Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Altı, Aziz(13)
- Zengin, Ersoy(13)
- Başkutlu, Salih(8)
- Sertel, Savaş(8)
- Ceyhan, Muhammed(7)
- Satış, İhsan(7)
- Yedek, Şahin(7)
- Gökcan, Özkan(5)
- Korunur, Harun(4)
- Çakmak, Yalçın(4)
- Öğütcü, Murat(4)
- Alp, Ruhat(3)
- Daimi, Cengiz(3)
- Ela, Özkan(3)
- Koç, Ali(3)
- Ors, Orhan(3)
- Sungur, Hasan(3)
- Danışmaz, Harun(2)
- Güngör, Gizem Nur(2)
- Hazirbulan, Tahsin(2)
- Tosun, İbrahim(2)
- Uz, Özkan(2)
- Şeker, Melike(2)
- Akan, Hasan(1)
- Akar, Tuba(1)
- Akar, Yeliz(1)
- Akdemir, Fatma Şen(1)
- Alandağlı, Murat(1)
- Arslan, Rabiha(1)
- Badem, Candan(1)
- Başaran, Erkin(1)
- Cakilcioglu, Ugur(1)
- Ceylan, Ebru Nalan(1)
- Dal, Murat(1)
- Dalar, Mehmet(1)
- Demir, Ayşegül(1)
- Demir, Bülent(1)
- Demirbağ, Abdulsamet(1)
- Doğan Demir, Ayşegül(1)
- Doğancı, Kamil(1)
Yayınlar
- MakaleAçık Erişim2024Scopus SJRQ2Bektaşi muhibbanı (1911-1912)
Altı, Aziz
1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanmasının ardından Hacı Bektaş Veli Tekkesi’nde (Pirevi) üç başat gücün olduğu görülmektedir. Bunlar; Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen Çelebiler, mücerret erkanını yürüten Babagânlar ile merkezi hükümet tarafından tayin edilmiş olan Nakşi şeyh idi. II. Meşrutiyetin Osmanlı ülkesinde getirdiğine inanılan özgür düşünce ortamında Bektaşiler (Babagan/Çelebi) Nakşi şeyhin Pirevi’ndeki statüsünün kaldırılmasını ve yönetimin kendi cihetlerine verilmesini talep etmişlerdi. 1911-1912 yılları arasında Babagânlar ile Çelebiler arasında Pirevi’ndeki yönetimi ele geçirme mücadelesine tarafları da dahil olmuş ve merkezi hükümete tutumlarını iletmişlerdi. Muhibban olarak tanımlanan bu taraftar gurubunda yalnızca Babagân ve Çelebileri destekleyen Bektaşiler olmayıp, Hacı Bektaş Veli Tekkesini kendilerine ‘serçeşme’olarak kabul gören Alevi ocakzâdeleri ve talipleri de vardı. Olaylara yalnızca Osmanlı Devleti sınırları içindeki muhibban reaksiyon göstermemiş aynı zamanda o dönemde Rus hakimiyeti altında yaşamlarını süren muhibban da tepkisini sergilemiştir. Bu çerçevede 1911-1912 yılları arasında Pirevi’ndeki yaşananlara sessiz kalmayarak tepkisini gösteren cümle muhibbanın tespiti bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
AtıfOpenAlex3TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Necropolitics and modernity: unveiling the ‘empire’s dirty work’ in heart of darkness, a passage to india and burmese days
Demir, Ayşegül; Kaygisiz, Ismail
Abstract This article examines the complex interplay between modernity, colonialism, and necropolitics as represented in Heart of Darkness by Joseph Conrad, A Passage to India by E.M. Forster, and Burmese Days by George Orwell. These modernist texts not only critique the dehumanization and systemic extermination justified by colonial ideologies but also highlight the ways in which colonial power uses necropolitical strategies to govern life and death. By integrating Achille Mbembe's concept of necropolitics with Michel Foucault's theory of biopower, this analysis elucidates the racial and sovereign dynamics that both underpin and challenge colonial regimes. The paper contextualizes the relationship between modernism and colonial history, highlighting how modernist narratives reflect a crisis in the colonial agenda and embody Enlightenment ideals that have shaped the socio-political landscape of empires. These narratives offer a critical view of the dichotomy between the colonizer and the colonized, emphasizing the fractured and uncertain epistemological underpinnings of imperial logic. The examination of Conrad, Forster, and Orwell focuses on the ethical and psychological turmoil from colonial dominance, probing how colonialism justifies violence and subjugation. The study reveals how colonial powers exert necropolitical control, deciding who lives and who dies—a control that extends beyond physical dominance to the psychological colonization of minds, perpetuating colonial hegemony. Ultimately, this paper shows how modernist texts critique colonial necropolitics and expose the racial prejudices and biopolitical strategies essential for maintaining colonial regimes. These texts provide profound insights into the lasting impacts of colonialism on contemporary understandings of race, sovereignty, and resistance.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Üç Farklı Biyografide Bediüzzamanı Aramak ve Anlamaya Çalışmak
Ors, Orhan
Çalışmada “Bediüzzaman” yani “zamanının en beğenileni” veya “harikası” olarak zihinlere kodlanan ve farklı dönemlerde farklı isimler kullanmayı tercih eden Said-i Kürdi/Said-i Nursi üzerine yazılmış biyografiler temel alınarak farklı bir okuma yapılmaya çalışılacaktır. Ancak konuyla ilgili birçok biyografinin yazılmış olması ve bunların çoğunun “Ortodoks Nurculuğun” çizdiği çerçevede Bediüzzaman’ı ele alması çalışmanın daha “özgün” olduğu düşünülen Emrah Cilasun’un “Bediüzzaman Efsanesi”, Fırat Aydınkaya’nın “Bediüzzaman’ın Hançeri” ile Muhyiddin Zınar’ın “Said: Kürtlüğün Kayıp Risalesi” adlı üç kitabın baz alınarak hazırlanmasını salık vermiştir. Abdülkadir Badıllı, Ahmet Akgündüz ve Necmettin Şahiner gibi “Nurculuk” ekolünden gelenler tarafından hazırlanan Said-i Nursi biyografilerinin “belli bazı hassasiyetler gözetilerek” yazılmış olmaları, eleştirel olmak yerine her olay ve olguyu söz konusu hassasiyete uygun bir bağlam içinde ve zaman zamanda çarpıtarak değerlendirmeleri, eleştirel aklı işlevsel kılarak mevzuları analiz etmekten ziyade sürekli bir savunma pozisyonunda bulunmaları bu noktada seçici olmayı gerekli kılmıştır ki zaten Carr da tarihçilerin zorunlu olarak seçmeci olduklarını dile getirmektedir.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2024Kafkas Cephesi’nde Savaşan Osmanlı Askerlerinin Anılarında Turan İdeali (1914–1918)
Zengin, Ersoy
Çok uluslu bir yapıya sahip olan Osmanlı Devleti 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk yıllarında Osmanlıcılık politikasıyla varlığını sürdürmeye çalıştı. Ancak 1912–1913 yıllarında Balkan Savaşı’nda yaşanılan yenilgi Osmanlı toplumunda büyük bir travmaya sebep oldu. Artık devletin geleceği için Osmanlıcılıktan çok Türkçülük politikası gerekli görülüyordu. Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Turancı politika hayata geçirildi. Gelecekte varlığını devam ettirebilmek için büyük bir Türk kitlesine dayanmak isteyen Osmanlı Devleti, Kafkaslar ve Orta Asya’ya yöneldi. Ölüm, kalım savaşının verildiği bu dönemde Kafkas Cephesi’nde savaşan Osmanlı askerlerinin özellikle eğitimli kesimi Turancı görüşteydi. Turancılar için Rusya egemenliği altında esir olarak yaşayan Müslümanların kurtarılması ve buradaki Türk topluluklarıyla siyasal birlikteliğin kurulması kutsal bir vazife idi. Turan idealinde Türkçülük ve İslamcılık birlikte düşünülmekteydi. Türkçe konuşan Müslümanlar, Türk olarak kabul edilmekteydi. Türklerin önderliğinde Rus, İngiliz ve Fransız emperyalizminin sömürdüğü Orta Doğu ve Asya Müslümanlarının özgürlüğü hedeflenmekteydi. Birinci Dünya Savaşı’yla ilgili tartışmalı birçok konu Turancılık politikasıyla yakından ilgilidir. Örneğin Sarıkamış yenilgisi Enver Paşa’nın Turancılığına bağlanmaktadır. Bir diğer basmakalıp yargı ise Kafkas Cephesinde müttefik Almanya’nın menfaatleri doğrultusunda savaşıldığıdır. Turan idealiyle ilgili olarak ileri sürülen bir diğer iddia ise Hristiyan toplumunu hedef aldığıdır. Kimi yazarlara göre Osmanlı Türkleri Kafkasya’daki Türklerle birleşebilmek için kendilerine engel olarak gördükleri Ermeni ve diğer Hristiyan toplumları yok etmek istemişlerdir. Bundan dolayı Turancılık politikasının anlaşılması yakın dönem Türk ve dünya tarihi açısından önem arz etmektedir. Esasen anılarda da açıkça ortaya konulduğu gibi sadece Harbiye Nazırı ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın Turancı olmadığını, bu görüşün daha geniş kitlelerce benimsendiğini ifade etmek yanlış olmayacaktır. Ayrıca Kafkas Cephesi’nin açılmasında Alman menfaatlerinden çok Türk subaylarının kararlarının daha baskın olduğunu ifade etmek gerekir. Anılarda kurulması düşünülen Turan İmparatorluğu’nda Hristiyanların da yer alacakları, onların milli haklarına saygı duyulacağı net bir şekilde ortaya koyulmaktadır.
- MakaleAçık Erişim2023Milli istihbarat teşkilatının 1966-1982 yılları arasında edindiği cihaz ve araçlar
Sertel, Savaş; Kızıltoprak, Tuncay
Tarih boyunca devletler sürekli bir güç mücadelesi halinde olmuştur. Bu nedenle kendilerine tehdit olabilecek bilgileri öğrenme merakı içinde olmuşlardır. Dolayısıyla devletler kendi güvenliklerini riske edecek durumlara, muhtemel çıkabilecek güç mücadelesi sonucunda üstünlüklerini sağlamak amacıyla istihbarat ve casusluk faaliyetlerine başvurmuştur. İstihbarat özellikle savaş dönemlerinde hayati önem taşımıştır. Devletler zor zamanlarında kullanabilmek için istihbarat teşkilatları kurarak casuslar yetiştirmiştir Cumhuriyet Dönemi’nde Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti kurularak Türkiye’nin resmi istihbarat teşkilatı oluşturulmuştur. Milli Emniyet Hizmetleri Riyaseti İkinci Dünya Savaşı sırasında bir yandan savaşan ülke temsilciliklerinden bilgiler sızdırmaya çalışırken bir yandan da önleme hizmetleri yaparak yabancı istihbarat örgütleri ve faaliyetleri ile mücadele etmiştir. Türkiye 1952 yılında NATO’ya üye olmuş ve Sovyetler Birliği’ne karşı Batı ittifakı ile beraber hareket etmeye başlamıştır. Soğuk Savaş yıllarında özellikle ABD’den istihbarat desteği almıştır.1965 yılında Millî İstihbarat Teşkilâtı oluşturulmuştur. Milli İstihbarat teşkilatı istihbarat faaliyetleri için modern cihazlara ve araçlara ihtiyaç duymuş ve zaman zaman teşkilata ihtiyaç duyduğu cihaz ve araçlar alınmıştır. Bazı araçlar ise çeşitli ülkelerden ve çeşitli ülke vatandaşlarından zaman zaman teşkilata hibe yoluyla kazandırılmıştır. Bu çalışmada Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığının 1966 ve 1982 yılları arasında aldığı araç ve cihazların hangi yollarla elde edildiği ve bu teçhizatların kullanım alanlarına değinilecektir. Millî İstihbarat Teşkilâtı ihtiyaç duyduğu teçhizatın büyük bir kısmını NATO müttefiki olan Amerika Birleşik Devletleri’nden satın almıştır. Bazı araçlar ise dış ülkelerden veya o ülkelerde yaşayan yabancı uyruklu şahıslardan hibe yoluyla edinilmiştir. Alınan araçların çoğu otomobil ve arazi araçlardır. Bunun yanı sıra teşkilat için uçaklar ve helikopterler de satın alınmıştır. Bu da teşkilatın hareket kabiliyetini artıran bir unsur olmuştur. Teşkilatın ihtiyaç duyduğu bilgisayarlar Amerikan IBM firmasından alınmıştır.
AtıfOpenAlex2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Araf'ta yaşamak: ivo andriç'in drina köprüsü romanında kullanılan 'köprü' metaforunun sınır çalışmaları bağlamında değerlendirilmesi
Şeker, Melike
16. yüzyılda Batı Avrupa ve Amerika'nın bazı bölgelerinde hâkim sistem olan kapitalist dünya ekonomi, 19. yüzyıl ile birlikte dünyaya yayılarak evrensel niteliğine ulaşmıştır. Bu yayılma, bölgeleri kendi özgül koşulları doğrultusunda değiştirip dönüştürmüş ve beraberinde 'eski düzen' ile 'yeni düzen' arasındaki etkileşimin aynı anda var olduğu bir sisteme yol açmıştır. Bu etkileşimin yaşandığı topraklardan biri olan Balkan coğrafyasının 19. yüzyılı, İvo Andriç'in 1945'te yayımlanmış olan Drina Köprüsü adlı romanında ele alınmıştır. Kapitalist dünya sisteminin işleyişini sağlayan milli devlet, milli kimlik ve sınırlar gibi oluşumların ortaya çıkış serüveninin, Drina nehri üzerinde inşa edilen Drina köprüsünün etrafında yaşananlar aracılığıyla aktarıldığı bu roman, özellikle kapitalist devletin temel özelliği olan sınırların kara hudutlarıyla belirlenmiş yapılar olarak toplumu, 'biz' ve 'öteki' olarak kurgulaması işlevinin nehir üzerine inşa edilen köprüler aracılığıyla nasıl sağlandığını göstermesi bakımından önem taşımaktadır. Böylece Andriç'in güçlü gözlem yeteneğiyle aktardığı Drina köprüsünün inşa süreci, aslında sınır dediğimiz olgunun yalnızca kara hudutlarına çekilmiş bir hat olmanın ötesine taşınabileceğini göstermesi bakımından özgün bir yapıttır. Toplumsal etkileşimlerin günlük yaşam pratikleri doğrultusunda gerçekleştirildiği mekân olan Drina köprüsü, toplumlar arasında 'imkân' olmanın yanı sıra 'engel' olma halinin de eş anlı üretildiği simgesel bir yapı olmuştur.
- MakaleAçık Erişim2023Kültür varlıklarının cephe ve siluet aydınlatmaları: uygulamalar, gereklilikler ve öneriler
Akar, Tuba; Güngör, Gizem Nur
Bu çalışmada, toplumların geçmişinin birer simgesi olan kültür varlıklarının aydınlatma tasarımları konusu ele alınmıştır. Aydınlatma tasarımları başlı başına profesyonel yaklaşımlar gerektirirken, söz konusu kültür varlıklarının aydınlatması olduğunda bu tasarımlar çok daha hassas yaklaşımlarla ele alınmalıdır. Bu bakış açısıyla konuyla ilgili incelenen aydınlatma tasarımı örneklerinden yola çıkılarak çalışmanın özgün ürünü olan; kültür varlıklarının aydınlatılmasında planlanması gereken girdiler ve yapılması gereken çalışmalar belirlenmiştir. Bu bilgilerle birlikte kültür varlıklarının aydınlatma sürecini; yapılması gereken çalışmaların, rol alması gereken uzmanların ve aktörlerin tanımlanmasını kapsayan Aydınlatma Yönetim Planı oluşturulmuştur. Konu ile ilgili teorik ve pratik bilgi, deneyimdeki yetersizlikle beraber, kültür varlıklarının aydınlatmasına yönelik ülkemizdeki mevzuat eksikliğine odaklanılmıştır. Bunun sonucunda aydınlatma sürecini çok yönlü bir yaklaşımla tanımlayan bir İlke Kararı Önerisi hazırlanması gerekliliği ortaya konulmuştur. Bu kapsamla oluşturulan çalışma, kültür varlıklarının profesyonel aydınlatmaları konusunda yol gösterici olması amacıyla literatüre sunulmuştur.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Genç Almanya Birliği “Jungdeutschland-Bund’un (JDB)” Yöneticilerinden Heinrich Leonhard Emanuel Von Hoff’un Osmanlı Devleti Bünyesindeki Faaliyetleri
Başkutlu, Salih
Cihan Harbi sürekli seferberlik gerektiren çok cepheli bir yıpratma savaşına dönüşürken, Osmanlı makamları daha verimli ve kapsamlı bir paramiliter eğitim ağı kurmaya karar verdiler. Bunun için 1916 yılında Alman subay Heinrich Leonhard Emanuel von Hoff (1868-1941) İstanbul’a çağrıldı. Genç Almanya Birliği’ni rol model alan Emanuel von Hoff kısa zaman içinde teşkilatlanma sürecini başlattı. İmparatorluğun son döneminde paramiliter dernekler aracılığıyla gençliğin politik inşasının siyasi ve askeri elitlerin kontrolünde gerçekleştirilmeye çalışıldığına dikkat çeken bu çalışma, Alman askeri misyonunun gayrı resmi üyesi olarak Osmanlı topraklarında bulunan Emanuel von Hoff’un Osmanlı Genç Dernekleri’ndeki faaliyetlerini takip etmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla Osmanlı Devleti’ne gelişini tetikleyen etmenler nelerdi? Genç Dernekleri’ni teşkilatlandırma sürecinde nasıl bir politika izledi? Kabullenme ve reddetme kıskacında topluma nüfuz etmek için ne gibi argümanlar üretti? Devleti idare edenlerle arasında nasıl bir diyalog vardı? Son olarak Genç Dernekleri deneyiminin noktalanması ve ülkesine geri dönüş nedenleri üzerine duruldu. Bu sorulara cevap bulmak için dönemin matbuatı, Osmanlı Genç Dernekleri Mecmuası, Emanuel von Hoff’un kaleme aldığı makale ve kitapçıklar ve konuyla ilgili araştırma eserler incelendi.
AtıfOpenAlex1TR Dizin1
İncele - MakaleYalnız künye2023Bizans İmparatoru II. Nikephoros Phokas ve Doğu Seferleri (Kilikya, Antakya, Halep)
Korunur, Harun
Bizans İmparatorluğu için Doğu’da hâkimiyet sağlamak her zaman önemli oldu. Bizans imparatorları Kilikya, Antakya ve Suriye bölgelerinin Bizans hâkimiyetinde olmasını, bölge kontrolü açısından zaruri gördüler ve doğu politikalarını bu çerçevede planladılar. Bizans, yaşadığı coğrafya bakı-mından Hıristiyan ve Müslüman dünyasında önemli bir yer teşkil etti. Bizans İmparatorluğu kuruluşundan itibaren Anadolu’da hâkimiyet sağlamak için mücadelelerde bulundu. II. Nikephoros Phokas da bu amaç ile mücadelelerine devam etti. Soylu bir aileye mensup, başarılı bir asker olan II. Nikephoros Phokas, faaliyetleri ile Bizans’ı daha güçlü hale getirmek istedi. Bölge tarihi bakımından önemli bir yer tutan Bizans’ın, II. Nikephoros Phokas devri, araştırmamızın konusunu oluşturmaktadır. II. Nikephoros Phokas’ın imparatorluğu dönemi doğuda sınır güvenliğini sağlama amacı ile yaptığı mücadeleleri detayları ile aktarmak, yorumlamak ve bölge tarihine ışık tutmak amaçlanmıştır. Çalışmada ana kaynaklar ve araştırma eserlerden istifade edilmiştir. II. Nikephoros Phokas’ın tahta çıkışı, Kilikya bölgesinde hâkimiyet sağlaması, Antakya’nın ele geçirilişi ve son olarak Halep’in vassallık haline getirilişi işlenmiştir. II. Nikephoros Phokas’ın ölümü ile araştırma sonlandırılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Suriye Krizi ve İran’ın İnşacı Politikaları: “Şii Hilali” Üzerine Bir Değerlendirme
Özgen, Nurettin; Reyhanoğulları, Müslüm
Batılı ülkeler tarafından Ortadoğu olarak adlandırılan Güneybatı Asya, küresel siyasete dair hareketliliğin en yoğun yaşandığı bölgedir. Bir hegemonik alan mücadelesine dönüş(türül)en bölgede küresel, bölgesel ve yerel güç yapılanmaları arasında tasarlanan ideolojik kurulumlar işlerlik kazanmaktadır. Bu ideolojik tasarımlar birbirinden farklı olmakla birlikte büyük oranda ekonomik kazanıma hizmet eden etnik, inançsal/ mezhepsel ve ideolojik söylemler üzerinden yürütülmektedir. Bu ideolojik ve ekonomi politiğin inanç/mezhepsel kurulumu açısından İran - Suriye ittifakı örnek verilebilir. Bölgesel gerilimin neredeyse hiç dinmediği Ortadoğu’da, İran- Suriye ilişkileri stratejik bir değer olarak inanç/ mezhepsel bir kurulum üzerinden çok boyutlu bir kazanıma alan açmaktadır. Dolayısıyla Suriye krizinde etkin rol üstlenen İran’ın, Suriye’deki Arap Alevi- Şii inancı/mezhebine mensup topluluklarla kurduğu ve geliştirdiği birliktelik, her iki taraf için de bir kazanım sağlamıştır. İran’ın bölgesel ölçekli bu yayılımı, Sünni Arap yönetimleri tarafından “Şii Hilali” olarak dillendirilmektedir. Başta İran olmak üzere Irak, Suriye, Lübnan ve bölgenin diğer ülkelerindeki Şii nüfusu, bu inanç/mezhep ideolojisi üzerinden ortaklaştırmak ve etkin kılmak, bölgenin kurulu siyasal sisteminin paydaşı olan Sünni yönetimler tarafından ciddi bir tehdit olarak algılanmaktadır. Bu bağlamda Suriye, Şii Hilali’nin kuzey kanadı olarak tarif edilen ve İran’dan Levant bölgesine kadar Şii topluluklarıyla kurulacak bağın ve İran’ın Ortadoğu’daki nüfuzunu domine edecek bir kurulumun temsilcisi olarak görülmektedir. Bu eksende, İran- Suriye ittifakını üreten tarihsel ve ideolojik bağıntıların özellikle bölgesel düzeyde ne tür yansımalara alan açtığı İnşacı (konstrüktivist) bir yaklaşımla ele alınmış ve bu kapsamda, bölgenin siyasal coğrafyasına dair çeşitli öngörülerde bulunulmuştur. Bu çalışma, Şii Hilali temelinde İran’ın Suriye’deki politik pozisyonuna ve her iki ülke arasındaki tarihsel bağlara odaklanmayı amaçlamıştır. Dolayısıyla nitel araştırma yöntemi temelinde araştırma konusuna ilişkin literatür incelenmiş, bölgedeki tüm gelişmeler ilgili bilimsel çalışmalarla desteklenmiştir.
AtıfOpenAlex2TR Dizin1
İncele - MakaleAçık Erişim2023Emtia Taşımak: Osmanlı Devleti’nde Modern Nakliye Şirketlerinin Ortaya Çıkışı
Alp, Ruhat; Başkutlu, Salih
Sanayi devrimi öncesinde geleneksel yöntemlerle sürdürülen nakliyecilik faaliyetleri dünya üzerinde mal dolaşımına duyulan ihtiyacın artmasıyla birlikte hızla büyüdü. Modern teknoloji, ulaşım olanaklarının gelişmesi ve küreselleşmedeki çarpıcı artışla birlikte nakliyecilik her zamankinden daha önemli hale geldi. Nitekim Osmanlı Devleti yöneticileri de nakliyecilik alanındaki bu gelişmeleri yakından takip ederek modern nakliye yöntemlerinden faydalanma yoluna gitti. Bu süreç II. Meşrutiyetin ilanından hemen sonra nakliye şirketlerin kurulmasıyla önemli bir aşamaya girdi. Meşrutiyet, nakliye şirketlerinin gelişiminde adeta bir dönüm noktası oldu. Özellikle anonim şirketçiliğin gelişimi için ciddi girişimlerde bulunuldu. 1908 yılına kadar esas faaliyeti Osmanlı topraklarında nakliyecilik yapmak olan şirket sayısı sınırlı kaldı ise de 1908-1918 yılları arasında bu sayı hızla arttı. Özellikle başkent İstanbul ve mal dolaşımın yoğun olduğu liman kentleri nakliye şirketlerinin en çok kurulduğu yerler oldu. Bu doğrultuda çalışma, modern nakliyecilik sektörünün Osmanlı da kurumsallaşma sürecini ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Bununla bağlantılı olarak, dönemin matbuatı, arşiv belgeleri ve nakliye şirketlerinin nizamnameleri ışığında, Osmanlı topraklarında kurulan bir kısım anonim nakliye şirketlerinin amaçları, kurumsal yapıları ve faaliyetleri ortaya koyulacaktır. Kuşkusuz bu tür şirketlerin varlığı, Osmanlı devletinin değişen dünya koşullarına uyum sağlama becerisini örnekleyen bir gelişmedir.
- MakaleAçık Erişim2023Tebeddül-i Elbise-i Resmiyye: Modernleşme Sürecinde Çıkan Kıyafet Yasalarının Osmanlı Ulemasına Etkisi
Başkutlu, Salih
Kıyafet değişimi, Osmanlı Devleti’nde gelenekselden moderne geçiş sürecinde elitler arası çatışmanın sembollerinden biriydi. Bu değişim şekilsel olmanın yanı sıra kamusal alanda yeni bir görünümü temsil etmesi açısından da önemliydi. Nitekim, XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, merkezin çevreyi yeniden inşa etmeye başladığı süreçte, bürokratik ve askeri elitler için seçilen kıyafetler yeni bir dönemin habercisiydi. Bu süreçte, Osmanlı elit gruplarından biri kabul edilen ulemanın kıyafetlerinde de bir değişimin meydana geldiği görülmektedir. XVIII. yüzyılın ortalarından XIX. yüzyılın ortalarına değin Osmanlı ulemasının kıyafetlerindeki değişimin neden ve sonuçlarını ele almayı hedefleyen bu çalışma boyunca: Osmanlı ulemasının kıyafet değişimini nasıl karşıladığı? Ulema içindeki yenilikçi, statükocu ayrışmasını nasıl etkilediği? Kıyafet değişiminin modernleşmenin bir “dayatması” mı? Yoksa elitler arası mücadelede bir simge mi olduğu? sorularına cevap aranacaktır. Bunun için, kıyafet esaslarını belirleyen nizamnameler, vakayinameler ve konuyla ilgili araştırma eserler incelenecektir.
AtıfOpenAlex1
İncele - MakaleAçık Erişim2023A Graphical Ontology-Based Method for Rapid Damage Assessment of Stone Cultural Heritage Structures After an Earthquake: A Case Study of Mor Petrus and Mor Paulus Church, Adıyaman/Türkiye
Dal, Murat; Karataş, Lale
To prevent further damage to historical structures and elements after an earthquake, it is important to implement temporary interventions that aim to stabilize and support the affected area. Within this scope, it is crucial to promptly identify the areas in historical buildings that require urgent intervention. The aim of this study is to design a standardized assessment method that provides an objective evaluation for post-earthquake damage detection in stone cultural heritage structures, independent of subjective assessments, and can be easily and quickly implemented in the field. For the proposed method, the heavily damaged Mor Petrus and Mor Pavlus Church in Adıyaman, which was affected by the 2023 earthquakes centered in Kahramanmaraş, is used as a case analysis. The results of the study demonstrate that the presented method is beneficial for detecting damages in masonry church structures after an earthquake. The graphical ontology-based method followed in the study allows for the identification of damages at the level of structural elements and focuses on areas with urgent damage.
AtıfOpenAlex2TR Dizin2
İncele - MakaleAçık Erişim2023Bizans imparatoru ıı. ıoannes komnenos'un doğu politikaları bağlamında antakya seferleri
Korunur, Harun
Bizans İmparatorluğu Türk ve Dünya tarihi açısından önemlidir. Kavimler Göçü sonrası Avrupada meydana gelen gelişmeler, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasına sebep olmuştur. Gelişen süreç içerisinde Batı Roma yıkılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu ise varlığını bin seneden daha fazla devam ettirmiştir. Bizans İmparatorluğu Malazgirt zaferinden sonra Anadolu hâkimiyetini kaybetmeye ve yapılan Türk akınlarını durduramamaya başlamıştır. Bu nedenle Bizans İmparatorları, Anadolu’da tekrar hâkimiyet sağlama gayesiyle mücadelelerini sürdürmüşlerdir. II. Ioannes Komnenos zor şartlarda Bizans tahtına oturmayı başarmıştır. Batı’daki sorunlarla mücade etmiş ve sonrasında yönünü Doğu’ya çevirmiştir. Bu bağlamda imparatorun kaybettiği toprakları yeniden ele geçirme gayreti, Kilikya, Antakya ve Suriye bölgelerindeki politikaları araştırmamızın konusunu teşkil etmektedir. Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos’un Doğu politikaları bağlamında yaptığı mücadeleleri, detaylıca aktarmak, yorumlamak ve bölge tarihine ışık tutulmak istenmiştir. Çalışmada ana kaynaklar ve araştırma eserlerden istifade edilmiştir. Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos’un tahta çıkışı, Kilikya bölgesinde hâkimiyet sağlaması, Antakya Seferleri ve Müslümanlar ile mücadeleleri işlenmiştir. Son olarak II. Ioannes Komnenos’un ölümü ile konu sonlandırılmıştır.
- MakaleYalnız künye2023Osmanlıda Haberleşme Sistemi Çerçevesinde “Diyarbakır Menzilleri”
Ela, Özkan
Bir devletin hem kendi içerisinde hem de diğer devletlerle olan iletişimi-nin güçlü olmasında güvenilir ve gelişmiş bir haberleşme ağını kullanıyor olmasının büyük etkisi vardır. Osmanlı Devleti de sınırları geniş bir devlet olduğu için merkezle diğer idari birimler arasında doğru bir iletişim sağlamak için yeni teknikler kullanmayı ihmal etmemiştir. İlk dönemlerde daha ilkel tekniklerle haberleşmeyi sağlayan devlet zamanla iletişim sistemini belirli kurallara bağlı kalarak yürütmeyi denemiştir. Ulaklar adı verilen görevliler vasıtasıyla önemli bilgileri ve haberleri gerekli yerlere ulaştırmak için uygun imkanlar sağlamıştır. Bu görevlilerin uzun mesafe ve yorucu şartlar karşısında yaşadığı sıkıntıları gidermek için devlet istirahat ve güvenlik açısından yeni tesisler inşa etmiştir. Menzilhâne denilen bu birimler haber taşıyıcılarının güvenle dinlenebileceği yerler olmuştur. Ayrıca Osmanlı her yeri menzil olarak belirlememiştir. Mesafe ve konum olarak belirli yerler menzil olarak kabul edilmiştir. Diyarbakır da konum olarak Osmanlı Devleti’nin önemli idari birimleri arasında yer almıştır. Burada kurulan menzilin işleyişi, görevlilerin faaliyetleri de dikkat çeken konular arasındadır. Çalışmamızda Osmanlı Devleti’nde menziller ve Diyarbakır menzillerinin vaziyeti hakkında bilgi verilecektir.
- MakaleAçık Erişim2023Krizler ve isyanlar: roma’nın armenia politikası (mö 74-66)
Doğancı, Kamil; Tosun, Serhat Pir
Pergamon Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma’ya bırakılması ve Roma’nın da MÖ 129 yılında Pergamon Krallığı’na ait topraklarda Provincia Asia’yı kurması Anadolu’yu büyük bir krize sürüklemiştir. Bu süreçte, Roma’nın Anadolu’daki varlığından rahatsızlık duyan, Pergamon Hanedanı’ndan olduğunu iddia eden Aristonikos ve Pontos Kralı VI. Mithridates Roma’ya karşı direnmişlerdir. Aristonikos İsyanı, kısa süre içinde bastırılsa da VI. Mithridates’in yarattığı kriz ortamı Roma-Pontos Savaşı’nın Armenia’ya kadar sıçramasına neden olmuştur. VI. Mithridates ve müttefikleri Parth İmparatoru II. Mithridates ve Armenia kralı olan damadı II. Tigranes, Kappadokia Kralı I. Ariobarzanes’i defalarca tahttan indirerek Roma’nın tepkisini çekmiş ve nihayetinde Roma ve VI. Mithridates karşı karşıya gelmiştir. Roma, Parth İmparatorluğu’nun da bu güç dengesinde rolü olduğunu öğrenince MÖ 96/95 yılında Sulla önderliğinde Parthlarla saldırmazlık antlaşması yapmıştır. Mithridates Savaşları’nda ise Roma, MÖ 72 yılındaki Kyzikos kuşatmasının ardından psikolojik üstünlüğü ele geçirmiş, VI. Mithridates ise Armenia’ya sığınmak zorunda kalmıştır. Onu takip eden Lucullus komutasındaki Roma ordusu Armenia'ya saldırmış ve MÖ 69 yılında Tigranokerta Savaşı’nda II. Tigranes’i mağlup ederek Armenia topraklarını ele geçirme şansını yakalamıştır. Senatus’un onayını almadan Armenia’ya saldırması ve publicani ile yaşadığı sorunlar nedeniyle Lucullus görevinden alınmış ve yerine Gn. Pompeius Magnus atanmıştır. Pompeius’un bölgeye gelmesiyle birlikte Roma’nın Armenia’daki siyasi düzeni kendi çıkarlarına göre düzenlemeye başladığı görülmektedir. II. Tigranes ve oğlu Genç Tigranes arasındaki anlaşmazlıklardan yararlanan Pompeius, MÖ 66 yılında Artaxata Antlaşması ile birlikte Armenia ve Sophene krallığını paylaştırmıştır. Bu süreçte Roma’nın bölgedeki dengeleri göz önünde tutarak çıkarları doğrultusunda esnek bir politika izlediği görülmektedir.
- MakaleAçık Erişim2023“Âsiyâb-ı felek âhir öğüdür dânemizi”: evliya çelebi’nin seyahatnâmesi’nde değirmenler
Başkutlu, Salih
Değirmenlerin kökeni, Eski Çağ uygarlıklarının temel besin maddelerinden olan tahılları öğütmek için kullandıkları ilk öğütme taşlarına dayanmaktadır. Uygarlıklar gelişimlerini ilerlettikçe canlı varlıklara dayanan enerji kaynaklarının yerini su ve rüzgâr gibi doğal enerji türleri almaya başladı. En eski üretim merkezlerinden olan değirmenler Osmanlı medeniyetinin sosyal ve kültürel anlamda gelişmesine de katkı sunmuşlardır. Bu açıdan geniş imparatorluk mülkünde değirmenlere çok sık rastlanırdı. Bu rastlantının en iyi tanıklığını da seyyahlar yapmıştır. Bu seyyahlardan biri olan Evliya Çelebi (1611-1682), günümüzde Evliya Çelebi Seyahatnâmesi olarak bilinen eserinde Osmanlı coğrafyasının ayrıntılı bir panoramasını çizerken değirmenlere geniş yer ayırmıştır. Evliya Çelebi, seyahatnâmesinde el değirmenleri, at değirmenleri, su değirmenleri, yel değirmenleri, araba değirmeni ve gemi/sal değirmenlerinden sıkça söz etmiştir. Çelebi, klasik un değirmenlerinin yanı sıra ağaç işleyen bıçkı değirmenleri, yün eğiren keçe değirmenleri ve demiri döven samakov değirmenlerinden de bahsetmiştir. Bu çalışmada Evliya Çelebi’nin seyahatnâmesi ve Batılı bazı gözlemcilerin notlarından Osmanlı Devleti’ndeki değirmencilik endüstrisi incelenecektir.
- MakaleAçık Erişim2023Savunma metni olarak menakıpnameler: Menâkıbu’l-Kudsiyye Fî Menâsıbi’l-Ünsiyye ve Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı
Akdemir, Fatma Şen
Menakıpnamelerin yazılış amacı, menakıba konu olan veliyi tanıtmak ve sahip olduğu üstün özellikleri ortaya koyarak onu yüceltmektir. Bu durum Elvan Çelebi’nin yazdığı Menâkıbu’l-Kudsiyye (14. yy) ile Halil bin İsmail’in yazdığı Sımavna Kadısıoğlu Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı (15. yy) için de geçerlidir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’de Babai isyanı, Elvan Çelebi’nin dedesi ve aynı zamanda isyanın lideri olarak bilinen Baba İlyas konu edinilmiştir. Eserde ayrıca Baba İlyas’ın oğullarının da hayat hikâyeleri ve menkıbeleri anlatılmıştır. Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nda da aynı şekilde Halil bin İsmail’in dedesi olan Şeyh Bedreddin, Şeyh’in çocukları ve silsilesi, ayrıca ona isnat edilen ayaklanma hakkında bilgiler verilmiştir. Menâkıbu’l-Kudsiyye’nin ile Şeyh Bedreddin ve Manâkıbı’nın konu edinilen kişilerin torunları tarafından yazılmış olmaları bu yazının çıkış noktasını oluşturmaktadır. Her iki eserde de resmî tarih anlayışı çerçevesinde “isyancı” olarak tanımlanan Baba İlyas ve Şeyh Bedreddin, merkeze alınarak olaylar anlatılmış, torunları tarafından aklanmaya çalışılmış; dedeleri hakkında söylenen iddiaların iftira ve yalandan ibaret olduğu iddiası ilginç bir şekilde, birbirine benzeyen yapısal özellikler içerisinde ortak menkıbevi unsurlar ve motiflerle süslenerek işlenmiştir. Bu durum; klasik bir menakıpnamede görülen ele alınan veliyi övme ve onun kutsiyetini abartarak anlatma amacının dışına çıkarak bu eserleri birer savunma metni haline getirmiştir. Bu çalışmada söz konusu iki eser karşılaştırmalı biçimde incelenmiş, aynı amaçla yazılmış olmalarının zemin hazırladığı benzerlikler ortaya koyulmaya çalışılmıştır.
- MakaleAçık Erişim2023Bizans imparatorluğu’nda evlilik ve kadın
Korunur, Harun
Kadınlar yaradılıştan günümüze hayatın içerisinde var olmuş, bazen kutsallaştırılmış bazen de cadı olarak görülmüş ve işkenceye uğramışlardır. Yaşam koşullarına bağlı olarak kimi zaman ön plana çıkmış kimi zaman da ikinci planda kalarak toplumdan soyutlanmışlardır. Pek çok imparatorlukta olduğu gibi Bizans imparatorluğunda da kadının yeri yadsınamaz. Bizans İmparatorluğu bin yılı aşkın bir süre varlığını devam ettiren önemli siyasî teşekküllerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu uzun süre zarfında kadın algısı ve kadının toplum içindeki yeri değişim göstermiştir. Hıristiyanlık dininin ve örfi alışkınlıkların etkisiyle kadın toplumdaki yerini almıştır. Her dönem toplumun temel taşı olan kadınların Bizans İmparatorluğu’nda sosyal yaşam içerisindeki varlıkları, annelik vasıfları, eş olarak görevleri, evlilik gelenekleri araştırmamızın konusunu oluşturmaktadır. Bizans İmparatorluğu’nun uzun süren varlığı boyunca kadınlara bakışı ve onların toplum içerisinde ne şekilde konumlandırıldığı genel bir anlatı ile kaynaklara dayandırılarak ve yorumlanarak bazen de özel örnekler verilerek anlatılmaya çalışılmıştır. Bu araştırmanın amacı Bizans toplumunda kadın algısı ve evliliğe bakış açısını irdeleyerek kadının Bizans tarihinde nasıl bir yere konumlandırıldığına ışık tutmaktır.
- MakaleAçık Erişim2023Hâfız Sâlih’in Mensur Kırk Hadis Tercümesi
Kayaokay, Ilyas
Edebiyatımızda manzum, mensur yahut ikisi karışık yüzlerce kırk hadis tercümesi türünde eser vardır. Bunlardan manzum olanlar üzerinde çalışmalar yoğunlaşmış olup mensur hadis tercüme ve şerhleri ilgisiz kalmıştır. Bu makalede, mensur kırk hadis tercümesi geleneğine dikkat çekilerek daha evvel literatürde adı zikredilmeyen yeni bir mensur kırk hadis tercümesinin tanıtımı yapılmıştır. Söz konusu tercüme, Hâfız Sâlih b. Süleyman adında, 18. asırda yaşadığı tespit edilen bir mütercime aittir. Eserin bulabildiğimiz yegâne nüshası, Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih koleksiyonunda, 05430-003 yer numarasıyla kayıtlı 125 varaklık bir mecmua içerisinde 41b-74b yaprakları arasında yer almaktadır. Tam adı; Hāẕā Kitāb-ı Ḥadīs-i Resūlu’llāh ‘Aleyhi’s-selām olan eserde, 11’i sahih olmak üzere seçilen kırk hadis; iki, üç satır hâlinde tercüme edilmiştir. Makalede, Hâfız Sâlih’in kim olduğu hakkında bilgi verildikten sonra mezkûr eserinin şekil ve muhteva hususiyetleri ortaya konulmuştur. Hadis tercümesinin Arap harflerinden Latin alfabesine transkripsiyonu yapılarak Hâfız Sâlih’in ve edebiyat ile hadis gibi müteaddid ilim dallarını yakından ilgilendiren eserinin, literatürde yerini alması hedeflenmiştir.







