Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları

Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Metakaolin ve geri dönüştürülmüş beton agregası kullanılarak üretilen geopolimer harçların fiziksel ve mekanik özelliklerinin araştırılması

    Funda Al

    Dünya nüfusu her geçen gün katlanarak artmakta ve insanların en temel ihtiyaçlarından olan barınmaya talep hızla artmaktadır. Bu talebi karşılamak için insanoğlunun ilk başvurduğu yapı malzemesi betondur. Beton üretiminde kullanılan temel hammaddelerden olan çimentonun üretimi esnasında çok ciddi enerji harcanmakla birlikte en önemli zararı ise üretimi esnasında açığa çıkan CO2 ve diğer zararlı gazların küresel ısınmayı tetikleyerek yeryüzüne geri dönüşü olmayan zararlar vermektedir. Ayrıca diğer hammadde olan agregaların doğal kaynakları tükenmektedir. Bu zamana kadar yapılan çalışmalar neticesinde çimentolu betona alternatif olarak geopolimer beton sunulmuştur. Geopolimer betonun mantığı atık kullanımıdır. Bu tez çalışmasının amacı da çoğunlukla atık malzemeler kullanılarak taşıyıcı özellikte bir geopolimer harç üretmektedir. Çalışmada, çimento yerine endüstriyel birer atık olan öğütülmüş yüksek fırın cürufu ve uçucu kül ile birlikte metakaolin kullanılmıştır. Atık kullanımı mantığından ilerlemek adına agrega olarak ise moloz halinde bulunan inşaat yıkıntı atıklarından alınan geri dönüştürülmüş beton parçaları öğütülerek kullanılmıştır. Öğütülmüş yüksek fırın cürufu, uçucu kül ve metakaolinin bağlayıcı olarak farklı oranlarda ikamesi ettiği harçların alkali aktivasyonu için NaOH ve Na2SiO3 kullanılmıştır. Numuneler 100oC'de 72 saat etüv kürüne maruz bırakılmıştır. Üretilen numuneler üzerinde bağlayıcı tipinin etkisini incelemek adına fiziksel, mekanik ve durabilite özelliklerini tayin edecek deneyler yapılmıştır. Deney sonuçlarına bakıldığında en yüksek basınç dayanımına sahip YM2 serisi (%90 öğütülmüş yüksek fırın cürufu ve %10 metakaolin) 30,50 MPa değerine ulaşmıştır. Yine aynı serinin eğilme dayanımı da seriler arasında en yüksek değer olan 9,35 MPa'dır. Sonuçlar taşıyıcı özellikte çimentolu harçlarla karşılaştırıldığında tatmin edici niteliktedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Değişim programlarının kamu diplomasisindeki rolü: Erasmus Programı örneği

    Dilek Sakarya Usta

    Geleneksel uluslararası ilişkiler teorileri ve geleneksel diplomaside sıklıkla başvurulan sert güç, baskı ve zorlama stratejileri Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte dünyada önemli bir değişim geçirmiştir. Günümüzde teknolojik ilerlemeler, hızlı iletişim ve kamuoyunun gücünün artması gibi sosyal değişimler sayesinde sert gücü odağına alan geleneksel diplomasi yaklaşımı yerini yumuşak güç merkezli kamu diplomasisine bırakmıştır. Kamu diplomasisi, geleneksel diplomasinin tamamlayıcı unsuru olarak ortaya çıkan; daha barışçıl, işbirlikçi ve uzlaşmacı bir yaklaşımı temsil etmektedir. Yumuşak güç de diplomasiyi destekleyerek, devletlerin uluslararası ilişkilerde daha etkili ve kabul edilebilir bir şekilde hareket etmelerine yardımcı olmaktadır. Sert güç, çatışma, ekonomik ve sosyal yaptırımlar ve baskı yöntemli hükümetten hükümete veya diplomatik ilişkilere dayalı geleneksek diplomasinin aksine; daha insan ve toplum odaklı, hükümet dışı aktörleri ve kurumları da kapsayan kamu diplomasisi ve kültürel diplomasi uygulamaları giderek daha fazla benimsenmektedir. Bu bağlamda, Avrupa Birliği gibi küresel ekonomik ve siyasi bir güce sahip olan aktörler, kültürel diplomasi ve kamu diplomasisi faaliyetlerine daha fazla önem vermektedirler. Hükümet dışı aktörler tarafından yürütülen değişim programları da kamu diplomasisinin en önemli araçları arasında yer almaktadır. Avrupa Birliği'nin geniş kapsamlı ve çok uluslu değişim programı olan Erasmus Programı, kamu diplomasisi uygulamalarının başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma, Erasmus Programı özelinde değişim programlarının devletlerin kamu diplomasisi politikaları oluşturmaları üzerindeki etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, Erasmus Programı'nın bir ülkenin kamu diplomasisi pratiğinin bir bileşeni olduğunu vurgulamakta ve programın küresel iletişim ve iş birliği açısından ne denli önemli olduğuna dikkat çekmektedir. Bu programlar, kültürler arası anlayışın geliştirilmesinde, toplumlar arası etkileşimin teşvik edilmesinde ve uluslararası işbirliklerinin tesis edilmesinde etkili bir araç olarak öne çıkmaktadır. Araştırmada nitel araştırma yönteminin doküman inceleme tekniği kullanılmış, elde edilen verilerin yorumlanmasında betimsel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Yabancı ve Türkçe literatür taranarak, doğrudan ve dolaylı alıntı araştırma yöntemleri kullanılarak yazılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde idari reformlar: Politika transferi bağlamında dönemsel bir inceleme

    Ayşenur Özçınar

    Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de Avrupa Birliği'ne üyelik süreci bağlamında AK Parti Hükümetleri döneminde (2002-2011) yapılan idari reformları politika transferi modeli kapsamında analiz etmektir. Çalışma kapsamında, politika transferi modeli bağlamında, reformların başarı ya da başarısızlığının nedensellik açısından değerlendirilmesi, reform çabalarının başlangıcından itibaren hangi dinamiklerin rol oynadığının analiz edilmesi ve bu dinamiklerin reformların içeriğini belirlemedeki etkisinin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Analiz, ilgili dönemde gerçekleşen idari reformların uzun vadeli bir perspektifte değerlendirildiğinde Avrupa Birliği (AB) koşulluluğu nedeniyle zorlayıcı bir politika transferi süreci olduğunu iddia etmektedir. 2002-2011 döneminde, politika öğrenimi bürokratlar arasında daha aşağıdan yukarıya doğru bir hâl almış ve kısmen kurumsallaşmış, politika transferinin mantığı, politika yapımında teknik iyileştirmeler olmaya devam etmiştir. 2002-2011 yılları arasında politika transfer süreci boyunca potansiyel veto oyuncuları aşılmış ve amaçlanan tüm politika değişiklikleri kabul edilmiştir. 2000 öncesi dönemle karşılaştırıldığında, Hükümetin idari reformlarla ilgili olarak artık çok daha çeşitli ve farklılaştırılmış bir dizi politika aracı bulunmaktadır. Bu durumun ilgili hükümetler tarafından yapılan politika müdahalesinin kapsamını genişlettiği düşünülmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Yeşil insan kaynakları yönetiminin hizmet kalitesine etkisi

    Özge Ayaz

    Günümüzde küreselleşmenin ve artan rekabet durumuyla insanların doğaya verdiği zararda artmıştır. Bunun sonucunda hem rekabet yeteneğini elde tutmak için hem de çevre dostu davranışları benimsemek için yeni bir kavram olan yeşil insan kaynakları ortaya çıkmıştır. Bu çalışma yeşil insan kaynakları yönetiminin hizmet kalitesine etkilerini araştırmak ve literatüre katkı sağlaması amacıyla yapılmıştır. Çalışma yoğun emek gerektiren hizmet sektörlerinden biri olan üniversite hastanesinde uygulanmıştır. Araştırmanın veri toplama aşamasında nicel araştırma yöntemlerinden biri olan anket yöntemi kullanılmıştır. Munzur Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü'nden alınan etik izinle Türkiye'de bulunan bir üniversite hastanesine başvurularak hastanenin de izni doğrultusunda yüzyüze anket formları dağıtılmıştır. Çalışmanın evrenini hastanede çalışan 2900 kişi oluşturmaktadır. Çalışanların oluşturduğu evren sayısı dikkate alınarak %5 hata payı ve %95 güvenirlik ile çalışmanın örneklemi 340 kişi bulunmuştur. Araştırmaya kısıtlama olmadan hastanede çalışan tüm kişiler dahil edilmiştir. Araştırmanın ilk aşamasında Shah (2019) tarafından oluşturulan Öselmiş (2020) tarafından Türkçeye çevrilen 26 sorudan oluşan Yeşil İnsan Kaynakları Ölçeği yer almaktadır. İkinci aşamada ise Lu ve Liu (2000) tarafından geliştirilen Beydoğan ve Kalyoncuoğlu (2017) tarafından kullanılan 22 sorudan oluşan Hizmet Kalitesi Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda üniversite hastanesinde çalışan sağlık çalışanlarının yeşil insan kaynakları kavramı hakkında henüz yeterli bilgilere sahip olmadıkları gözlemlenmiştir ama yeşil insan kaynakları yönetiminin hizmet kalitesi üzerinde anlamlı ve olumlu etkileri olduğu görülmüştür. Bu nedenle hizmet sunan sektörlerin hizmet kalitesini arttırmak için bu yeşil insan kaynakları yönetimi kavramına odaklanmaları ve bu alanlarda iyileştirmeler yapmaları önem arz etmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Nadir Toprak Elementi esaslı dolgu maddelerinin geliştirilmesi ve bu dolgu maddelerinin kalsit takviyeli polietilenin mekanik, termal ve morfolojik özelliklerine olan etkilerinin incelenmesi

    Hüseyin İstek

    Bu çalışmada, yapısında kalsiyum karbonat (kalsit) katkısı bulunan ve geri dönüştürülebilir özellikteki termoplastiklerden olan alçak yoğunluklu polietilen (AYPE) in akışkanlıklarının ve diğer mekanik özelliklerinin iyileştirilebilmesi amacıyla alternatif olarak hangi dolgu maddelerinin eklenebileceği ve bunların üretim süreçleri incelenmiştir. İlk aşamada polimerler ve özellikleri hakkında genel çerçevede bilgiler verilmiş, polimerlerin üretim süreçleri ve kullanım alanları belirtilmiştir. Bundan sonra asıl çalışma alanını oluşturan termoplastikler ve geri dönüştürülebilir termoplastik çeşitleri incelenmiştir. Geri dönüştürülebilir termoplastiklerde üretici isteklerine bağlı olarak geliştirilen dolgu maddelerinin etkileri araştırılmıştır. Termoplastik matrisli malzemeler için geliştirilen elektrostatik toz boyalar ve nadir toprak elementlerinden lantan ve seryum içeren dolgu maddelerinin, bu termoplastiklerin özellikle mekanik, termal ve morfolojik özelliklerinde ne gibi değişiklikler meydana getirdikleri incelenmiştir. Öncelikle alçak yoğunluklu polietilen (AYPE), elektrostatik toz boyalar ve nadir toprak elementleri kullanılarak üç farklı dolgu maddesi geliştirilmiştir. Daha sonra bu dolgu maddeleri matris malzemesi olarak kullanılan %70 kalsit katkılı alçak yoğunluklu polietilen (AYPE) içerisine ağırlıkça %10, %20 ve %30 oranlarında takviye edilmiştir. Karışımlar önce mekanik olarak hazırlanmış ve daha sonra belirli sıcaklıklarda ekstrüzyondan geçirilerek homojen hale getirilmiştir. Bu homojen haldeki malzemeler yine belirli sıcaklık ve basınç altında plastik enjeksiyon makinasına dökülerek kalıplara basılmış ve çekme çubukları üretilmiştir. Üretilen test numunelerinin mekanik olarak çekme ve eğilme testleri ile termal analiz olarak ise TGA/DTA analizleri yapılmıştır. Matris ve dolgu maddelerinin fiziksel bağlanma mekanizmalarının incelenmesi için çubuk kesitleri taramalı elektron mikroskobu ile görüntülenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Gelişmiş Afrika ülkelerin muhasebe sistemlerinin Türkiye ile karşılaştırılması ve ortak muhasebe organizasyonu önerisi

    Cengiz Kaya

    Türkiye Muhasebe Sistemleri ile Afrika Kıtası Gelişmiş Ülkelerine ait muhasebe sistemlerinin karşılaştırıldığı ve bu karşılaştırma sonucunda elde edilen verilere dayanarak ortak bir muhasebe önerisinin oluşturulması ile amaçlanan bir literatür çalışmasıdır. Bu çalışma, Afrika da bulunan ekonomik gelişmişlik düzeyi daha ön planda olan ülkeler arasındaki çeşitli etkileşimlere endeksli olarak, ekonominin kayda değer başkarakterleri olan kurumların karşılıklı ticari ve ekonomik işlerinde kullanışlı ve dinamikliğin edinilmesi adına akademik katkı sağlaması amacıyla bu ülkelere ait muhasebe organizasyonlarının incelenmesi ve karşılaştırılması yapılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda elde edilen bilgilere dayanarak ortak bir muhasebe sistem önerisi elde edilmiştir. Bu çalışma doğrultusunda ilk başta çalışmanın önemini belirten odaklı etraflı bir literatür taraması yapılmıştır. Tarama yapılırken muhasebeyi ilgilendiren yerli ve yabancı kitaplara konu olmuş, makalelerde yer almış, tez çalışmalarında yer verilmiş, muhasebe standartlarını içeren, ilgili mevzuatlar ile gerekli veriler araştırılmış ve genellikle internet taraması yapılarak çalışılmıştır. Afrika Kıtasında incelenen Gelişmiş Ülkelerin Muhasebe Sistemleri incelenmiş ve karşılaştırma tekniği ile kendi aralarında farklılık ve benzer yönler açıklanmıştır. Araştırmada yapılan karşılaştırmalar neticesinde, ülkeler arasında muhasebe sistemlerinin eşlemesinin yanı sıra ülkelerin birlikte karşılıklı ticari faaliyetlerini ilgilendirmesi açısından işletmeler için bu araştırma çalışması ehemmiyetli olup, ulusal ekonomide kullanılması için bu çalışmamızın da etkin olacağı göz ardı edilemez.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Üniversite çalışanlarının panoptikon düzeylerinin sosyo-demografik özelliklere göre incelenmesi

    Mehmet Parılday

    Bu çalışmanın amacı, çalışanların panoptikon düzeylerini belirlemek ve çalışanların panoptikon düzeylerinin sosyo-demografik özelliklere göre anlamlı farklılık gösterip göstermediğini ortaya çıkarmaktır. Araştırmanın gerçekleştirilmesinde tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden kolayda örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Tunceli İlinde bulunan Munzur Üniversitesindeki 278 akademik ve idari çalışandan oluşmuştur. Akademik ve idari personelin panoptikon algıları "Panoptikon Ölçeği'' ile değerlendirilmiştir. Anket sonucunda elde edilen veriler ışığında çalışmada frekans, güvenilirlik, geçerlilik, bağımsız t testleri, tek yönlü varyans ile korelasyon analizleri yapılmıştır. Çalışma sonucunda, çalışanların panoptikon algılarının cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışılan birim, mesleki tecrübe ve mevcut üniversitedeki görev süresi değişkenlerine göre bir farklılık göstermediği, fakat yaşa göre farkındalık düzeylerinin etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır. İlave olarak, çalışanların panoptikon düzeylerinin ortalamanın altında olduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin sporda sosyal bütünleşme ile iletişim becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi

    Meryem Bilici

    Bu araştırmanın amacı spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin sporda sosyal bütünleşme düzeyi ile iletişim becerileri arasındaki ilişkinin bazı demografik özellikler açısından incelenmesidir. Araştırma grubunu Muş Alparslan Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören toplamda 534 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu, Sporda Sosyal Bütünleşme Ölçeği ve İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmış, araştırmada istatistiksel anlamlılık düzeyi 0.05 olarak dikkate alınmıştır. Verilerin normallik sınaması yapılmış ve normal olmadığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda iki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney Utesti, ikiden fazla grup karşılaştırmalarında ise Kruskal Wallis H-testi kullanılmıştır. Ayrıca ölçek alt boyutları arasındaki ilişkiyi belirlemek için Spearman korelasyon testi kullanılmıştır. Sporda sosyal bütünleşme ölçeği alt boyutları ile cinsiyet, aktif spor yapma durumu, spor türü, yaş, sınıf, bölüm, gelir, anne eğitim ve baba eğitim durumları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. İletişim becerileri ölçeği alt boyutları ile yaş, sınıf ve baba eğitim durumu ile arasında fark görülmüşken diğer değişkenler arasında herhangi bir farka rastlanmamıştır. Sonuç olarak iletişim becerilerinin gelişimine bağlı olarak sporda sosyal bütünleşme düzeyinin arttığı tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Z kuşağı spor bilimleri fakültesi öğrencilerinin kariyer farkındalıkları ile iş bulma kaygıları arasındaki ilişki

    Bahadır Deveci

    Bu araştırmanın amacı, spor eğitimi alan üniversite öğrencilerinin, kariyer farkındalık düzeyleri ile iş bulma kaygıları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu çalışma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli ile tasarlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Kariyer Farkındalık Ölçeği" ile "İş Bulma Kaygısı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada veriler, 2022-2023 eğitim öğretim yılında Munzur Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde öğrenim gören toplam 236 öğrenciden toplanmıştır. Elde edilen verilerin normal dağılıp dağılmadığını belirlemek için çarpıklık ve basıklık değerlerine bakılmıştır. Bu değerler normallik varsayımını karşıladığı için gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik testlerden olan independent sample t-testi ve Anova analizi tercih edilmiştir. Öğrencilerin kariyer farkındalık düzeyleri ile iş bulma kaygıları arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson korelasyon testi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler, SPSS 25 paket programında analiz edilmiştir. Analiz sonuçları incelendiğinde, katılımcıların baba eğitim durumlarına göre iş bulma kaygıları, yaş değişkenine göre öğrencilerin kariyer farkındalık ölçeği mesleki özgüven ve sınıf düzeyi değişkenine göre mesleki hazır bulunma alt boyutlarında anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca katılımcıların kariyer farkındalıkları ile iş bulma kaygıları arasında negatif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, spor alanında eğitim gören z kuşağı öğrencilerin kariyer farkındalık düzeyleri arttıkça iş bulma kaygılarının azalabileceği söylenebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Spor lisesi ve fen lisesi öğrencilerinin beden eğitimi ve spor dersine karşı tutumları ile sosyal zeka düzeylerinin incelenmesi:Elazığ ili örneği

    Muhammed Bakır Aktürk

    Bu araştırmanın amacı, fen lisesi ve spor lisesi öğrencilerinin beden eğitimi ve spor derslerine ilişkin tutumlarını ve sosyal zeka düzeylerini karşılaştırmaktadır. Çalışma nitel bir çalışmadır. Çalışmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma Elazığ'daki Fen ve Spor liselerinde yapılmıştır. Araştırmada Beden Eğitimi Dersi Tutum Ölçeği ve Tromso Sosyal Zeka Ölçeği aracılığıyla kişisel bilgi formu oluşturmuştur. Çalışmanın hipotezleri test edilirken SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizinde, ikili karşılaştırmalarda Mann-Whitney U, iki ya da daha fazla karşılaştırmalarda Kruskal-Wallis H ve normal dağılım testi (Kolmogorov-Smirnov) gibi betimsel istatistikler kullanılmıştır. Ayrıca, aritmetik ortalama, standart sapma, N%, ve normal dağılım testi gibi betimsel istatistikler kullanılmıştır. LSD testi, hangi gruplar arasında önemli farklılık olduğunu belirlemek için ikili karşılaştırmalarda kullanılmıştır. Testlerin anlamlılık derecesi 0,05'tir. Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre, öğrencilerin %53,7'inin (337 kişi) kadın, %46,32'ünün (290 kişi) erkek olduğu, %14,4'ünün 9.sınıf, %36'sının 10.sınıf, %23,9'unun 11.sınıf, %25,7'sinin 12.sınıf olduğu görülmektedir. Öğrencilerin %83,4'ü Fen Lisesi, %16,6 sı Spor Lisesinde eğitim görmektedir. Öğrencilerin demografik verilerine göre; cinsiyet değişkenine göre Mann Withney U testi sonucunda, cinsiyet değişkeni ile beden eğitimi dersi tutumu (0,156, p<0.05) anlamlı farklılık bulunmazken, Sosyal Zeka Ölçeği (0,007, p<0.05)boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Öğrencilerin lise değişkenine göre, Mann Withney U testi sonucunda, lise değişkeni ile beden eğitimi dersi tutumu (0,001, p<0.05) ve Sosyal Zeka Ölçeği (,000 p<0.05) boyutları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Öğrencilerin annelerinin eğitim durumları ile sosyal zeka düzeyleri χ2 (sd=3, n=627)=,000 p>0.05)arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğrencilerin babalarının mesleklerine göre Kruskal Wallis H testi sonucunda, öğrenci babalarının meslekleri ile beden eğitimi dersi tutumları χ2 (sd=4, n=627)=,003 p<0.05) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğrencilerin babalarının meslekleri ile sosyal zeka düzeyleri χ2 (sd=4, n=627)=,000 p>0.05) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğrencilerin gelir düzeylerine göre, Kruskal Wallis H testi sonucunda, gelir düzeyleri ile beden eğitimi dersi tutumları χ2 (sd=3, n=627)=,003 p<0.05) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğrencilerin gelir düzeyleri ile sosyal zeka düzeyleri χ2 (sd=3, n=627)=,000 p>0.05) arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Araştırmaya göre, spor liselerinde okuyan öğrencilerin beden eğitimi ve spor derslerine daha olumlu baktığı belirlenmiştir. Fen liselerinde ise beden eğitimi derslerinin genellikle daha az vurgulandığı ve öğrencilerin ilgisinin değişken olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak, elde edilen veriler, spor liselerinin sosyal zeka düzeyi ve beden eğitimi derslerine olan tutumu açısından olumlu sonuçlar sunduğunu göstermektedir. Bu bulgular, öğrencilerin eğitim tercihlerini yaparken sosyal zeka ve beden eğitimi derslerine olan ilgilerini dikkate almalarının büyük önem taşıdığını vurgulamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Olivin, krom cürufu ve atık krom tozu içeren çimento esaslı kompozitlerin mühendislik özellikleri

    Mustafa Pala

    Günümüz inşaat sektörü yirmi birinci yüzyılla birlikte hızlı ve gelişen bir endüstriyel oluşum içerisine girmiştir. Bu gelişim medeniyet açısından fayda sağlamakta ama endüstriyel atıkların olumsuz sonuçları esas alındığında ise sorunlar oluşturmaktadır. Dünya nüfusunun artmasıyla atık madde miktarı da artacağından bu durum gelecek yıllar için büyük sorun oluşturacaktır. Bu sorunun en çevreci çözüm yollarından biri bu atık malzemeleri tekrar kullanılabilecek duruma getirip farklı sektörlerde değerlendirmektir. Literatürde krom cürufu, krom tozu ve olivin mineralinin kullanıldığı çalışmalara bakıldığında; beton içerisine hacimsel olarak doğal agrega yerine ya da ince boyutlarda öğütülüp çimentoyla birlikte ayrı ayrı farklı çalışmalarda kullanılmıştır. Bu üç malzemenin farklı deneysel çalışmalarda beton içerisinde birlikte kullanıldığına literatürde pek rastlanmamıştır. Yapılan çalışmada; agrega yerine %0, %10 ve %20 oranında atık krom tozu, %80, %90 ve %100 oranında krom cürufu ve bağlayıcı malzeme yerine ise %0, %2,5 ve %5 oranında olivin minerali karışıma ikame edilmiştir. Bu malzemelerin sertleşmiş betonun mühendislik özellikleri üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla; taze beton numuneleri üzerinde, birim hacim ağırlık ve çökme deneyi; sertleşmiş beton numuneleri üzerinde ise suya doygun kuru yüzey yığın yoğunluk, kuru yığın yoğunluk, kütlece su emme yüzdesi, görünür porozite yüzdesi, sodyum sülfat direnci, basınç dayanımı, eğilmede çekme deneyleri ve elektromanyetik kalkanlama deneyleri ile çalışmada kullanılan malzemelerin ve üretilen numunelerin mikroyapısal özelliklerini incelemek için SEM-EDS ve XRD deneyleri yapılmıştır. Deney sonuçlarına göre; olivin ve atık krom tozunun karışım içerisinde kullanım miktarı arttıkça; taze betonun yoğunluğunda, numunelerin basınç ve eğilme dayanımlarında artış gözlenmiştir. Beton numunelerinde en iyi mekanik ve fiziksel özellikler olivin minerali ve atık krom tozu içeren numunelerde görülmüştür. Beton numunelerinde yapılan elektromanyetik kalkanlama (EM) deneyinde frekans aralıklarında beton içeriğindeki atık krom tozu ve olivin miktarının artması sonucunda EM kalkanlama değerlerinde bir artış gözlenmiştir. XRF analizi ile kimyasal analizi yapılan atık krom tozu ve olivin minerallerinin içyapılarında Fe2O3, Cr2O3 ve MnO bileşiklerine sahip olmaları kalkanlama değerlerine olumlu yansımıştır. Genel bir değerlendirilme yapıldığında, olivin mineralinin betonda %2,5-%5 arasında çimento ile ikame edilerek, atık krom tozunun %20, krom cürufunun ise %80 oranında agrega yerine kullanımı betonun mekanik, fiziksel özelliklerini ve bu çalışmanın ana amaçlarından olan EM kalkanlama özelliğini olumlu etkilemiştir. Bu çalışma ile beton üretiminde kullanılan agrega ve çimento üretimi için kullanılan doğal kaynakların tüketimini azaltıp verimli kullanarak yine çimento üretimi için harcanan enerjinin tasarrufu sağlanacaktır. Beton içerisine değişik oranlarda olivin ve atık krom tozunun eklenmesiyle, normal yapıdaki betona EM kalkanlama özelliği kazandırılıp nükleer santrallerde, sağlık sektöründe ve doğrudan radyasyona maruz kalınan yerlerde kullanarak inşaat sektörüne yenilik ve sürdürülebilirlik getirileceği söylenebilir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Sinema sosyolojisi bağlamında transhümanizm paradigmasını bilim kurgu filmlerinde okumak: Blade Runner I, Elysium ve suretler film örneği

    Mustafa Beşer

    Bu çalışmanın amacı hümanizmin radikalleşmesi olarak teknoloji ile donanımlı hale gelen Transhümanizm kavramının sinema sosyolojisi bağlamında sosyolojik okumasını yapmaktır. Aydınlanma hareketi ile beraber akıl ve bilimin insan doğasının merkezine konumlanması toplumsal ilerlemenin temel hedefi haline gelmiştir. Akıl ve bilimin ön planda tutulması Rönesans ve Reform hareketleri ile başlamasına rağmen Aydınlanma Çağında bu durum zirveye ulaşmıştır. Geleneksel normların bilimin ışığında sorgulanmaya başlaması toplumsal birçok olguda dönüşümün önünü açmıştır. Bu dönüşümlerin başında ise teknolojideki gelişmelerin olduğu söylenebilir. Toplumsal değişimde başat faktör konumunda olan teknoloji, 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren felsefi kavramların dönüşümünde etkili olmuştur. Bu noktada Hümanizm kavramının teknolojinin etkisi ile birlikte yeni bir kavram olan Transhümanizm hareketine dönüştüğü söylenebilir. Transhümanizm gelişen teknoloji ile birlikte insan yaşamının değişimi hedefe alınarak yaşam standartların yükseltilmesini hedeflemektedir. Değişen yaşam standartları ile beraber toplumun dönüşümünü de hedef alan Transhümanizm hareketi yeni bir toplumsal düzenin inşa edilebileceği ihtimalini taşıdığı söylenebilir. Bilimsel bir kurgu niteliği barındıran Transhümanizm kavramının okumaları literatürdeki çalışmalarla ek olarak bazı bilim-kurgu filmleri üzerinden de okunması mümkündür. Bu çalışmada ele alınan Transhümanizm kavramı sinema sosyoloji perspektifinden gösterge bilim analizi ile ele alınmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Kamuda görev alan personelin egzersiz ve sağlık tutumları ile belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyinin incelenmesi

    Talat Balande

    Günümüzde iş hayatının bireyler üzerinde birtakım muğlâk ve belirsizlik durumlarından kaynaklanan kaygı, stres, anksiyete gibi rahatsızlıkların varlığı bilinmektedir. Bu rahatsızlıkların çalışma hayatında artması hem birey açısından hem de çalışma hayatının verimliliği açısından tehdit oluşturmaktadır. Çalışma hayatındaki belirsizlik olgusunun oluşturduğu kötü durumların üstesinden gelmenin en iyi yollarından biri egzersiz ve diğer fiziksel aktivitelere gereken önemin verilmesidir. Bu nedenle çalışma hayatında yer alan bireylerin belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri ile egzersiz davranışlarının ve davranışları etkileyen inanç ve tutumların belirlenmesi son derece önemlidir. Bu araştırmanın temel amacı, kamu kuruluşlarında çalışan personelin egzersiz ve sağlık inancı ile belirsizliğe tahammülsüzlük düzeylerinin demografik değişkenler kapsamında incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda 2023 yılı itibariyle Bingöl Gençlik ve Spor İl Müdürlüğünde 217'si kadın, 281'i erkek, (n=498) çalışan kamu personeli araştırmanın çalışma gurubunu oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak üç ayrı form kullanılmıştır. Bunlar; Kişisel Bilgi Formu, Egzersiz ve Sağlık İnancı Ölçeği ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği'dir. Veri toplama araçları ile elde edilen ham verilerin normallik dağılımları sınandıktan sonra veriler fark testlerinden t-Testi ve ANOVA, ilişki testlerinden ise Pearson Korelasyon testleri ile analiz edilmiştir. Verilerin analizi sonucunda; Egzersiz ve Sağlık İnancı ve Belirsizliğe Tahammülsüzlük ölçeklerinden elde edilen veriler çerçevesinde cinsiyet, medeni durum, sigara kullanma, egzersiz yapma nedeni, egzersiz geçmişi ve daha önce lisanslı spor yapma değişkenlerinin egzersiz ve inanç düzeyi ile belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyi üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Ancak yaş, eğitim düzeyi, çalışma süresi, görev yapılan birim, gelir durumu, egzersiz türü, egzersiz yapma alanı, egzersiz yapma sıklığı, kronik rahatsızlık durumu ve sağlık durumu algısı değişkenlerine ilişkin anlamlı bir sonucun olmadığı tespit edilmiştir. Aynı zamanda; Egzersiz ve Sağlık İnancı ile Belirsizliğe Tahammülsüzlük ölçeklerinin toplam puanları arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişkinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Anaerobik fungusların likenaz enzim üretimi, karekterizasyonu ve biyoteknolojik kullanılabilirliğinin belirlenmesi, araştırılması

    Özgür Kırmızıtaş

    Rumen fungusları ruminant canlıların sindirim sisteminde yayılış gösteren ökaryot domain (alan) grubuna ait mikroorganizmalardır. Bu mikroorganizmalar lignoselülolitik-fibrolotik enzim gruplarına sahiptirler. Sahip oldukları bu enzimler günümüzde karbonhidrat aktif enzim (CAZyme) ailesine üye olmakla beraber endüstriyel ve biyoteknolojik alanlarda alternatif enzim kaynakları olarakta görev alabilmektedirler. Ek olarak bu mikroorganizmaların anaerobik in vitro koşullarda kültüre alınmaları ve halen devam izolasyon çalışmaları sayesinde ilgili canlıların kültür koleksiyonu oluşturma çabalarınında oldukça önemli olduğu bilinmektedir. Bundan dolayı çalışmamızda Tunceli iline ait kırsal bölgelerde yayılış gösteren keçilerin dışkı örneklerinden rumen fungus (Piromyces sp. izolatı) izolasyonu gerçekleştirilmiş ve ilgili fungusun sahip olduğu likenaz enziminin in vitro ortamda karakterizasyonu sağlanmıştır. MUBAM 4 kültür koleksiyon numarası verilen Piromyces sp. izolatını tarafından salgılanan likenaz enziminin çalıştığı optimum sıcaklık değerinin 50℃ ve pH değerinin ise 7.0 olduğu tespit edilmiştir. Enzimin optimum çalışma sıcaklığındaki en yüksek spesifik aktivitesi 310,1 μmol/dk/mg protein olduğu gözlemlenmiştir. Optimum çalıştığı pH değerinin ise en yüksek spesifik enzim aktivitesi 100,4 μmol/dk/mg protein olarak bulunmuştur. Enzimin oprimum çalıştığı sıcaklık değerinde termal stabilitesinin %10 oranında rölatif aktivite kaybına uğradığı da tespit edilmiştir. Sonuç olarak enzimin biyoteknoloji veya endüstriyel alanlarda kullanılması için uygun sıcaklık ve pH değerine sahip olduğu ancak termal stabilitesininde meydana gelen düşüşün önemli olduğu belirtilmiştir. Anahtar kelimeler: Anaerobik fungus, Piromyces sp., Likenaz, Biyoteknoloji

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Anaerobik funguslar tarafından üretilen sekonder metabolitlerin antimikrobiyal etkisi

    Zehra Güler Ökdemir

    Anaerobik mikroorganizmalar en eski kara canlılarıdır. Toprakta ve yüksek organizmaların bağırsaklarında her yerde bulunurlar ve insan sağlığı, ekoloji ve endüstride önemli bir rol oynarlar. Bununla birlikte, yakın zamana kadar anaeroblardan hiçbir antibiyotik veya başka herhangi bir ikincil metabolitin varlığı ortaya çıkarılmamıştır. Mantar sekonder metabolitleri (SM' ler), geniş bir bileşik koleksiyonu içerir. Bu bakımdan Anaerobik gut fungusları hakkında yapılan herhangi bir antimikrobiyal etkinliklerinin belirlendiği bir araştırmanının olmayışı bu canlıların araştırılmasını önemli kılmaktadır. Bu çalışmada farklı AGF'ların farklı enerji kaynaklarındaki (glukoz, fruktoz ve sakkaroz) üretmiş oldukları sekonder metabolitlerin farklı günlerdeki antimikrobiyal etkileri incelenmiştir. Pseudomonas aeruginosa (DSM 50071), Enterococcus faecalis (ATCC 29212), Staphylococcus aureus subsp. aureus (ATCC 25923) ve Escherichia coli (ATCC 25922) dahil olduğu 4 farklı patojene karşı antibakteriyel etkinlikleri belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmada kullanılan aneorobik gut fungus suşlarınden elde edilen metabolitlerin biyolojik ölçüm yöntemi ile belirlenmesinde test mikroorganizması olarak Pseudomonas aeruginosa, Enterococcus faecalis, Staphylococcus aureus ve Escherichia coli'nin kullanılabileceğini göstermiştir. Ayrıca kültür ortamına katılan bazı sustratların faklı metabolit üretmesine neden olduğu için, çalışmada kullanılan diğer test bakterileri de AGF'lar tarafından üretilen metabolitlerin belirlenmesinde kullanılabileceğini söyleyebiliriz.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Surimi tozu kullanılarak üretilen balık krakerlerinin kimyasal özelliklerinin belirlenmesi

    Hasan Altuntaş

    Çalışmamızda, Şabut (Arabibarbus grypus, Heckel) balıklarından üretilmiş surimi tozu kullanılarak yapılan krakerlerin muhafaza süresince pH, TVB-N, TBA ve Peroksit miktarlarındaki değişimleri ve üretim aşamasındaki amino asit ve yağ asitleri değeri araştırılmıştır. Kıyma halindeki balık eti soğutulmuş su ile iki kez, tuz solüsyonu ile bir kez yıkanıp preslenerek turbo fırında kurutuldu. Kurutulan surimi, mutfak robotunda surimi tozu haline getirildi. Daha sonra surimi tozu ilaveli ve surimi tozu ilave edilmeden kontrol grubu şeklinde oluşturulan iki deneysel kraker örnekleri 4±1°C'de muhafaza altına alındı. Deneysel kraker örneklerinin kimyasal analiz olarak pH, TVB-N, TBA ve Peroksit miktarlarındaki değişimleri, muhafazanın belirli günlerinde (0., 5., 10., 15. ve 20. günler) ve üretim aşamasında amino asit ve yağ asitleri miktarları belirlendi. Ayrıca örneklerin duyusal özellikleri (görünüş, tekstür, koku ve lezzet) bakımından incelendi. Balık etinde pH değeri 6,79±0,14 olarak, surimi oluşumu aşamasında ise 1., 2., ve 3. aşamalarda 6,88±0,06-6,94±0,02 aralığındaki değerlere yükseldiği gözlemlendi. Deneysel örneklerde muhaza süresince belirlenen TVB-N miktarları değerlendirildiğinde günler arası farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlendi (p<0,05). Surimi tozu ilave edilmeden kontrol grubu ve toz eklenerek oluşturulan gruplarda pişirme öncesi hamur karışımlarında TBA sayısı 0,39±0,13-0,42±0,15 mg MA/kg aralığında belirlendi. İncelenen örneklerin depolama sırasındaki Peroksit değerlerine bakıldığında günler arası istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar (p<0,05) tespit edilmiştir. Balık krakeri örneklerinin üretim aşamalarında toplam aminoasit sayısının 16 bunlardan 9 tanesinin esansiyel amino asit olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda üretilen deneysel örneklerde toplam 36 yağ asidi belirlenmiştir. Ayrıca deneysel örneklerin üretim aşamasında yağ asitleri bakımından değişimleri arasındaki farkın istatistiki açıdan anlamlı olduğu belirlendi (p<0.05). Duyusal açıdan surimi tozu ilave edilerek hazırlanan kraker örnekleri panelistler tarafından lezzet bakımından beğeni kazandığı belirlendi.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    İlahiyat fakültesi ve medrese öğrencilerinin din eğitimi (Siirt ili örneği)

    Arzu Dağlı

    Araştırmanın amacı İlahiyat fakültesi ve medrese öğrencilerinin din eğitimini karşılaştırmalı olarak ele almaktır. Bu çalışma, nitel araştırma yöntemlerinden etnografi kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın evreni, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde bulunan Siirt ilindeki İlahiyat Fakültesinde ve belirli bölgelerde bulunan Medreselerde din eğitimi alan öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise evren içerisinden "rastlantısal olmayan amaçlı örneklem" yöntemiyle seçilen 40 öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen açık uçlu sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Katılımcılardan toplanan verilerin analizinde içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin din eğitimine ilişkin görüşlerinin Allah'ı tanımak, ilahi mesaj, ahlaki kuralla, dini gereklilik, kurtuluş ve ruhu doyurmak şeklinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. . Araştırmada elde edilen diğer sonuçlar ise "İlahiyat fakültesi için öğrencilerindin eğitimi aldıkları kurumu tercih etme nedenlerin başında donanım gelmektedir. Medrese öğrencilerinden çok detaylı bilgi almak için din eğitimini medreselerde almak istemektedir. Medreselerde okuyan öğrenciler, büyük oranda ailelerinin yönlendirmeleriyle medrese eğitimine başlamaktadırlar. Yaşanan teknolojik gelişmelerin ilahiyat fakültesi kurumu için öğrencilerin din eğitimi aldıkları kurum üzerindeki etkisine yönelik en çok dile getirilen bilgiye ulaşım kolaylığı ifadesidir. İlahiyat fakültesi kurumu için öğrenciler kurumdaki arkadaşları ve öğretmenleri ile ılımlı bir iletişim kurduklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca bazı öğrenciler arkadaşları ve öğretmenleri ile samimi, sevgi ve saygıya dayalı iletişim kurduklarını düşünmektedirler. Medrese kurumu için öğrencilerin büyük bir bölümü kurumdaki arkadaşları ve öğretmenleri ile güçlü iletişim kurdukları konusunda görüş bildirmişlerdir. Din eğitimi aldıkları kurumlardan hangisinin daha faydalı olduğuna ilişkin öğrenci görüşlerinde ilahiyat fakültesi kurumu için ilahiyat fakültesinin medreselere göre daha faydalı olduğu görüşü hâkimdir" şeklindedir. Araştırma sonucunda eğitime ve eğitim programına yön verilmesi konusunda bir fikir oluşturabileceği düşüncesiyle eğitimcilerin doğudaki medreseleri ve batıdaki okulları incelemeleri önerilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin yeme farkındalıklarının bedenlerini beğenmeleri ile ilişkisi

    Umay Turgud

    Bu çalışmada beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin yeme farkındalıkları ile bedenlerini beğenmeleri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmaktadır. Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin yoğun çalışma tempolarından dolayı yeme farkındalıklarının oluşması ve bu farkındalığı bedenlerini beğenmeleri ile ilişkilendirilmesi zor olabilmektedir. Yeme farkındalığı neticesinde bireyin fiziksel görünümü etkilenmekte ve bu da bireyin bedenini beğenmesini önemli ölçüde etkilemektedir. Yapılan çalışmamız doğrultusunda beden eğitimi öğretmenlerinin bu algılarını nasıl yönettiği ve bunlardan nasıl etkilendiği nedenleri ve sonuçları ile incelenmeye çalışılmıştır. Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin bu anlamda mevcut bakış açısını öğrenmek ve bu neticede yaşam kalitelerini ve beden algılarını bu doğrultuda da hem fiziksel hem de psikolojik olarak iyileştirici çalışmalarda bulunabilmek için önemli bir gelişme sağlanabilir. Beden eğitimi ve spor öğretmenlerinin yemek farkındalıklarının cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sahibi olma, hayatı kentte veya kırda geçirme, yemek yemeden önce kalori hesabı yapmak veya yapmamak, eğitim düzeyi, branş farklılığı, sosyal medya kullanma durumu, sosyal medyada paylaşım yapma sıklığı değişkenlerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini Malatya ilinde görev yapan 128'i kadın 145'i erkek olmak üzere toplam 273 beden eğitimi ve spor öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak demografik bilgilerin sorulduğu kişisel bilgi formu, yemek farkındalığı ölçeği ve bedeni beğenme ölçeği kullanılmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    Nadir toprak elementleri ve karbon elyaf tozu ile geliştirilen dolgu maddelerinin polipropilenin mekanik, termal ve morfolojik özelliklerine etkisi

    Serhat Güray

    Bu çalışmada, termoplastikler bir polimer olan polipropilenin mekanik, termal ve morfolojik özelliklerine karbon elyaf tozu ve nadir toprak elementlerinden lantan oksit ve seryum oksit ile hazırlanmış dolgu maddelerinin etkisi incelenmiştir. Lantan oksit ve seryum oksit suda ayrı ayrı çözüldükten sonra bu çözeltilere karbon elyaf tozu ilave edildi. Çözeltiler içerisindeki su buharlaşana kadar 90 ila 100 oC arasında manyetik karıştırıcıda karıştırılarak bekletildi. Daha sonra alçak yoğunluklu polietilen çözeltisine eklenen bu karışım yeni bir form alacak şekilde hazırlandı. Hazırlanan dolgu malzemeleri kurutulduktan sonra ve bir öğütücü makinesinde partikül haline getirildi. Öğütülen partiküller ağırlıkça %10, %20 ve %30 oranlarında polipropilen ile karıştırılarak eriyik akış analizi yapıldı. Daha sonra PP ve üretilen dolgu malzemeleri yine ağırlıkça %10, %20 ve %30 oranlarında önce mekanik olarak daha sonra da ekstrüzyonda homojen olarak karıştırıldı. Ekstrüzyondan çıkan şerit malzeme su içinden geçirilerek soğutuldu ve kırıcıda 2 ila 3 mm büyüklüğünde granüller haline getirildi. Elde edilen granüller plastik enjeksiyon makinasında basılarak standart test numuneleri elde edildi. Üretilen bu kompozit test numuneleri ile çekme, eğilme ve Charpy darbe analizleri yapıldı. Ayrıca kompozit malzemelerin termal özelliklerindeki değişimi incelemek için termogravimetrik analiz (TGA) ve diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) analizleri yapıldı. Bunlara ek olarak, dolgu malzemesi ve matris malzemenin bağlanma mekanizmalarının belirlenmesi için elektron mikroskobu ile kesit görüntüleri incelendi. Yapılan çekme testi sonuçlarında dolgu malzemesi artışı ile kompozit malzemelerin çekme mukavemetlerinde düşüş gözlenmiştir. Saf PP numunelerinin çekme mukavemeti ortalama 31,23 MPa iken ağırlıkça %10 karbon elyaf tozu takviyeli seryum içerikli (NM7) numunelerin çekme mukavemeti 32,05 MPa olarak bulunmuştur. NM7 numaralı kompozit malzemenin hem çekme hem de üç-nokta eğilme mukavemetleri saf PP ye göre yüksek çıkan tek malzeme olduğu tespit edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2023
    N-vinil karbazol ve benzil metakrilat kopolimerinin bazı özellikleri üzerine grafit ve MAX'ın etkisi

    Emrah Gündoğdu

    Bu tez çalışmasında öncelikle N-vinil karbazol (NVC) ve benzil metakrilat (BZMA) monomerleri ile serbest radikalik polimerizasyon yöntemi kullanılarak P(NVC-ko-BZMA) kopolimeri sentezlendi. Polimerizasyon işlemi 70 oC de 1,4-dioksan çözücüsü içerisinde yapıldı ve başlatıcı olarak Azobisizobütironitril (AIBN) kullanıldı. Elde edilen kopolimerlerin yapısal analizi, FT-IR, 1H-NMR ile yapıldı, yüzey morfolojisi SEM görüntüleri ile incelendi. Kopolimerin bileşimi 1H-NMR spektrumundan hesaplandı. Kopolimer içerisinde %53 oranında NVC ve %47 oranında BZMA birimleri olduğu belirlendi. Kopolimer, P(NVC0.53-ko-BZMA) olarak adlandırıldı. DSC ile camsı geçiş sıcaklığı (Tg) belirlendi. Kopolimerin, grafit (GR) ve MAX fazı (Ti3AlC2) ile dört farklı oranda kompozitleri hazırlandı. Kompozitlerin de FT-IR spektrumları ve SEM görüntüleri incelendi. DSC cihazı ile camsı geçiş sıcaklıkları belirlendi ve kopolimere yapılan katkılama ile Tg değerlerinin arttığı görüldü. Kopolimer ve kompozitlerin TGA termogramları kullanılarak termal kararlılıkları incelendi. P(NVC0.53-ko-BZMA) kopolimeri ve %80P(NVC0.53-ko-BZMA)-%10GR-%10MAX kompozitinin termal bozunma kinetikleri incelenerek ortalama aktivasyon enerjileri (Flynn–Wall–Ozawa) FWO ve (Kissinger–Akahira–Sunose) KAS yöntemleri kullanılarak belirlendi. P(NVC0.53-ko-BZMA) kopolimeri için FWO ve KAS yöntemine göre ortalama aktivasyon enerjileri sırasıyla 178.3 ve 176.6 kj/mol olarak bulundu. %80P(NVC0.53-ko-BZMA)-%10GR-%10MAX kompozitinin ise FWO ve KAS yöntemine göre ortalama aktivasyon enerjileri sırasıyla 158.2 ve 155.5 kj/mol olarak hesaplandı. Hem kopolimerin hem de kompozitlerin dielektrik özellikleri incelendi. 1 kHz de kopolimerin dielektrik sabiti 2.22 iken %10GR katkılı kompozitin 12.31 olarak bulundu. Kopolimere %10GR ve %10GR-%10MAX katkılanması ile yapılan kompozitlerin yarı iletken olduğu belirlendi.