public sector. Innovation movements, which emerged in the private sector in the 20th century, only started to be seen in the public administration at the beginning of the 21st century. In this context, digital governance in public administration is important in terms of adding value to the public. With this study, it has been tried to contribute to the field by trying to make it visible with the theories of management sciences as an application area and that innovation brings innovations in the public sphere as well as in many areas, although it is not regular. In the study, governance and new public administration were compared, and it was aimed to reveal the changes within the framework of innovation by examining the basic techniques that these two models applied in the public field. A theoretical perspective is presented by limiting the structure of these two models. Literature review method was used by using literature, digital resources and library materials.
AtıfTR Dizin4
İncele - MakaleAçık Erişim2023Denetimden Politika Oluşturmaya: Kamu Politikası Sürecinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun Aktör Rolü
Boyali, Handan
Küresel gelişmelere bağlı olarak toplumsal hayatın her alanında köklü değişimler olduğu gibi kamu yönetimi alanında da yeni değişimler meydana gelmiştir. Bu çerçevede hükümetlerin kamu yararı ve milli çıkarları doğrultusunda kamu politikaları oluşturulmuştur. Kamu politikası birçok aktörü ve süreçleri kapsamaktadır ve genellikle sorunun tespiti ile başlayıp, söz konusu sorunlara dair politika oluşturma süreçlerini kapsamaktadır. Kamu politikasında yer alan aktörler resmi, gayri resmi ve uluslararası aktörler olmak üzere üç kategoride ele alınmaktadır. Resmi oyuncu kategorisinde; yasama, yürütme (hükümet ve bürokrasi) ve yargı. Resmi olmayan oyuncu kategorisinde; vatandaşlar (seçmenler), siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, medya, üniversiteler ve düşünce kuruluşları. Uluslararası aktörler küresel ölçekte devletler veya uluslararası kuruluşlardır. Bunun yanı sıra oluşturulan politikaların yasalaşması, uygulanması ve değerlendirilmesi gibi süreçlerle de devam etmektedir. Bu bağlamda Kamu Denetçiliği Kurumu kamu politikası sürecine katılım noktasında faaliyetleri bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle parlamentoya sunmak üzere hazırlamış oldukları yıllık faaliyet raporlarıyla kamu politikalarına ne denli katkı sağladığı görülmektedir. Sunulan raporlardaki tavsiye kararları yoluyla kamu politikasına etki etmektedir. Kamu politikasında aktör rolünün yanı sıra, tavsiye kararlarına uymayan kurumlara yer vermesi ve bu kurumların parlamento tarafından bilinmesi, Kamu Denetçiliği Kurumu’nu etkili bir denetim mekanizması da yapmaktadır. Bu çalışmayla denetimden politika oluşturma süreçlerine değin kamu politikası sürecinde Kamu Denetçiliği Kurumu’nun aktör rolü ele alınmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Belediye'nin farklı birimlerinde çalışan saha işçilerinin güvenlik algıları ve etkileyen faktörler
Yeşiltepe, Akgün; Karadağ, Gülendam
Güvenlik iklimi, işyerlerinde güvenli davranışları ve güvenlik tutumlarını etkileyen bir durumdur. Bu araştırma, Belediye'nin farklı birimlerinde çalışan saha işçilerinin güvenlik algıları ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın örneklemini bir ildeki 123 belediye saha işçisi oluşturmuştur. Araştırmanın verileri “Tanıtıcı Bilgi Formu” ve “Güvenlik İklimi Ölçeği” kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile 2020 Temmuz – 2021 Haziran tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Student t testi, One Way ANOVA, doğrusal regresyon analizi kullanıldı. Post-hoc testlerden Bonferroni analizi yapıldı. Güvenlik iklimi ölçeğinin ortalaması 1.93±0.68 ve orta düzeydedir. İşçilerin, eğitim durumu ve çalışma şekli ile istatistiksel açıdan anlamlı bir fark varken (p<0.05) yaş, aylık gelir, çalışma yılı, medeni durum, iş sağlığı güvenliği eğitimi alma ve çalışılan birim ile güvenlik iklimi arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yoktur (p>0.05). İşletmeler; işçilerin güvenlik iklimi algısını arttırmak için hizmet içi eğitimler ve periyodik iş sağlığı ve güvenliğine yönelik bilgilendirmeler yapmalıdır
- MakaleAçık Erişim2023Kamuda kurumsallaşma olgusunun kurumsal itibar ve etik yönetim ilkeleri perspektifinden analizi
Atmaca, Yıldız; Boyali, Handan
Kurumsallaşma, kurumun faaliyetlerinde yönetenlerin şahsi yöntemlerine bağlı olmadan varlığını sürdürme durumudur. Sürdürülebilir belli kural ve kaideler etrafında birleşerek bir yönetsel yapı oluşturmak kurumsallaşma olgusu ile doğrudan doğruya ilişkilidir. Ku-rumsallaşma olgusunu ayakta tutan bir takım ilkeler bütünü söz konusudur. Bu anlamda, kurumsal itibar ve etik yönetim ilkeleri, kurumsallaşmayı etkili ve verimli hale getiren en önemli ilkeler olarak kabul edilmektedir. Kurumsal itibar, kurumun hedef kitleler tarafın-dan nasıl göründüğünü belirten, kurumu ayakta tutan ve kurumun sürekliliğini sağlayan önemli bir olgudur. Bu ise hedef kitlenin ihtiyaçlarının giderilmesi ve memnuniyetlerinin sağlanması sonucunda kuruma dair algıların olumlu yönde ilerlemesiyle oluşmaktadır. Yine kurumsal performansın artırılması için etik değerlerin dikkate alınarak kararların alınması gereklidir. Kurumların kendi bünyelerinde oluşturdukları etik ilkelerin çalışanlar tarafından doğru bir şekilde algılanıp benimsenmesi ve uygulanması hem kurum içi hem de kurum dışı ilişkileri iyileştirecektir. Hakkaniyet, eşitlik, doğruluk, dürüstlük gibi etik il-keler doğrultusunda hareket eden, çalışanlarının ve diğer paydaşlarının sorunlarını bu ilkeler çerçevesinde çözmeye çalışan kurumlar, vatandaşlar üzerinde olumlu bir intiba oluşturacaktır. Bu olumlu intiba ise kamu kurumlarındaki hem kurumsal itibar hem de kurumsallaşma düzeyini arttıracaktır. Bu bağlamda, bu çalışma ile kamu kurumlarının kurumsallaşma sürecinde kurumsal itibar ve etik yönetim ilkelerinin hangi ölçüde etkili olduğu analiz edilmek istenmiştir. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada kavramsal ve teorik açıklamalar yapılmış, sonrasında ise kurumsal itibar ve etik yönetim ilkelerinin bir kurumdaki kurumsallaşma düzeyini olumlu ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Yerel yönetimlerde kent konseylerine katılımın politika yayılım modeline göre incelenmesi
Boyali, Handan
Yerel yönetimler, bireylerin ortak ihtiyaçlarını karşılayan, kamusal mal ve hizmetlerin üretilmesi için çalışan, yerel halkın seçtiği organlar tarafından yönetilen kurumlardır. Biçimsel anlamda halkın kendi kendini yönetmesine imkan sağlıyor olmasına rağmen, halkın kamu yönetiminin görev ve yetki alanlarına giren konularda söz sahibi olabilmesi, halk katılımının tesis edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda yerel yönetimlerin başarısı katılım düzeyinin sağlanabildiği ölçüde olduğu görülmektedir. Bu bakımdan kent konseyi önem arz etmektedir. Kent konseyi, tarafsız bir yaklaşımla, yerel yönetimlerin yetersiz kaldığı noktaları aşmayı, doğrudan halkın sorun ve ihtiyaçlarını tespit etmeyi, modern belediyecilik açısından pratik çözümler sunmayı amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra hemşehrilik bilincinin oluşturulması, kentin hak ve hukukunun korunması ve katılımcı demokrasiyi esas alması bakımından kent yönetimine yardımcı olmakta ve kentin gelişimine önemli katkılar sunmaktadır. Çalışmanın amacında, yerel yönetimlerin halka yakınlığı ve yöneten ile ilişkilerinin gelişmesinde katılımcı demokrasinin uygulandığı kent konseylerinin Türkiye’de hangi koşullarda ortaya çıktığını ve ne ölçüde politika yayılımı noktasında uygulanabildiğini incelemektir. Dünyanın birçok yerinde halk egemenliğinin artarak devam ettiği bir sistemde halkın yönetime dahil olması en tabii haktır. Bu bakımdan farklı çalışmalarda kamu politika analizlerinin bu şekildeki uygulamalar üzerinden görünür kılınması konunun anlaşılabilirliği noktasında alana katkı sunacaktır. Çalışmada resmi mevzuat, Avrupa Birliği hakkında ulusal ve uluslararası yazın, internet kaynakları sunularak literatür taraması yöntemi uygulanmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Sosyodemografik Değişkenler ve İş-Aile Yaşam Çatışmasının Akademisyenlerin İş Doyumuna Etkisi
Tire, Olcay
Akademisyenlerin, nitelikli bireyler yetiştirebilmeleri, araştırma ve bilgi üretme işlevlerini en verimli şekilde yerine getirebilmeleri için yaptıkları işten doyum almaları gerekmektedir. İş doyumu bazı sosyodemografik faktörlerden etkilenebilmektedir. Bununla birlikte iş ve aile yaşamı arasında meydana gelen çatışmanın iş doyumu üzerinde etkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda bu çalışma, iş-aile yaşam çatışması ve sosyodemografik değişkenlerin akademisyenlerin iş doyumuna etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Nicel yaklaşımın benimsendiği bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmaya katılan 611 akademisyenin 273’ü (%44,7) erkek ve 338’i (%55,3) kadındır. 24 ile 65 yaş aralığındaki akademisyenlerin yaş ortalaması x̄=39,51±8,97’dir. Araştırma kapsamında akademisyenlerin sosyodemografik özellikleri hakkında bilgi sahibi olmak adına Kişisel Bilgi Formu, işten almış oldukları doyum düzeyini belirlemek için İş Tatmini Ölçeği ve iş-aile yaşam çatışması düzeylerini ortaya koymak için İş-Aile Yaşam Çatışması Ölçeği’nden oluşan ölçme aracı kullanılmıştır. Araştırmanın verileri çevrimiçi anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Açıklayıcı analizlerde değişkenler arası ilişkilerin incelenmesinde korelasyon analizleri uygulanmıştır. Sosyodemografik değişkenler ve iş-aile yaşam çatışmasının akademisyenlerin iş doyumuna etkisinin incelenmesinde çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgulara göre akademisyenlerin iş doyumları yüksektir. Katılımcılar orta düzeyde iş ve aile arasındaki çatışma yaşamaktadır. Erkekler kadınlardan, yaşlılar gençlerden, çocuk sahibi olanlar olmayanlardan, unvanı yüksek olanların düşük olanlardan, gelir düzeyi yüksek olanların düşük olanlardan daha fazla iş doyumuna sahiptirler. İş-aile çatışması ve aile-iş çatışması az olanların iş doyumları da yüksektir.
- MakaleAçık Erişim2022Emek piyasasının en altındakiler göçmenler: istanbul’da türkiyeli ve suriyeli çalışanlar arasındaki ücret ayrımcılığı
Kahveci, Mustafa; Acun, Serdar
Göçmen emeği son yıllarda Türkiye emek piyasasında çok fazla görünür hale geldi. Özellikle sayıları 3,6 milyona yaklaşan Suriyeli göçmenler, Türkiye’nin bazı illerinde emek piyasasının önemli parçasıdır. Genellikle Türkiye emek piyasasında önemli yer edinen göçmenler içinde bulundukları yaşam koşulları nedeniyle kayıt dışında, güvencesiz ve düşük ücretli olarak istihdam edilmektedir. Bu çalışma Türkiye’nin en fazla göçmene ev sahipliği yapan şehri İstanbul’da Suriyeli göçmenler ile Türkiyeli çalışanlar arasındaki ücret ayrımcılığı konusu ele alınmıştır. Çalışmada Türkiyeli ve Suriyeli emekçilerin arasındaki ücret farklılığına etki eden cinsiyet, eğitim ve çalışma süresinin etkileri analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda Suriyeli göçmenlerin Türkiye emek piyasasında ücret ayrımcılığına uğradığı sonucuna ulaşılmıştır.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2022İşçi Sınıfı ve Mücadelesinin Post-modernist Reddinin Medyadaki Yansıması: THY Grevi ve Cerattepe Direnişi Örneklerinin Karşılaştırılması
Dagtas, Erdal; Aydin, Nursen
Kapitalist üretim sisteminin her yeniden yapılanma süreci, işçi sınıfı aleyhine sonuçlanan değişim ve dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bununla birlikte, Sovyet sosyalist düzenin dağılmasının ardından kapitalist sistemin alternatifsiz mutlak gücünü ilan etmesi, sınıfların ortadan kalktığını savunan post-modern görüşlere dayanak oluşturmuştur. Sözü edilen görüşler, Marksizmin sınıf mücadelelerine atfettiği ayrıcalıklı konumun post-kapitalist toplumlarda geçerliliğini büyük ölçüde yitirdiğini ve çoğulcu kimlikler temelindeki sorunların siyaset alanının gündemini oluşturduğunu savunmaktadır. Kuramsal anlamda sınıf hareketlerinin yok sayılması gerek sanayi gerekse hizmet sektöründeki işçi sınıfının sermayeye karşı devam eden mücadelesinin somut varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Toplumsal bir gerçeklik olan sınıf mücadelelerinin inkâr edildiği kuramsal görüşlerin yaygınlık kazanmasında neo-liberalizmin hegemonya alanlarından biri olarak medyanın ideolojik işlevi yadsınamaz. Bu çalışma, işçi sınıfı ve mücadelesinin sona erdiğini ileri süren post-modern görüşlerin egemen hale gelmesinde medyanın işlevini sorgulamaktadır. Bu doğrultuda, sınıf temelli toplumsal hareket örneği olan THY grevi ile yeni toplumsal hareket örneği olan Cerattepe direnişinin basılı gazetelerdeki (Evrensel, Hürriyet, Yeni Şafak) ve alternatif haber sitelerindeki (Bianet, Sendika.org, T24) sunumu eleştirel ekonomi politik yaklaşım çerçevesinde incelenmiştir. Temsil ettikleri ideolojiler temelinde belirlenen medya kuruluşlarının THY grevi ve Cerattepe direnişi özelinde, işçi sınıfı ve çevre hareketleri konusunda nasıl bir tutuma sahip oldukları ortaya konulmuştur. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada, verilerin toplanmasında metin çözümlemesi tekniğinden yararlanılmıştır. Bu bağlamda, çalışmanın çözümleme nesnesi basılı gazetelerde ve alternatif haber sitelerinde yer alan THY grevi (15 Mayıs-21 Aralık 2013) ve Cerattepe direnişi (21 Haziran 2015-29 Şubat 2016) ile ilgili köşe yazıları çözümlenmiştir. Böylece, kuramsal alanda işçi sınıfını ve mücadelesini görmezden gelen görüşlerin ve neo-liberal bakış açısının taşıyıcısı olarak medyanın rolüne dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte, işçi sınıfı ve çevre hareketleri söz konusu olduğunda, basılı gazetelerin ve alternatif haber sitelerinin tutumunda farklılık olup olmadığı sorusuna yanıtlar aranmıştır. Sonuç olarak, sınıf hareketlerinin yeni toplumsal hareketler karşısında ideolojik açıdan ayrımcılığa uğradığı gözlenmiştir. Sınıf mücadelelerinin sona erdiğini ileri süren post-modern görüşler, ana akım medya aracılığıyla yeniden üretilerek egemen hale getirilmektedir. Bu noktada, özellikle sosyalist sol basın ve alternatif haber siteleri, işçi sınıfının ve sınıf temelli hareketlerin toplumsal gerçekliğinin kamuoyuna doğru yansıtılması bakımından önem taşımaktadır.
- MakaleYalnız künye2022Kamu denetçiliği kurumu kararlarında uygulanan iyi yönetim ilkelerinin kamu değeri çerçevesinden değerlendirilmesi
Boyali, Handan
Günümüzde toplum ihtiyaçlarında yaşanan değişimlere bağlı olarak kamu yönetiminde hızlı bir dönüşüm gerçekleşmektedir. Bu dönüşümle birlikte katılım, şeffaflık, cevap verebilirlik, açıklık gibi bazı değerler uygulamaya koyulmaktadır. Bireyler devletin sunmuş olduğu kamu hizmetlerinde de aynı şekilde değişimi görmek istemektedir. Kamu örgütleri ise bu dönüşümü gerçekleştirme sırasında bazı zorluklar ile karşı karşıya kalabilmekte ve güçlükleri aşabilmek adına uygulanabilir nitelikte çözümler bulmaları gerekmektedir. Bu yollardan biri olan Geleneksel Kamu Yönetimi yaklaşımının merkeziyetçi, bürokratik ve hantal bir yapıda olması kamu hizmetlerinin kalitesiz, verimsiz ve yavaş olarak sunulmasına sebep olmuştur. Ardından ortaya koyulan Yeni Kamu İşletmeciliği yaklaşımında ise vatandaşı müşteri olarak görmesi ve ekonomik verimliliği öncelemesi gibi özellikler bireylerde huzursuzluğa yol açmıştır. Bu yaklaşımlar, gerek kamu yararının sağlanmasında gerekse kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde ortaya çıkan yeni ihtiyaçları karşılamadığından dolayı eleştirilmiştir. Kamu değeri yaklaşımı, yapılan bu eleştirilere getirilen alternatif çözüm önerilerinden biridir. Kamu hizmetlerinin bir sonucu olan kamu değeri, kamu yararının sağlanması adına kamusal alanda yer alan tüm paydaşların katılımı ile üretilmektedir. Kamu Denetçiliği Kurumu ise vatandaşların şikayetlerini inceleyip çözüme kavuştururken, idarelerin hizmet kalitesini artırmayı ve kamuda iyi yönetim ilkelerini uygulamayı amaç edinmiştir. Bu bağlamda bu çalışma, kamu yönetimi literatürünün önemli konuları arasında gösterilen kamu değeri yaklaşımını ele almayı planlamaktadır. Kuramsal ve kavramsal boyutları ile ele alınan kamu değeri kavramı hakkında gerekli bilgilendirmeler yapılmış ve kamu yönetimi disiplinine kazanımı değerlendirilmiştir. Ardından Kamu Denetçiliği Kurumu’ndaki alınan kararlarda iyi yönetim ilkeleri kamu değeri bağlamında incelenmiştir.
- MakaleAçık Erişim2022İdari taksimat birimlerinde yer değişikliklerini zorunlu kılan haller (1884-1916)
Ela, Özkan
İdari taksimat, bir devletin topraklarını idari bölümlere ayırma şeklidir. Osmanlı Devleti’nin klasik idari taksimatı; eyalet, sancak, kaza, karye (köy) diye sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmayla hem merkezi idari yapının güçlendirilmesi hem de idari birimlerin yönetim ve idaresinde kolaylıklar sağlaması hedeflenmiştir. İdari birimlerle ilgili düzenlemelere Tanzimat döneminde hız verilmiştir. 1864 Vilayet Nizamnamesi yayınlandıktan sonra ise bu idari birimler yeni bir sınıflandırılmaya tabi tutulmuştur. Devlet tarafından gerçekleştirilen bu düzenlemelerle idari taksimat birimleri şekillenmiştir. Ancak sadece idari düzenlemeler değil; mesafeler, coğrafi etmenler, iktisadi ve askeri vaziyetler de idari birimlerin teşkil edilmesinde önemli rol oynamıştır. İdari birimlerde statü değişikliği gerçekleştiğinde bölge halkı tarafından iyi ya da kötü geri dönüşler olduğuna dair belgeler mevcut olup, özellikle bahsedilen hallerden kaynaklı şikâyet kayıtlarının çoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Böyle durumlarda halk hem bağlı olduğu idari birimle hem de merkezle olan devlet işlerinin aksamasını istemediği için merkeze şikâyet başvurularında bulunmuştur. Çalışmamızda idari yer değişikliklerine sebep olan durumlar ile yer değişikleri neticesinde ne yönde şikayetlerin olduğu incelenerek alınan tedbirlerle ilgili bilgiler verilecektir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele














