Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • MakaleYalnız künye2023
    Çağlar Boyunca Erkeğin Asla Vazgeçemediği Düşü: Bir Kadın Yaratmak

    Çınar, Semih; Köse, Özkan

    Kültürel tarihte çoğunlukla yaratıcılarımızın erkeğin tarafını tuttuğu görülmektedir. Türlerden birinin diğerine üstün sayıldığı ve haklı bulunduğu bir yapı inşa edilmiştir. Erkeğin ihtiyaçlarını karşılaması için “yaratılan” kadın beklenildiği kadar itaatkâr olamayınca sorunu çözmek amacıyla ilahi bir kudrete ihtiyaç duyar. Erkeğin yaşadığı düş kırıklığının kimi örnekte doğrudan yaratıcısının, bazen de yaratıcının başka bir faniyi aracı kılarak oluşturulan öykülerin birer anlatı olarak değerlendirilmesi, toplumların bir türlü çözemediği cinsiyet eşitsizliği sorununu örten bir sis perdesi yaratmaktadır. Bu çalışmanın amacı benzerlerine tarih boyunca pek çok kültür ürününde rastladığımız phallocentric anlayışın örnekler üzerinden tartışılmasıdır. Bu bağlamda metin, ilk emarelerine mitolojik söylencelerde rastladığımız, başlangıçta ilahi güçlerin iradesiyle, sonrasında aklın ve bilimin araçsallaştırılmasıyla sürdürülen, kadın erkek eşitsizliği olgusunun değişen zamana ve koşullara karşın var olageldiği gerçeğini gözler önüne sermektedir.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Yeni Bulunan Mensur Bir İhtilâc-nâme Örneği Üzerine

    Uz, Özkan

    Geleceğe dair bilgi almak için çeşitli falcılık metotları kullanmak, insanların yüzlerce yıldır sürdürdükleri bir eylemdir. Falcılığı anlatan metinler Türk edebiyatının ilk yazılı eserlerine kadar uzanır. Geleneğin bir ürünü olan seyirme veya ihtilâc sonucu gelecekten haber bekleme, çıkarımda bulunma olayı bu yönüyle anonim özellik taşırlar. Seğirmelerle ilgili çıkarımlar genelde Cafer-i Sadık, İskender, Danyal gibi isimlerle temellendirilir. Bu yazıda ele alınacak olan yazma da bir tür fal kitabı olan ihtilâc-nâme türündendir. İnsan vücudundaki seğirmelerden yola çıkarak, kişinin geleceğine dair yorumlar yapan bu tür eserler, müstakil bir kitap halinde ya da bir kitap bölümü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada incelediğimiz eser, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi Yazma Eserler Kataloğunda 1641 numarada kayıtlı olan mensur olarak kaleme alınmış bir ihtilâc-nâmedir. Bu eser içerdiği 118 uzva ait 129 seğirmeyle orta hacimli sayılabilecek bir ihtilâc-nâme örneğidir. Bu makalede eserin, Latin harfli metni ortaya konmaya çalışılacak ve yakın zamanda yapılmış bazı çalışmalarla içerik olarak karşılaştırılacaktır. Bunun yanında metinde dikkati çeken dil ve imla özelliklerine de değinilecektir. Makalenin sonuna da eserin yazma nüshası eklenecektir.

    AtıfTR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    İç göçler bağlamında trabzon dışında yaşayan trabzonlulara dair karşılaştırmalı bir analiz (2013-2021)

    Başaran, Erkin; Kılıçaslan, Aydın

    İç göç hareketliliği açısından Karadeniz Bölgesi’nin en önemli illerinden biri olan Trabzon, I. Dünya Savaşı süreci ve 1950’li yıllardan günümüze gelen zaman dilimi olmak üzere 2 ana dönemde ciddi bir göç akışına sahne olmuştur. Trabzon, hem Erzurum, Rize ve Samsun gibi çevre illerle hem de İstanbul, Kocaeli, Ankara ve Bursa gibi metropollerle önemli bir göç alışverişine sahiptir. Kuşkusuz geçmiş yıllardan beri süregelen bu göç akışları, birçok şehirde önemli miktarda Trabzonlu nüfus birikimini beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada Trabzon’un iç göç hareketliliği belirli göstergeler kullanılarak ortaya konulmuş ve Trabzonluların 2013-2021 döneminde en çok ikamet ettikleri iller karşılaştırmalı olarak ilçeler bazında mekansal analize tabi tutulmuştur. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Genel Nüfus Sayım ve Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) verilerinin temel alındığı çalışmada bulgular tablo, grafik ve haritalarla gösterilmiştir. Araştırmada Trabzonluların Trabzon dışında en çok ikamet ettikleri İstanbul, Kocaeli, Ankara, Bursa ve Samsun illerinin merkezi aksında bulunan ve sosyo-ekonomik gelişmişliği yüksek ilçelerinde yaşadıkları tespit edilmiştir.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin2
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    A comparative analysis of plato's and kautilya's approach of the ideal state

    Gökcan, Özkan

    The works put forward by thinkers, philosophers and statesmen about what qualities the ideal state should have and how it should be managed are among the most important sources of political science. It is possible to evaluate these works, which directly reflect the conditions of the period in which they were written, the experience and worldview of their authors, under two categories. In the works in the first category, a philosophical and sometimes utopian approach has been put forward regarding how the state should be, regardless of whether the ideal state design will be realized or not. In the works in the second category, the most ideal state design, which is likely to be realized, has been tried to be revealed based on the state experiences that have been or are being lived. In this study, the works named The Republic (Plato) and Arthashastra (Kautilya), which are the two closest examples of these two categories chronologically, are examined by subjecting them to a mutual analysis. The subject of the study is the comparative analysis of the similarities and differences between the ideas about the origin of the state, the ideal state, the ideal administrator and the ideal form of government in both works.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
  • MakaleAçık Erişim2022
    Arşiv Belgelerine Göre Atatürk Döneminde Mahalli İdareler ve İmar Faaliyetleri

    Yedek, Şahin

    Cumhuriyet döneminde harap halde bulunan kentlerin modern görünüme kavuşturulası, vatandaşların çevre ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi için her alanda çalışma başlatılmıştır. Osmanlı Devleti döneminde Avrupa ülkelerinden örnek alınarak kurulan belediye teşkilatları ve il özel idareleri gibi kurumlaraCumhuriyet döneminde çeşitli hukuki ve idari düzenlemeler yapılarak işlerlik kazandırılmış, imar faaliyetlerinin başat kurumları haline getirilmişlerdir. Anayasal düzenlemelerle kentlere ve köylere tüzel kişilik kazandırılarak, oluşturulan belediye, il ve köy meclisleriyle yerel mekanizmalar oluşturulmuş ve özellikle mahalli idareler vasıtasıyla imar faaliyetleri gerçekleştirilerek ülkenin bayındır hale getirilmesine çalışılmıştır. Bu dönem kapsamında, yapılan çalışmalar ve kazanımlara dair faaliyet raporları bazı kurumlarca kısmen yayımlanmıştır. Fakat tüm mahalli idare teşkilatlarının ülke genelinde yaptığı çalışmalara dair kapsamlı bir kaynak oluşturulamamıştır. Bu çalışma, Cumhuriyet Arşivi kayıtlarına göre yerel yönetim birimlerinin çalışmalarına odaklanacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk döneminde il özel idareleri, belediyeler ve köy idareleri hakkında bilgiler verilip, yapılan çalışmalardan elde edilen kazanımlar detaylı olarak sunulacaktır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex2TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    The memorıals of pir sultan

    Daimi, Cengiz

    There has been a lot of research on Pir Sultan and the Guild of Pir Sultan, his personality and his struggle. However, a part of his memorials has been handled by disconnecting them from the context of all other themes. These are the Guild of Pir Sultan in Tunceli/Dersim and the Pir Sultan Memorial Center in Azerbaijan. We have determined four important memorials while tracking Pir Sultan in the historical course. These are Sivas - Banaz, Tokat-Çambulak, Dersim-Hacılı and Ganja-Pir Sultan Memorial in Azerbaijan. There is sufficient literature on the first two of these memorials. However, our knowledge about the last two memorials is either limited or nonexistent. Pir Sultan was exiled before his execution and went to Iran-Ardabil, and after his return he lived in Dersim for 15 years in exile. The Domicile of Pir Sultan and the Guild of Pir Sultan, located today in Pülümür-Hacılı, dates back to his years of exile. Having a 500-year history, this Guild and Domicile constitute an important place in the culture of faith. The Pir Sultan Visitor Center, the Pir Sultan Mountains and the village of Pir Sultan, located in Azerbaijan-Ganja, also have a respected place in this region. These sacred places have their own creations, which are reflected in the Azerbaijani folk literature. Our research is based on the last two memorials. Commemorating Pir Sultan Abdal only within the surroundings of Sivas and Tokat will narrow down his space. Therefore, the research on Pir Sultan should be concentrated on the last two memorials as well. These last memorials are still untouched. Field research should be concentrated in this area. Archives should be re-examined in the context of these memorials.

    AtıfOpenAlex1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022
    İdari taksimat birimlerinde yer değişikliklerini zorunlu kılan haller (1884-1916)

    Ela, Özkan

    İdari taksimat, bir devletin topraklarını idari bölümlere ayırma şeklidir. Osmanlı Devleti’nin klasik idari taksimatı; eyalet, sancak, kaza, karye (köy) diye sınıflandırılmıştır. Bu sınıflandırmayla hem merkezi idari yapının güçlendirilmesi hem de idari birimlerin yönetim ve idaresinde kolaylıklar sağlaması hedeflenmiştir. İdari birimlerle ilgili düzenlemelere Tanzimat döneminde hız verilmiştir. 1864 Vilayet Nizamnamesi yayınlandıktan sonra ise bu idari birimler yeni bir sınıflandırılmaya tabi tutulmuştur. Devlet tarafından gerçekleştirilen bu düzenlemelerle idari taksimat birimleri şekillenmiştir. Ancak sadece idari düzenlemeler değil; mesafeler, coğrafi etmenler, iktisadi ve askeri vaziyetler de idari birimlerin teşkil edilmesinde önemli rol oynamıştır. İdari birimlerde statü değişikliği gerçekleştiğinde bölge halkı tarafından iyi ya da kötü geri dönüşler olduğuna dair belgeler mevcut olup, özellikle bahsedilen hallerden kaynaklı şikâyet kayıtlarının çoğunlukta olduğu tespit edilmiştir. Böyle durumlarda halk hem bağlı olduğu idari birimle hem de merkezle olan devlet işlerinin aksamasını istemediği için merkeze şikâyet başvurularında bulunmuştur. Çalışmamızda idari yer değişikliklerine sebep olan durumlar ile yer değişikleri neticesinde ne yönde şikayetlerin olduğu incelenerek alınan tedbirlerle ilgili bilgiler verilecektir.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex1TR Dizin1
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2022Scopus SJRQ3
    Tunceli emek gazetesine konu olan alevilik ve haberlerin eleştirel söylem analizi

    Senol, Sengül

    Bu çalışma, Tunceli Emek gazetesinde Alevilik konulu yazı ve haberleri konu edindi. Çalışmada Tunceli Emek gazetesinde Alevilik konulu yayımlanan haberlerin analizinin yapılması amaçlanmıştır. Çalışmada 1 Ocak 2020 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasında Tunceli Emek gazetesinde Alevilikle ilgili çıkan haber ve yazılar tasnif edildi. Haberler; haberlerin konusu ve dağılımı, anlatım türü, kişi ve kurum dili, Alevi ocakları, ocakların temsilcileri olan ana ve dedelerin (mürşit, pir ve rehber) söylemleri incelenirken, söylem analizi ile inançların yerel basında temsili ve bu temsillerin kültürel belleği yaşatma açısından önemi gibi birçok açılardan ele alındı. Bu haberlerin Alevilik kültürel mirası ve geleneği yansıtıp yansıtmadıklarına değinildi. Beraberinde haberlerin demokrasiye, toplumsal gelişmeye ne derece katkı sunduğu da çözümlenmeye çalışıldı. Çalışmanın sonucunda Tunceli’de Aleviliğin yaşatılması; yeni nesillere aktarımı, ritüellerin yeri ve toplumsal iletişimdeki önemi ve günümüzde geçirdiği dönüşümlere vurgu yapıldı. Tunceli Emek Gazetesine konu olan Alevilik hakkındaki yazılar ve Alevilerle ilgili haberleri; aynı şekilde Alevi değerlerinin ne kadar temsil edildiği yöntem olarak Teun A. Van Dijk’in eleştirel söylem analizi ile değerlendirildi.

  • MakaleAçık Erişim2022
    Kıbrıs barış harekâtı öncesinde türk donanma filosunun modernleştirilmesi (1968-1974)

    Sertel, Savaş

    Kıbrıs meselesi 1954 yılından sonra Türkiye ile Yunanistan arasında Akdeniz’de büyük bir çekişmeyi doğurmuştur. Ortaya çıkan gerginlik sonucu iki ülke de silahlanmaya başlamıştır. Bu durum başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkeleri tedirgin etmiştir. İki NATO üyesi ülkenin Kıbrıs için çatışması veya savaşması ABD ve NATO için prestij kaybı yaratacağından hareketle ABD bu meseleyi soğutmaya çalışmıştır. SSCB’nin Akdeniz’deki bu gerginlikten istifade etmesini istemeyen ABD 6. Filosunu bölgede görevlendirmiştir. Ancak Kıbrıs Rumlarının Türklere katliam yapması üzerine Türkiye 1960’lı yıllarda Kıbrıs’a çıkarma yapmak için hazırlıklara başlamıştır. Gerek 1964 yılında ABD başkanın Johnson’un yazdığı mektup gerekse 1960’lı yıllarda donanmada yeterince çıkarma gemisi olmaması Türkiye’nin adaya yapacağı çıkarmayı geciktirmiştir. Türk donanması 1960’lı yıllardan itibaren filosundaki gemileri yenilemek ve geliştirmek için tersanelerinde imkân ve kabiliyetleri ölçüsünde gemiler üretmeye çalışmıştır. Türkiye 1968–1972 dönemini kapsayan ikinci beş yıllık gemi inşa programında savaş gemisi yapımına ağırlık verilmiştir. İmkân ve kabiliyetlerinin üretimine el vermediği savaş gemilerini ise başta ABD olmak üzere NATO üyesi gelişmiş ülkelerden almıştır. Türkiye’nin 1968-1974 yılları arasında ABD’den aldığı gemilerin büyük bir kısmı 1940’lı yıllarda üretilmiştir. Türkiye satın aldığı eski teknoloji gemiler için ABD tersanelerinde tadilatlar yaptırarak modernizasyondan sonra donanmasına dahil etmiştir. Türkiye donanmada kullanacağı küçük çaplı hücumbot gemilerini ise Almanya’dan almıştır. Almanya’dan alınan hücum botlar Alman donanmasından değil Alman gemi firmalarından alınmıştır. Bu hücumbotlar 1-2 yıllık yeni teknelerdir. Kıbrıs Barış Harekâtı için ordusunu güçlendirmek isteyen Türkiye 1968 ve 1974 yılları arasında donanma gemi filosunu zenginleştirmek için pek çok gemi satın almıştır. Ancak harekâttan sonra uygulanan askeri ambargo silah ve mühimmat konusunda sıkıntı yaşanmasına yol açmıştır. Bunun sonucu olarak Türk savunma sanayi yerli üretim silah ve mühimmat oranını giderek artırmıştır.

    • SDG 16 · Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar
    AtıfOpenAlex5TR Dizin5
    TR Dizinİncele
  • MakaleYalnız künye2022
    Urartu kentleri’nden kırsala yansımalar: bingöl- murat höyük ve murat tepe’den çömlekçi işaretleri ve kırmızı perdahlı çanak çömlekler

    Özdemir, Abdulkadir; Danışmaz, Harun

    Bu çalışmada Doğu Anadolu bölgesindeki Murat Höyük ve Murat Tepe’de yapılan kazılarda elde edilmiş, daha önce yayınlanmamış kırmızı perdahlı Urartu çanak çömleği ile çömlekçi işaretleri değerlendirilmiştir. Bu sayede Urartu kentlerinden kırsal bölgelere olan kültürel etki hakkında daha tutarlı bilgiler edinilmiştir. Murat Höyük ve Murat Tepe adını aldığı Murat Nehri’nin kuzeydoğu kıyısında nehrin doğuya doğru menderes yaptığı noktada yer alır. Burada iki yerleşme yan yana bulunmaktadır. Murat Tepe’de yapılan kazılarda Ortaçağ ve Orta Demir Çağı’na tarihlenen iki yapı katı ortaya çıkarılmıştır. Bitişiğindeki Murat Höyükte ise Ortaçağ, Orta Demir, Erken Demir ve İlk Tunç Çağı’na tarihlenen tabakalar belgelenmiştir. Her iki yerleşmede az miktarda çömlekçi işaretleri ve kırmızı perdahlı çanak çömlek malzemesi ortaya çıkarılmıştır. Araştırmalar çömlekçi işaretleri ve kırmızı perdahlı çanak çömleğin çoğunlukla Urartu kentlerindeki elit/saraylı kısım tarafından kullandığını ortaya çıkarmaktadır. Benzer malzemenin Urartu kentlerinin uzağında kırsal bir bölgede yer alan Murat Höyük ve Murat Tepe’de ortaya çıkarılması, krallığın kültürel etkisi hakkında önemli bilgi sağlamaktadır.

  • MakaleYalnız künye2022
    Kürt şiiri ve müziğinde nevruz

    Daimi, Cengiz

    21 Mart’ta- Dünyanın Güneş karşısındaki pozisyonuna göre gece ile gündüzün eşit olduğu gün- Kuzey yarım kürede yeni yıl ve bahar kutlamaları yapılmaktadır. Antik dönemde 21 Mart, mitolojide karanlık-aydınlık, yaz-kış, doğum-ölüm, kıtlık-bolluk çatışması ekseninde Babil’de ‘Akitu’, Anadolu’da ‘Prullias’ adı ile ölüp dirilen bolluk-bereket tanrıları adına düzenlenen festivaller ile kutlanırdı. Antik Mısır’dan Mezopotamya’ya, Anadolu’dan İran’a, Hindistan’dan Çin’e ve sonraları Roma’ya kadar uzanan bu coğrafya ve kültür ortamında 21 Mart; doğum, diriliş, bolluk-bereket, sağlık-şifa, iktidar olma, kurtuluş, özgürlük, barış ve eşitlik gibi kavramlarla anılmıştır. Kuzey yarım kürede antik dönemden günümüze 21 Mart çeşitli nedenlerle kutlana gelmiştir. Bunlar, Kral Marduk’un ejderha Tiamat’ı öldürmesi, Fırtına Tanrısının yılan İlluyanka’yı öldürmesi, Çemşid’in tahta çıkışı, Feridun ya da Kava’nın Dehhak’ı öldürmesi, Hz. İsa’nın dirilişi, Hz. Ali’nin doğuşu, Ergenekon’dan çıkış/kurtuluş gibi kutlamalardır. Nevruz ya da 21 Mart kutlamaları değişik halkların edebiyat, müzik, felsefe, mutfak, tıp, spor, resim, gravür, itikat, giyim vb. kültür alanlarında önemli yaratıcılığa neden olmuştur. Bu yaratıcılık Nevruz’u Yeni Yıl (Sersale), Bahar (Bihare) bayramı olarak kutlayan Kürtlerin şiirine Nevruziye ve Bahariye, müziğine ise Nevruz şarkıları adı altında sirayet etmiştir. Nevruz Fars, Türk, Azeri ve Kürt halkının edebiyat ve musikisini ortak form ve simgesel kodlarla bezemiştir.

  • MakaleYalnız künye2021
    16.YÜZYILDAN 20.YÜZYILA çorum eşençay köyü tarihi (nüfus, yerleşim, vergi)

    Dıvrak, Uysal

    Anadolu, Osmanlının doğudan gelen Türkmenleri yerleştirdiği ve kuracakları devletlerinin temelini attıkları topraklardır. Anadolu’nun tamamen kazanılması sayesinde Osmanlı Devleti, çok büyük bir coğrafyada uzun süre hâkim olmuştur. Tarihte Anadolu’nun değişik yerlerinde aynı aidiyete mensup topluluklar bir araya gelerek yerleşim birimleri oluşturmuşlardır. Çorum’da kır yerleşmesi olarak görülen ve günümüzde üç parçaya ayrılan Eşençay Köyü’nün tarihi gelişimi, nüfusu ve geçmişte ödediği vergiler inceleme konusu yapıldı. Köyün bu üç bölümünün son nüfus sayımlarında toplam 576 kişiden oluştuğu görülmektedir. Köyün ekonomik ve sosyal durumu tahlil edilerek geçimlerini nasıl sağladıkları ortaya konuldu. Ayrıca kadı mahkemesine, köy halkının ne tür sıklıkla ve hangi şikâyetlerle gittikleri ortaya çıkarıldı. İlk olarak 1570 yıllarında köyün ismi ile ilgili kayıtlara tesadüf edildi. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti, vergi almak ve gelir mülklerini tespit etmek için tahrirler ve sayımlar yapmıştır. Eşençay Köyü de bu sayımlara tabi oldu. Köy’de üretilen tarımsal ürünlerin neler olduğu görüldü. Geçmişten günümüze köyün nüfus durumu da ortaya konuldu. Özellikle Osmanlı Arşivi belgelerinden faydalanılarak hazırlanan bu çalışmada köyün tarihi ile alakalı tahrir, nüfus, temettuat ve şer’iyye sicil defterlerinden istifade edildi. Çalışmanın, yerel tarih çalışması yapacaklara katkı sunması, özelde ise Eşençay Köyü kütüğüne kayıtlı olanların köylerinin geçmişini öğrenebilmelerini hedeflemektedir. Ayrıca, Osmanlı belgelerinden köyün tarihsel gelişimi, sosyo-ekonomik durumu ve çevre köyler ile farklılıkları ortaya çıkarıldı.

  • MakaleAçık Erişim2021
    Traditional Uses of Some Medicinal Plants in Suruç (Şanlıurfa-Turkey)

    Akan, Hasan; Cakilcioglu, Ugur; Yalçın, Serhan

    This study was carried out between 2019 and 2020 years and was carried out to determine the medicinal plants used by the local people in Suruç district and some villages. As a result of interviews with 50 informant people, 41 families and 78 taxa were identified. The demographic information of the informant people, the names of the local plants, the parts used and the preparation methods were searched and recorded. After the identification of the collected plants, they are kept in a herbarium at Harran University. In addition, the usage value of the scientific and local names of taxa was calculated and presented in a table. In our study, the families with the most taxa are; Lamiaceae 14 taxa (18%), Apiaceae 6 taxa (8%), Rosaceae 6 taxa (8%), Malvaceae 5 taxa (6%) Fabaceae taxa 4 (5%) and Asteraceae 4 taxa (5%). Genus with the most taxa; Mentha L. has 3 taxa, Alkanna Tausch, Hibiscus L., Lavandula L., Prunus L., Rosa L., Salvia L. and Teucrium L. have 2 taxa. Plants are mostly used by infusion and decoction. The parts of the plant most used for medicinal purposes; flowers, fruits, seeds, aboveground parts, whole plant, roots and leaves. Wild and cultivated plants in Suruç are traditionally used in the treatment of various diseases. As a result of our literature review, it has been observed that the plants used in Suruç are used in the treatment of similar or different diseases in different parts of our country.

    AtıfTR Dizin3
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Bread Names in Dîvânu Lugâti't-Turk

    Korkut, Gizem

    In this study; It was aimed to examine the bread names in Dîvânu Lugâti't-Turk. In the introduction part of the study, studies on bread and bread in Turkish culture were mentioned. The seventh edition of Besim Atalay, who first translated Dîvânu Lugâti't-Turk in Latin letters, was published in 2018 by the Turkish Language Association, and was scanned to determine bread names. Atalay has been given as lexical entry; The publication of Ahmet Bican Ercilasun and Ziyat Akkoyunlu, Robert Dankoff and James Kelly is listed. The detected 26 bread vocabularies were witnessed by looking in the origin information dictionaries, the Screening Dictionary, the Compilation Dictionary and the Turkish Dictionary. Words that differ phonologically were examined. The morphological examination of the words derived in terms of structure has been done. Bread was evaluated according to its cooking method, consumption style and preparation method. The mean change in Turkey in the Turkish and mouth and similarities have been identified. The ways of formation of the words were examined and it was determined that the majority of them consisted of a single word. It has been determined that a word is formed as compound word group. It has been determined that 7 words consisting of word groups are formed as adjective groups. In the naming of the words, the effect of the way it is cooked, the place where it is cooked and the shape of the bread on naming are examined.

    AtıfOpenAlex2TR Dizin4
    TR Dizinİncele
  • MakaleAçık Erişim2021
    Tahtacıların mengi oyunu

    Daimi, Cengiz

    Tahtacılar Horasan’dan gelip Anadolu’ya yerleşen Alevi Türkmen topluluğudur. Şamanist ve batıni Heterodoks itikat öğelerini inançlarında bir arada yaşarlar. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Muharebesi (1514) akabinde Alevi/Kızılbaş tayfalarına karşı yürüttüğü kıyım sonucu bir kesim Türkmen Alevisi de Akdeniz ve Ege bölgesinin dağlık kuytuluk alanlarına sığındılar. Bu alanlarda ağaç işini ve tahtacılığı kendilerine meslek edindiler. Bu nedenle dışarıdan mesleken kendilerine Tahtacı dendi. Ama onlar kendilerini Türkmen Alevisi olarak tanımladılar. Tahtacılar ağacın ruhunun olduğuna inanırlar. Ağacı kutsal değer olarak görürler. Onlara göre ağaç ruhun barınağıdır. Tahtacı ağaç ile özdeştir. Yaşlı ağaç ise ulu ve yaşlı kişilerle özdeştir. Tahtacılar Ağaçeri soyundandırlar. Ağaçeri torunlarıdır. Ağacın kutsanmasının Anadolu’da binlerce yıllık tarihi vardır. Anadolu mitolojisinde bunu bariz şekilde görmek mümkündür. Tahtacılar ve onların Mengi oyununa dair literatür ve alan araştırma verileri sınırlıdır. Amacımız dağınık olan literatürü derleyerek, yaptığımız alan araştırması verileri ile birleştirerek Mengi oyunu hakkında bilinen dağarcığın sınırlarını zorlamaktır. Tahtacıların doğum, düğün, sünnet, nişan vb. eğlence ortamında icra edilen, genç erkek ve kızları samah kültürü ve oyunu hakkında bilgilendirmek ve eğitmek amacı ile Dışarı Samahı ya da Tarikat Samahı adı altında oynanan Mengi oyunu vardır. Mengiler iki türlüdür: 1. Eski Mengiler 2. Yeni Mengiler. Alanda İtikadi Mengiler ve İtikat dışı Mengiler repertuarını özellikle bulguladık. İtikadi Mengilerin Samah ile tema, figür ve hareket tarzı itibarı ile benzerliği ve ayrılığını da alan çalışması ile belirleyerek kayıt altına aldık. Tahtacıların Meslek/iş ritmi (tahta biçme ritmi) ile mengi’nin melodik ritmi ve düzüm kalplarının (2 2 2 3) aynı olduğunu saptadık. Tahtacıların ifadesi ile” Mengi Tahtacının mührüdür”. Tahtacı Alevi Türkmenler arasında oynanan geleneksel oyun olup samaha yakın özellikler gösteren karşılama türü çoşkulu bir oyundur. Diğer bir ifade ile Mengi samahtan kopan ve samahi özellikler gösteren, samah ile karşılama arası bir oyundur.

  • MakaleYalnız künye2021
    An Example Of Kânûnî Period Codes: Âsafnâme

    Ozek, Fatih; Yıldırım, Onur

    Ottoman Turkish is the period of Western Turkish that existed from the 16th to the 20th century. In this period besides literary texts, texts that were far from literary concern were written. In the period of Ottoman Empire, the rulings, orders and prohibitions put forward by the sultans in order to find solutions to the problems faced by the society in religion, state and social issues are called code. Codes, which are very rich sources in terms of both Ottoman history and legal system and the historical vocabulary of Turkish, are texts written without any literary concern. In the study, the Âsafnâme written by Lütfi Pasha during the period of Kânûnî, who prepared the most laws among the sultans and therefore had the title of Kânûnî, will be examined. Lütfi Pasha, who was the grand vizier during the period of Kânûnî, is not only a statesman with his works, but also a writer. Âsafnâme, in which he told his experience to others after him due to the fact that Lütfi Pasha found the state organization complicated and the laws were applied differently from the previous periods has not previously been addressed with language features. In terms of language studies, considering that works written for different purposes other than literary works should be scanned and examined and it is a source for different studies to be carried out and how the palace language is formed and thus it was thought that an original study could be done on the work and the subject of the study was determined. The work in question, the texts with Arabic letters in the copy registered in Istanbul University Library TY.No: 786 will written with transcription signs by reading based on Ahmet Akgündüz's work titled Osmanlı Kânûnnâmeleri ve Hukukî Tahlilleri “Kânûnî Devri Kânûnnâmeleri, 1. Kısım Merkezî Ve Umumî Kânûnnâmeler” (4th book). While writing it down, Ahmet Akgündüz's readings will be taken as basis, and after the texts of the study are composed, the phonetic and morphological information of the work will be examined.

  • MakaleYalnız künye2021
    YENİ BULGULAR IŞIĞINDA DURBALİ BABA TEKKESİ (19 ve 20. Yüzyıllar)

    Altı, Aziz

    Örenli, Turbali, Torbali isimleriyle de bilinen Durbali Baba tekkesi Yunanistan’ın Teselya bölgesinde yer almaktadır. Kuruluş tarihi üzerinde araştırmacılar hem fikir olmasa da Durbali Baba tekkesi Balkan Bektaşiliği açısından önemli bir tekkedir. Daha önce Durbali Baba tekkesine yönelik yapılmış çalışmalar olsa da tespit edilen yeni vesikalar doğrultusunda bu çalışma kaleme alınmıştır. Çalışmada kullanılan arşiv vesikalarının ilk bölümünü nüfus defterleri oluşturmaktadır. Toplamda 5 adet nüfus defteri kullanılmış ve nüfus defterlerindeki verilerden yola çıkılarak tekkeye ve tekke sakinlerine yönelik çeşitli bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Çalışmada ikinci olarak ise 1881 İstanbul Antlaşmasıyla Teselya bölgesinin Yunanistan’a verilmesinin ardından Durbali Baba tekkesinde ortaya çıkan yönetimsel problemler ile Osmanlı Devleti’nin diplomasi kanalı ile Durbali Baba tekkesiyle olan bağını sürdürme mücadelesi ortaya konulmaya çalışılmıştır.

  • MakaleYalnız künye2021
    Arşiv Belgelerine Göre Demokrat Parti Döneminde Eğitim Yatırım ve Ödenekleri

    Yedek, Şahin

    1950 yılında Demokrat Parti’nin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi’nden devralmasıyla Türkiye’de adeta\rfarklı bir dönem başlamıştır. Siyasi, askeri, sosyal ve iktisadi bakımdan kendine özgü gelişmeler yaşanan bu\rdönem, 1960 yılında yapılan askeri darbe ile son bulmuştur. Demokrat Parti döneminde, özellikle Milli Eğitim\rBakanlığı yatırımlarında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Eğitimin her kademesinde öğretmen, öğrenci ve okul\rsayısı bakımından üç kata yakın artış görülmüştür. Eğitim tarihi alanında yapılan çalışmalar ve resmi kurumların\ryayınladıkları istatistiklerle bu döneme dair gelişmeler nicel ve nitel açıdan değerlendirilmeye çalışılmıştır. Fakat\ryapılan yatırımların kentlerdeki yansımaları, ayrılan ödeneklerin hangi eğitim kurumunun inşası ve tamiratı için\rkullanıldığı konusu alanın eksik kalan tarafını oluşturmuştur. Çalışmanın odaklandığı bu konu, özellikle\rCumhuriyet dönemi arşiv kayıtlarından elde edilen bilgilerle ayrıntılı bir şekilde sunulacaktır. Kent eğitim tarihi\rçalışmalarına özellikle eğitim kurumlarının tarihçeleri açısından önemli katkı sağlayacak bu çalışma, ilköğretim,\rortaöğretim, özel eğitim, yetiştirme yurtları ve yükseköğretim yatırımları olmak üzere eğitimin her\rkademesindeki gelişmeler ayrı başlıklar altında sunulacaktır.\r

  • MakaleYalnız künye2020
    Kapitülasyon hukukuna bir bakış: doktor davud selim’in tereke meselesi

    Saribal, Ismet; Ceyhan, Muhammed

    Osmanlı Devleti gücünün zirvesinde olduğu dönemde bazı devletlere kapitülasyon vermiştir. Başlangıçta tek taraflı ve geçici süreyle sınırlı sayıda devlete verilen kapitülasyonlar, devletin gücünün zayıflaması, ekonomik kayıpların artmasıyla birlikte çok sayıda devlete verilmiştir. Bu nedenle özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra Batılı devletler için Osmanlı toprakları kârlı bir pazar hâline dönüşmüştür. Batılı devletler ülkenin her yanında konsolosluklar açmış, bu konsolosluklarda sonraları kendi vatandaşları hükmüne koyacakları Osmanlı vatandaşı gayrimüslimleri istihdam etmiştir. Bu durum birçok sorunu beraberinde getirmiştir. Bunlardan biri de yabancıların ve onların hizmetine giren gayrimüslimlerin konsolosluk mahkemelerine müracaat etmeleridir. Batılı devletler kendi vatandaşlarının ve onlarla işbirliği eden Osmanlı vatandaşı gayrimüslimlerin hakları için kapitülasyonları âdeta bir kalkan olarak kullanmıştır. Osmanlı vatandaşlarının kapitülasyon verilen ülkelere göç etmeye başlamasıyla meselenin farklı bir boyutu ortaya çıkmıştır. Bu çalışmada Lübnan’da yaşarken Amerika’ya göç edip orada vefat eden Doktor Selim’in tereke meselesi üzerinden kapitülasyon verilen ülkelerden biri olan Amerika Birleşik Devletleri’nin Osmanlı vatandaşı birinin tereke meselesine yaklaşımı analiz edilecektir.

  • MakaleYalnız künye2020
    A Comperative Study on History of Law: Comperation of Property Approches Between Roman and Ottoman

    Ceyhan, Muhammed

    Roman Empire and the Ottoman State have an importance because of their place in the historical timeline. Though both states emerged in different places and spaces under different historical circumstances, they share a lot in common. Their certain institutions and their change and transformation in time have similarities. During their long histories, their social, economic, military and legal structures shifted as a result of changing global conditions. The very characteristics of these shifts, developments and changes in the laws of the Roman and the Ottoman State resemble each other. However, when the topic is scrutinized more closely, the differences can easily be spotted due to differences in time, space and belief. The main aim of this study is to compare the two grand states that had deeply affected the history as political, military, legally, social, in terms of similarities and differences. In this context, using comparative history method with a specific focus of the property law, the differences and similarities between the Roman Empire and the Ottoman State will be examined considering geography, time, religion and requirements. To this end, the literature and archive records of the Ottoman and Roman States in the field of property law have been made use of. After revealing the similarities and the differences between two political administration regarding their understanding of property law as much as possible, the results reached about the shifts and transformations will be put forward within an academic framework.