Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları
Yazarlar
- Akkurt, Nevzat(31)
- Gul, Muhammet(11)
- Yucesan, Melih(11)
- Paksoy, Mehmet Yavuz(7)
- Serdar, Osman(7)
- Tanyol, Mehtap(7)
- Torğut, Gülben(7)
- Utku, Anıl(7)
- Xu, Qian(7)
- Aksu, Önder(6)
- Alataş, Mevlüt(6)
- Kocabaş, Mehmet(6)
- Xiong, Yaxuan(6)
- ALMisned, Ghada(5)
- Akmaz, Düzgün(5)
- Alp Dal, Nursel(5)
- Aslan, Naim(5)
- Dal, Nursel Alp(5)
- Du, Yanping(5)
- Eldin, Sayed M.(5)
- Guler, Omer(5)
- Ince, Muharrem(5)
- Qiang, Yujie(5)
- Say, Yakup(5)
- Tekin, H.O.(5)
- Topal, Murat(5)
- Yildirim, Numan(5)
- Yilmaz, Ersen(5)
- Zengin, Gokhan(5)
- Zhang, Hui(5)
- Aksakal, B.(4)
- Basgoz, Oykum(4)
- Can, Umit(4)
- Etli, Serkan(4)
- Ezer, Tülay(4)
- Güler, Ömer(4)
- Pekdemir, Mustafa Ersin(4)
- Pıhtılı, Güzin(4)
- Susam, Selim Orhun(4)
- Tasar, Neslihan(4)
Yayınlar
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Doğal elyaf takviyeli kompozit malzemelerin vakum destekli reçine transfer kalıplama yöntemiyle üretilerek mekanik ve metalografik özelliklerinin incelenmesi
Seçkin Kandemir
Bu çalışmanın amacı, üretilen doğal elyaf takviyeli epoksi matrisli kompozit malzemelerin mekanik ve metalografik özelliklerinin araştırılması ayrıca doğal elyaf takviyeli kompozit malzemeler ile sentetik elyaf takviyeli epoksi matrisli kompozit malzemelerin mekanik ve metalografik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla doğal takviye malzemesi olarak jüt, keten, kenevir, pamuk, yün, sisal ve Hindistan cevizi elyafları kullanılmıştır. Sentetik takviye malzemesi olarak cam ve karbon elyafları kullanılmıştır. Kompozit malzemelerin üretimi vakum destekli reçine transfer infüzyon yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Üretilen kompozit malzemelerin mekanik özelliklerini belirlemek için numunelere çekme testi uygulanmıştır. Çekme testleri ile numunelerin gerilme – yüzde uzama grafikleri oluşturulmuş, kopma gerilmesi ve maksimum uzama değerleri elde edilmiştir. Üretilen numunelerin SEM analizleri yapılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Türkiye'de kadın girişimciliği, süreçleri ve istihdama etkisi (Elâzığ ili örneği)
Tülin Ünal
Ekonomideki dinamiklerin kilit döngüsü yeni fikirleri, iş alanlarını pazara sunan gerekli bilgi, beceri ve inisiyatife sahip girişimcilerdir. Aslında milli gelire katkısı bakımından da vergisini ödeyen, işçi çalıştırarak veya kendi namına çalışan her girişimci kadın veya erkek bulunduğu coğrafyanın, şehrin veya ülkenin sanki bir çarpan etkisiyle yarattığı katma değeridir. Kaldı ki, Türkiye'de kadın girişimcilerin yaşadığı sorunların tespiti ve bu sorunların çözümüne ışık tutan bölgesel alan çalışmaları bu alandaki hedef ve projelerin başarısında etkili olmaktadır. Türkiye'de aynı zamanda yakın dönem kadın istihdamı ve kadın işsizliğine ait rakamlar incelendiğinde uluslararası standartların altında kaldığı, Avrupa Birliği ülke sıralamalarında ise ortalamada olduğu gözükmektedir. Bu durumun zemininde yatan toplumsal cinsiyet ve kaynaklara erişim konusundaki engeller, uygulanan teşvik ve projelerin daha ulaşılabilir ve bilinçli adımlarla uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca kadının ata-erkil rolü ve mesleklerin cinsiyetleşmesi kadın istihdamına çekimser davranılması da dikkat çekilecek bir konudur. Bu çalışmanın amacı girişimci olarak ekonomik hayata katılan kadınların yarattığı sosyal ve iktisadi sermayenin, bulundukları coğrafyanın ekonomisine istihdam ve işsizlik açısından etkisini karşılıklı görüşmeye dayalı sorularla da destekleyerek yorumlamaktır. Bu bilgiler ışığında bu çalışma ile kadın girişimciliğine kavramsal bilgilerden ziyade, pratikte bölgesel bazda ne derece etkin olduğunu ölçmeye çalışılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Çimento fabrikası etrafında yetişen bitkilerde bazı stratejik hammaddelerin belirlenmesi
Harun Harmanşah
Bu tez çalışmasının ana amacı, çimento fabrikası etrafında yetişen bazı bitki türlerinde bazı stratejik hammaddelerin konsantrasyonlarının belirlenmesidir. Bu amaçla, çimento fabrikası etrafında yetişen badem, buğday, dut, nar, çam ve üzüm bitkileri hasatlandı ve stratejik hammaddelerden kobalt (Co), stronsiyum (Sr), antimon (Sb), fosfor (P), lantan (La) ve magnezyum (Mg) konsantrasyonları tespit edildi. Elde edilen verilere göre yaprak kısmında en yüksek kobalt konsantrasyonu çam bitkisinde 0,43 mg/kg olarak, en yüksek stronsiyum konsantrasyonu üzüm bitkisinde 209,4 mg/kg olarak, en yüksek antimon konsantrasyonu çam bitkisinde 0,09 mg/kg olarak, en yüksek fosfor konsantrasyonu buğday bitkisinde 2990 mg/kg olarak, en yüksek lantan konsantrasyonu çam bitkisinde 0,31 mg/kg olarak ve en yüksek magnezyum konsantrasyonu dut bitkisinde 4790 mg/kg olarak belirlendi. Yaprak kısmında tespit edilen kobalt konsantrasyonları Çam > Badem > Üzüm > Dut > Buğday > Nar şeklinde; stronsiyum konsantrasyonları Üzüm > Dut > Çam > Badem > Nar > Buğday şeklinde; antimon konsantrasyonları Çam > Üzüm > Buğday = Nar = Badem = Dut şeklinde; fosfor konsantrasyonları Buğday > Dut > Badem > Üzüm > Nar > Çam şeklinde; lantan konsantrasyonları Çam > Üzüm > Badem > Dut > Buğday > Nar şeklinde ve magnezyum konsantrasyonları Dut > Badem > Üzüm > Nar > Çam > Buğday şeklinde sıralandı.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Bazı esansiyel yağların balık patojen bakterileri üzerine antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi
Hayrettin Ata
Tıbbi ve aromatik bitkilerin antimikrobiyal aktivitesi, alternatif tıp açısından oldukça büyük bir öneme sahiptir. Bu bitkilerin kedine has kokuları, aromaları uzun yıllardır hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Bu tezde, infeksiyöz etkenlerin başında gelen bakteriyel kökenli hastalıklara karşı yeni tedavi stratejisi olarak değerlendirilebilme potansiyeli yüksek bitkisel uçucu yağların antibakteriyel etkinliği üzerinde durulmuştur. Bu amaçla, zahter (Thymbra spicata L.), karabaş (Lavandula stoechas L.) ve defne (Lauris nobilis L.) bitkilerinden elde edilen uçucu yağların gram negatif (P. aeruginosa ve K. pneumoniae) ve gram pozitif (Enterococcus faecalis ve Staphylococcus aureus) bakteriler üzerindeki antibakteriyel etkinliği disk difüzyon ve mikrodilüsyon broth yöntemleri ile araştırılmıştır. Bu çalışmada, defne uçucu yağı K. pneumoniae hariç P. aureginosa, E. faecalis üzerinde 10.3±0.3 mm, S. aureus'da 8.6±0.3 mm inhibisyon zon çapı ile dar etki spektrumu gösterdi. S. aureus, P. aureginosa ve E. faecalis, K. pneumoniae üzerinde zahter uçucu yağı elde edilen zon çapları sırasıyla 12,3 mm; 10,3 mm; 10,3 mm ve 8,6 mm olarak saptanmıştır. Karabaş uçucu yağının K. pneumonie dışındaki bakterilerin üremesini durduran inhibisyon zon çapı ile antibakteriyel etkiye sahip olduğu tespit edilmiş, zon çap aralıkları 10,3-8,6 mm inhibisyonzon çapı-1 olarak incelenmiştir. Standart antibiyotik ile kıyaslandığında P. aureginosa üzerinde defne uçucu yağı inhibitör etki açısından ampisilinsulbaktama benzer dar bir etki spektrumu göstermiş, E. faecalis ve S. aureus üzerinde ise düşük (p<0.01) yâda etkisiz (p>0.05) olduğu incelenmiştir. Zahter ve karabaş uçucu yağları ise P. aureginosa üzerinde aynı etkiyi göstermiş; diğerlerinde ise daha düşük etki incelenmiştir. Mikrodilüsyon broth yöntemi sonuçlarına göstermiştir ki defne uçucu yağının P. aureginosa üzerinde 100 µL, E. faecalis ve S. aureus da 50 µL konsantrasyonunda bakteri üremesinin gerçekleştiği fakat etkili olmadığı tespit edilmiştir. Zahter uçucu yağının MİK değerleri P. aureginosa (üreme engellenmedi) hariç K. pneumoniae, E. faecalis için 50 µL; S. aureus için 25 µL olarak izlenmiştir. Karabaş bitkisi ise K. pneumonie dışındaki mikrorganizmaların büyümesini 25-50 µL de inhibe ettiği saptanmıştır. Çalışmamızda defne ve karabaş uçucu yağları K. pneumoniae için antimikrobiyal etki göstermemişken; diğerleri (P. aureginosae, E. faecalis ve S. aureus) üzerinde bakteriyostatik etki göstermiştir. Zahter uçucu yağı P. aureginosa ve E. faecalis, K. pneumoniae üzerinde inhibitör, S. aureus'da ise bakterisid etki belirlenmiştir. Çalışma bulgularımız gösteriyor ki bitki uçucu yağları patojen bakterilerin üremelerini durduracak inhibitör konsantrasyonlarda, hastalıklar üzerinde etkili bir tedavi şekli oluşturabilecek profil özelliği taşımaktaysa da konu üzerinde daha kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Munzur çayı'nın yüzey sedimentinin klorofil bozunma ürünleri, organik karbon seviyelerinin belirlenmesi
Ali Sarıgül
Günümüzde önemleri daha iyi anlaşılmaya başlayan sulak alanlar, nüfus artışı, düzensiz kentleşme, tarımsal faaliyetler sonucu hızla kirlenmektedir. Bu durumdan bu ekosistemlerde bulunan canlılar kadar çeşitli faaliyetlerinde suyu kullanan insanlar da zarar görmektedir. Tunceli ili Munzur Çayı üzerinde sanayi kaynaklı olmasa bile insan ve tarım kaynaklı atıkların su ve sedimentin üzerinde etkilerini gözlemlemek için farklı çayın doğduğu noktadan Tunceli İli 'ne kadar mesafeden belirlenen istasyonlardan alınan su ve kimyasal örnekleri laboratuar koşullarında incelenmesi amaçlanmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Yarıklı bir E387 kanat profilinin aerodinamik karakteristiklerinin sayısal incelenmesi
Seyfettin Kalay
Çalışmada, yarıklı ve yarıksız (düz) E387 kanat profili etrafındaki üç-boyutlu akış sayısal olarak çalışılmıştır. Bu amaçla, tiraci bir hesaplamalı akışkanlar dinamiği (HAD) paket programının, Ansys Fluent (Ansys 2021 R1 Academic), öğrenci sürümü kullanılmıştır. Hem daimi hem daimi olmayan benzetimler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacı, bir pasif akış kontrol yöntemi (yarık) kullanmanın bir düşük Reynolds sayılı kanat profilininin aerodinamik karakteristikleri (direnç katsayısı, kaldırma katsayısı, yunuslama momenti) üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmaktır. Sayısal çalışma, vetere (c) dayalı Reynolds sayısının 200000 değerinde gerçekleştirilmiştir. Tasarlanan yalnızca bir yarık geometrisi kullanılmıştır. Bu, Munzur Üniversitesi'ndeki hesaplama kaynaklarının ve gerekli yazılımın yoksunluğundan kaynaklanmaktadır. Çıkış yarığı ile hücum kenarı arasındaki boyutsuz mesafe a/c=0,005, giriş yarığı ile hücum kenarı arasındaki boyutsuz mesafe b/c=0,014, giriş yarığının veter çizgisine göre açısı 15°, çıkış yarığının veter çizgisine göre açısı 90° ve giriş yarığı genişliğinin çıkış yarığı genişliğine oranı 1,56'dır. Düz kanat profiline kıyasla, mevcut yarıklı kanat yalnızca α=16° hücum açısında zaman-ortalamalı kaldırma katsayısını, , arttırmada kabiliyetlidir. Çıkış yarığında oluşturulan jet üst yüzeyde gelişen sınır tabaka ile etkileşime girmiştir. Bu da üst yüzeyden ayrılan kayma tabakalarının yeniden yarıklı kanat yüzeyine tutunmasına sebep olmuştur. Bu, kanat üst yüzeyindeki basınçta azalmaya ve artışa sebep olmuştur. Genel olarak, mevcut tasarımlı yarığa sahip kanat profili düz kanat profiline kıyasla kanat aerodinamik performansını, /, arttırmada daha az etkilidir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Türkiye'de madencilik faaliyetleri
Ayşe Ersoy
Maden, yaşamın olmazsa olmazlarındandır. Yeraltında bulunan bu elementler birçok sektörde kullanılmakla birlikte, neredeyse bütün iş kollarında vardır. Bu tezin amacı ülkemizin Osmanlı Devleti'nden beri gelen madencilik çalışmaları ile değerli topraklarımızın altında bulunan zengin cevherleri ve gelecekte bu cevherlerin ülkemize sağlayacağı katkılar hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmamız madenlerin tarih sahnesine çıkması ve kullanım alanları ile Osmanlı Devleti'nden, Cumhuriyete kadar günümüze gelen madenler hakkında bilgiler sunmaktadır. Ayrıca coğrafi bölgeler baz alınarak ülkemizde ki madenler hakkında da bilgi verilmiştir. Ülkemizdeki yer altı kaynaklarının zenginliği hakkında bilgiler verilmiştir. Yine ülkemizin madenlerinin ihracatı ve gelecekte madenlerin durumu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Maden, Madencilik, Yer Altı Kaynakları, Türkiye, Yer Altı Zenginliği, Cevher
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim20221990 sonrası Türkiye'nin Orta Asya devletleriyle olan ilişkilerinde Rusya'nın etkisi
Ergin Zaman
Orta Asya özellikle 18.yüzyıldan itibaren büyük devletlerin ilgi alanına girmeye başlamıştır. Bunun en önemli nedeni bölgenin yer altı kaynakları bakımından çok zengin olmasıdır. Bu bölge özellikle 18.yüzyıldan itibaren Rus ve Çin işgallerine maruz kalmıştır. 19.yüzyılın başlarında İngiltere ve Çarlık Rusya arasında yapılan müzakereler neticesinde bu bölge Rusların hâkimiyetine bırakılmıştır. Uzun yıllar Sovyet hâkimiyetinde kalan Orta Asya devletleri, 1991 yılında SSCB'nin dağılması ile beraber bağımsızlıklarını kazanmışlardır. Bağımsızlıklarını kazanmaları sonrası, bu devletleri ilk tanıyan, ilk elçilikler açan, ilk üst düzey ziyaretler gerçekleştiren, ilk ekonomik ve sosyal- kültürel konularda destek veren devlet Türkiye Cumhuriyeti olmuştur. Ancak bu yoğun ilişki süreci Rusya da Vladimir Putin'in devlet başkanlığıyla birlikte gerilemeye başlamış hatta bazı devletlerle durma noktasına gelmiştir. Rusya; Türkiye ile olan ezeli rekabetinde Orta Asya devletlerini her koşulda kendi yanına çekmeye zorlamıştır. Orta Asya devletleri bu durumdan her ne kadar memnun olmasa da ekonomik ve diğer çeşitli nedenlerden dolayı Rusya'yı Türkiye'ye tercih etmeye mecbur bırakılmışlardır. Fakat değişen dünya ile beraber Orta Asya devletleri de eskiden olduğu gibi Rusya'ya bağımlı kalmamak için Batı, Çin, ABD, Türkiye ve daha birçok dünya devletleri ile iletişim kurmaya, yakınlaşmaya ve işbirliği kurmaya çalışmaktadırlar. Bu tez çalışmasıyla, ana hatlarıyla Orta Asya devletleri hakkında bilgiler verilmiş, ekonomik, sosyo- kültürel yapısı, iç ve dış sorunları, yer altı, yer üstü zenginlikleri ve bağımsızlık sonrası mücadeleleri incelenmiştir. SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Orta Asya ülkelerinin kuruluş süreçleri ve uluslararası arenadaki durumu üzerinde durulmuş, özellikle 1990 sonrası Türkiye'nin Orta Asya devletleri ile olan ilişkilerinde Rusya'nın etkisinin ne denli olduğu araştırılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinde Prens Muhammed bin Selman Dönemi
Barış Canver Ağar
Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin günümüzdeki seyrinin ele alındığı bu çalışmada ikili ilişkilere konu olan sorunlar başlıklar halinde incelenmiştir. Yapılan bütün analizlerde iki ülkenin söz konusu sorunlara bakış açıları, sahip oldukları kimliksel özelliklere (devletin ve hükümetin yapısı, tarihsel geçmişi ve tarih boyunca geçirdiği dönüşümlerin dış politika icrasına yansıması vs.) temellendirilmiş ve meseleler arasındaki bağlantılar irdelenmeye çalışılmıştır. Hepsinden önce ise, yapılan analizler açısından temel dayanak noktası teşkil ettiğinden mütevellit, iki ülkenin geçtiğimiz yüzyılda geçirdiği dönüşümler ve ikili ilişkilerin aynı dönemde nasıl bir çizgide seyrettiğinin izahına ihtiyaç duyulmuştur. Sonuç olarak, Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın söz sahibi olduğu Suudi Arabistan'ın bölgesel ve Türkiye siyasetinin karakteristik özellikleri hakkında önemli sonuçlar elde edilmiş ve ikili ilişkilerin son yıllarda geçirdiği dönüşüm anlamlandırılmaya çalışılmıştır. En nihayetinde, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkilerinin hem geçmişte hem de günümüzde ekonomik çıkarlar ile kimliksel çıkarlar arasında zemin bulan çelişkilere sahne olduğu sonucuyla karşılaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Suriye bağlamında Türkiye ve Rusya ilişkileri (2010-2020)
Bahtiyar Özcan
Türkiye Rusya ilişkilerinin 2010-2020 yılları arasındaki döneminin Suriye bağlamında ele alındığı bu tezde; ilişkileri belirleyici üç aktör devletin tarihsel süreçleri okuyucuya anlatılmış ve 2010 yılına gelinen süreçte ne gibi değişimlerin hangi dinamiklerle şekillendiği belirlenmek istenilmiştir. Tarihsel süreçte ikili ilişkilerin değişiminin neden ve sonuçları anlatıldıktan sonra 2011 yılı ile birlikte Suriye'de başlayan Arap Baharı dalgasıyla birlikte iç savaşa sürüklenen bu coğrafyadaki güç dengeleri, terör örgütleri tehdidi, düzensiz göç gibi birçok etmenin Türkiye Rusya ilişkilerine getirdiği sebep ve sonuçlar analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırma yapılırken konu ile ilgili yazılmış kitaplar, dergiler, makaleler, tezler, internet kaynakları ve basının yaklaşımı gibi kaynaklar kullanılmıştır. Özellikle tezin ana temasının anlatıldığı 2010-2020 yılları arasında yaşanan gelişmeler yararlanılan kaynakların yanı sıra yerli ve yabancı basının olayları ele alış şekilleri ile anlamak ve anlatılmak istenilmiştir. Bunu yaparken de daha çok basında tirajı yüksek ve birbirlerine muhalif yazıları ile bilinen gazetelerin seçimi tercih edilmiştir. Yerel basının çok yönlü bir şekilde ele alınıp yorumlanması sonrası olaylar dış basın çerçevesinde de değerlendirilmiş ve dünyanın yaşanan olayla bakışı sorgulanarak çıkarımlar yapma gayreti içerisinde olunmuştur. Belirlenen dönemin anlatımı sonrasında çıkarım yapılırken tarihsel süreçteki ilişkilere de dayanarak ortaya tez atılmak istenmiş ve atılan tezin bundan sonraki süreçte de taraflar arasındaki ikili ilişkilerde de belirleyici unsur olacağı noktasında bir kanaate varılmıştır.
- Doktora TeziAçık Erişim2022Siraz (Capoeta umbla Heckel, 1843) balığının kültür koşullarında üreme performansı ve larval büyüme özellikleri
Abdulselam Gün
Bu tez çalışması kapsamında, tam kontrollü şartlar altında siraz (Capoeta umbla) türünde, hormonal indüksiyon yoluyla üreme performansı, yumurtaların embriyonik gelişimi, farklı besleme protokolleri uygulayarak larval büyüme özellikleri ve farklı stok yoğunluklarında yavru balıkların büyüme özellikleri çalışılmıştır. Üreme olgunluğuna gelmiş siraz anaçlarında ovulasyonu sağlamak için iki farklı indüksiyon ajanı (ovopel ve ovaprim) farklı dozlarda uygulanmıştır. İndüksiyon ajanları ovopel ve ovaprim hormonları anestezi altındaki balıklara intramüsküler olarak enjekte edilmiştir. Ovopel denemelerinde 1 kg balık başına 0,5 pelet, 1 pelet ve 1,5 pelet doz, ovaprim denemelerinde 1 kg balık başına 0,25 ml, 0,50 ml ve 0,75 ml doz ve kontrol grubunda serum fizyolojik solüsyon enjekte edilmiştir. Yaklaşık 3 gün süren latent periyot sonrası ovule dişi sayısı en fazla ovopel gruplarında tespit edilmiştir. Ovopelde doz arttıkça ovulasyon oranının yükseldiği gözlemlenmiştir. Maksimum ovulasyon oranı 1,5 pelet ovopel/balık kg doz yapılan grupta kaydedilmiştir. Sağım yöntemiyle elde edilen yumurtalar ve spermler döllenerek döllenme, gözlenme ve kuluçkadan çıkış oranları hesap edilmiştir. Döllenme, gözlenme ve kuluçkadan çıkış oranları en yüksek olan gruplar ovaprim 0,5 (%78,42 - %86,67 - %82,6) ve ovopel 1 (%78,11 - %86,33 - %81,33) olurken, en düşük oranların ovaprim 0,75 (%61,15 - %80,4 - %77) ve ovopel 0,5 (%61,71 - %79,13 - %76,88) gruplarında olduğu belirlenmiştir. Ovopel ve ovaprim hormonlarının siraz balıklarında üremeyi uyarmada etkin olarak kullanılabileceği görülmüştür. C. umbla türünde embriyonik gelişim 18-19ºC su sıcaklığında yaklaşık 144 - 146 saat sürmüştür. Yumurtadan yeni çıkan larvalar açık sarımsı bir renktedir. Besin keselerini kısmen bitirmiş larvaların, Artemia nauplii ile birlikte hazır toz yemi de aldıkları gözlemlenmiştir. 9.günde besin kesesi bitmiştir. Siraz larvalarının farklı yemleme protokollerinde büyüme ve yaşama özelliklerinin 21 gün boyunca incelendiği çalışmada, en yüksek total boy 24,04 mm ile L1 grubunda, en düşük total boy ise 17,89 mm ile L2 grubunda gerçekleşmiştir. En yüksek spesifik büyüme oranının %3,29 ile L1 grubunda, en düşük spesifik büyüme oranının ise %1,91 ile L2 grubunda olduğu tespit edilmiştir. En yüksek mortalite %3,64 ile L5 grubunda, en az mortalite %1,81 ile L4 grubunda kaydedilmiştir. Canlı yem içeren besleme protokolleri daha iyi sonuç vermiştir. 98 gün süren yavru siraz balıkların farklı stok yoğunluklarında büyüme ve yaşama özelliklerinin araştırıldığı denemede, en uzun total boyun 67,07 mm ile S1 grubunda, en düşük total boyun ise 44,91 mm ile S5 grubunda gerçekleştiği görülmüştür. Gruplar arasında en yüksek canlı ağırlık 2,819 gr ile S1 grubunda, en düşük canlı ağırlık 0,859 gr ile S5 grubunda tespit edilmiştir. En yüksek spesifik büyüme oranı %3,419 ile S1 grubunda, en az spesifik büyüme oranı ise, %2,127 ile S5 grubunda olmuştur. Gruplarda en yüksek yaşama oranının %98,75 ile S2 grubunda, en az yaşama oranlarının ise sırasıyla, %97,5 , %97,5 , %97,5 ile S1, S4 ve S5 gruplarında olduğu kaydedilmiştir. Yüksek stoklama yoğunlukları büyüme bakımından siraz yavru balıkları için dezavantajlı bulunmuştur. Sonuç olarak, elde edilen veriler siraz türünün tam kontrollü koşullar altında yetiştiricilik teknikleri uygulanarak üretiminin mümkün olduğunu göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Tau-fluvalinat'a maruz kalan Daphnia magna'da oksidatif stres düzeyinin belirlenmesi
Kübra Aydemir
Son yıllarda pestisit kullanımı ciddi oranda artmış ve bu artış pestisitlerin canlılar üzerindeki zararlı etkilerindeki artışı da beraberinde getirmiştir. Sentetik bir piretroid olan Tau-fluvalinat'ın Daphnia magna'daki oksidatif stres düzeyinin tespiti bu tez çalışmasının amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla canlı materyalini oluşturan D. magna örnekleri farklı konsantrasyonlar da pestisit içeren ortamlarda ile 24 ve 96 saat süre ile çalışılmıştır. Fluvalinat'ın oksidatif etkilerini belirlemek için süperoksit dismutaz (SOD), katalaz (KAT), Glutatyon S-transferaz (GST) enzim aktiviteleri ve Glutatyon (GSH) ve malondialdehid (MDA) düzeyleri tespit edilmiştir. SOD aktiviteleri 24 saat sonrasında C grubu hariç tüm gruplarda azalmıştır ve 96 saat sonrasında C grubu hariç tüm gruplarda artmıştır. Bu azalma 24 saat sonrasında A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05), C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05). 96 saat sonrasında ise SOD seviyesindeki artış ve azalışlar tüm gruplarda anlamlı olarak saptanmıştır (p<0.05). SOD aktivitesindeki değişimler farklı uygulama sürelerine göre kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). KAT düzeyleri kontrolle kıyaslandığında her iki grupta da 24 ve 96 saatlik uygulama süreleri sonrasında azalmıştır. (p<0.05). Bu azalış 24 saat sonrasında A ve B gruplarında istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05), C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05) C grubunda ise anlamsız olarak gözlenmiştir (p>0.05). 96 saat sonrasında ise KAT seviyesindeki azalışlar tüm gruplarda anlamlı olarak saptanmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri karşılaştırıldığında ise sadece B ve C grubundaki azalış maruz kalma süresine göre anlamlı olarak bulunmuştur (p<0.05). GSH düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). 96 saat sonrasında sadece A grubunda azalmış B ve C gruplarında artmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). GST düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır. (p<0.05). Kontrolle kıyaslandığında 96 saat sonrasında tüm gruplarda artmıştır. Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır (p>0.05). MDA düzeyleri kontrolle kıyaslandığında 24 saat sonrasında tüm gruplarda azalmıştır (p<0.05). 96 saat sonrasında sadece A grubunda azalmış B ve C gruplarında artmıştır (p<0.05). Maruz kalma süreleri kıyaslandığında ise kontrol hariç tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bir artış saptanmıştır (p<0.05). Enzim aktivitelerinin farklı konsantrasyon ve farklı uygulama sürelerine bağlı olarak değişim gösterdiği saptanmıştır. Tau-fluvalinat'a karşı D. magna dokularında SOD, KAT ve GST enzimleri ile GSH ve MDA düzeylerindeki değişikliklerin yararlı birer biyobelirteç olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Bir şehrin markalaşması ve pazarlama süreci Çankırı ili örneği
Murat Göktepe
Şehirler; yerleşim yerleri olmalarının yanı sıra toplumların yaşam biçimini de şekil vermişler ve günümüzde önemlerini fazlasıyla arttırmışlardır. Şehir yöneticilerinin ilk amaçları; daha fazla yaşam, iş alanına sahip olmak, daha çok gelir elde ederek refah düzeyini daha da yükseltmek olmuştur. Bir şehrin refah düzeyini yükselterek, daha yaşanılır bir şehir haline getirebilmek demek; daha fazla üretici, yatırımcı, ziyaretçi ve yerleşimci anlamına gelmektedir. Mevcut zaman içerisinde şehirler; dünya üzerindeki diğer şehirlerle, kendilerini rekabet eder durumda bulmaktadırlar. Şehirler küresel rekabet sebebiyle turizm gelirlerini artırmak, , nitelikli insanları şehirde yaşamaya teşvik etmek, yatırımcıları şehre çekmek gibi hedeflere erişebilmek için, pazarlama-markalama teknik ve yöntemlerini benimsemeye ve kullanmaya başlamışlardır. Bu araştırma; Çankırı'ya farklı illerden öğrenime gelen öğrencilerin, Çankırı ilinin şehir markası ve imajının, farklı bakış açısıyla incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kentin marka ve imajının öğrencilerin betimsel özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını öğrenmek de araştırmanın bir diğer amacıdır. Belirlenen bu hedef doğrultusunda oluşturulan anket formları; Çankırı'da eğitim öğretim veren Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde 2020-2021 eğitim öğretim yılında, eğitim öğretim gören fakat memleketi ve ikameti Çankırı dışından olan 370 öğrenci dâhilinde gerçekleştirilmiştir. Anketten elde edilen verilerin analiz edilmiştir. Öğrencilerin betimleyici özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzde analizi, Çankırı ilinin imajı ve şehir markasına ilişkin algılarını belirlemek için standart sapma ve ortalama istatistikleri kullanılmıştır. Hipotezlerin test aşamasında t testi, tek yönlü ANOVA ve Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; Çankırı kentinin marka ve imajı öğrencilere göre orta düzeyde (kararsız), Çankırı kentini en çok temsil eden kavramlar; Çankırı'nın tarım şehri olduğu, sonrasında ise iş ve ticaret şehri ile yaşanabilir şehir olmasıdır. Çankırı denilince akla gelen ilk üç kelime ise; kaya tuzu, Ilgaz Dağı ve yaran kültürü olmuştur. Öğrencilerin cinsiyetlerine ve Çankırı hakkındaki bilgilerinin kaynaklarına göre şehir markası ve imajı algılarında değişiklik olmayıp, yaşlarına, Çankırı'da yaşama sürelerine ve ailelerinin ikamet ettikleri bölgelere göre Çankırı ilinin şehir markası ve imajı algılarında farklılıklar olduğu görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Evaluation of physician-patient communication in terms of quality and factors affecting communication in healthcare organizations
Gülşah Bulut
Hekim ve hasta arasındaki iletişim hasta bakımının çok önemli bir bileşenidir. İyi bir hekim-hasta iletişimi, artan hasta memnuniyeti, gelişmiş hekim-hasta ilişkisi, azaltılmış riskler ve davalar gibi sağlık sonuçlarının çeşitli yönleri üzerinde birçok olumlu etkiye sahiptir. Halk arasında tıp mesleğine olan güvensizliğin artması, artan şikayetler, hekimlere yönelik yanlış uygulama iddiaları ve doktorlar ile hastalar arasındaki çatışma vakaları, iyi bir hekim-hasta iletişiminin önemini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Elazığ il merkezindeki kamu hastanelerinde çalışan hekim ile hasta arasındaki iletişimin niteliğini ortaya koymak, iletişimi etkileyen faktörleri saptamak ve çözüm önerileri sunmak amacıyla hazırlanmıştır. Belirlenen amaç doğrultusunda bu çalışmanın örneklemi, Elazığ il merkezinde bulunan kamu hastanelerinde çalışan 127 doktor ve 255 hasta bireylerle sınırlandırılmıştır. Bu araştırmada hekim ve hastalara yönelik olarak, İş (2019) tarafından geliştirilen ''Hekim-Hasta İletişimi anketi'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, hekimlerin %27'si hasta ile iletişim kurarken zorlandığını, %32.2'sinin hasta ve hekim arasındaki iletişimin yeterli olmadığını, %44.1'inin hasta ile iletişim kurarken olumsuzluk yaşayacağını düşündüğünü, %60'i hekimlerin içinde bulunduğu ortamın hasta ve hasta yakınları tarafında anlaşılmadığını, %76.2'sinin hasta ve hasta yakınları tarafından haksız yere suçlandığını, %42.5'inin ekonomik şartlardan dolayı iletişim problemleri yaşadıklarını, %83.4'ünün hasta ile iletişim kurmada çalışma ortamının engel olduğunu ve %50.3'ünün ise iletişimle ilgili seminer ve konferansın düzenlenmediğini belirtmişlerdir. Hastaların %73.0'ının hekimlerin isimle hitap etmesinin iletişim açısından önemli olduğunu, %32.1'i hekimlerin hastalarla etkili bir iletişim kurmadıklarını, %27.1'i hekimlere anlaşılır bir dille konuşmadıklarını, %14.5'inin hekimlere karşı olumsuz bir düşünceye sahip olduklarını, %52.9'u hekimlerin bazı hastalara ayrıcalıklı davrandıklarını, %22.8'i hekimlerin hastalarına karşı iyi davranmadığını belirtirken, %37.2'si hekimlerin tedavi süreci hakkında yeterli bilgi vermedikleri, %22'si hekimlerin hastalarla karşı yeterli saygıyı göstermediklerini, %24,3'ü hekimlerin hastalara değer vermediğini, %26,3'ü hekimlerin hastalara karşı güler yüzlü olmadığını, %45.6'sı ise hekim muayeneleri için ayrılan süreyi yeterli bulmadıklarını belirtmişlerdir. Sonuç olarak hekim-hasta ilişkisinde çift yönlü bir iletişimin olduğu, hasta açısından hekimlerden, hastaya ilgi, güven, zaman ayırma, bilgilendirme ve iyi bir iletişim becerisi beklediklerini, hekimler açısından ise hasta ve hasta yakınlarından hastalığı iyileştirme sürecinin uzun ve kapsamlı bir süreç olduğunu ancak zaman ve imkanlarla sağlanabilirliğinin bilinmesi gerekliliğini belirtmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Hasta, Hekim, İletişim, İletişim Engelleyen Faktörler
- Doktora TeziAçık Erişim2022Van gölü inci kefali (Alburnus tarichi Güldenstädt, 1814)'nin hidroakustik izleme modelinin oluşturulması ve stok analizi
Ferhat Demirol
Çalışma kapsamında Van Gölü ticari balıkçılığına ait son 4 yılın balıkçılığa bağlı ve balıkçılıktan bağımsız verileri toplanmış ve 2020 yılının Ekim ayında Van Gölü'nde ilk kez uygulanan ve gölün tamamının tarandığı kapsamlı bir hidroakustik sörvey gerçekleştirilmiştir. Akustik verilerin toplanmasında 1 adet splitbeam transduser (Simrad ES 120-7C) ile donatılmış 120 kHz frekanslı Simrad EY60 marka taşınabilir bilimsel yankısayar (echosounder) kullanılmıştır. Sörvey deseni, aralarındaki mesafenin 2,28 nmi olduğu toplam 25 paralel hat şeklindedir. 10 gün süren sörvey esnasında toplam 540 nmi'lik akustik veri toplanmıştır. Hidroakustik sörveyin paralelinde gölde EN 14757 standardı galsama ağlarıyla biyolojik örneklemeler de yapılmıştır. Örneklenen balıkların total boyları; 7,5-25,5 cm, akustik hedef büyüklükleri (TS); -60,54 ile -46,92 dB aralığındadır. Ortalama toplam boy= 18,12 cm, ortalama vücut ağırlığı= 50,93 g ve ortalama TS= -49,99 dB olarak hesaplanmıştır. Sohbahar mevsiminde balıkların Erciş bölgesini neredeyse tamamen terk etmiş oldukları, Van Körfezi, Tatvan Baseni ve Adilcevaz-Ahlat bölgelerinde yoğun olarak bulundukları tespit edilmiştir. Balıkların vertikal dağılımını göldeki sıcaklık tabakalaşmasının doğrudan etkilediği ve buna bağlı olarak inci kefali sürülerinin sonbahar mevsimi itibariyle termoklinin hemen üzerinde bulundukları (18-25 m) ve daha derine inmedikleri gözlemlenmiştir. Gölde toplanan akustik verilerin analizinde, "batimetrik" ve "Geoİstatistiksel" olmak üzere iki farklı yaklaşım kullanılarak balık biyokütlesi hesaplanmıştır. Van Gölü'ndeki inci kefali biyokütlesi batimetrik yaklaşıma göre 17.513 ton; Geoİstatistiksel yaklaşıma göre ise 16.200 ton olmak üzere birbirine oldukça yakın bulunmuştur. Hidroakustik metodun yanında stok değerlendirmede "Yaşa dayalı kohort analizi" metodu kullanılmış olup göldeki toplam balık miktarı yaklaşık 579 milyon adet, biyokütle ise 21.919 ton olarak tahmin edilmiştir. Populasyon için balıkçılık ölüm oranı (F) 0,38; toplam ölüm oranı (Z); 0,58 ve sömürülme oranı (E); 0,657 olarak hesaplanmıştır. Van Gölü inci kefali popülasyonunun %54,6 dişi, %45,4 erkek bireylerden oluştuğu ve ♀:♂ oranının 1,20:1 olduğu hesaplanmıştır. Popülasyonun 0 ile 7 yaş aralığındaki bireylerden oluştuğu tespit edilmiş olup yaş sınıflarının ortalama total boyları 0 yaş gurubundan başlamak üzere sırasıyla: 7,95; 14,37; 18,92; 21,96; 23,14; 23,97; 24,65; 25,60 cm ortalama ağırlıkları ise yine sırasıyla: 3,38; 22,37; 54,98; 89,07; 105,87; 120,42; 132,02 ve 154,75 g olarak hesaplanmıştır. Total-boy ile ağırlık arasındaki ilişki incelenmiş olup aralarında W= 0,0033TL3,3044 şeklinde üssel bir ilişki olduğu hesaplanmıştır ve bu ilişkiye ait regresyon katsayısı (R2); 0,969 olarak bulunmuştur. Populasyonun geneli için Fulton kondisyon faktörü; 0,790, L∞; 25,9937 cm, Kbrody; 0,4674 yıl-1, t0; -0,7713 yıl, W∞; 156,1708 g; Von Bertalanffy boyca büyüme denklemi Lt=25,9937[1-e(-0,4674(t+0,7713))]; ağırlıkça büyüme denklemi ise Wt= 156,244[1-e(-0,4674(t+0,7713))]3,3044 olarak hesaplanmıştır. Van Gölü'nde aktif olarak 118 teknenin avcılık yaptığı ve tekne başına ortalama 3500-4500 m uzatma ağı kullanıldığı hesaplanmıştır. Tekne başına sezonluk ortalama 45,8 ton balık avlandığı, toplamda ise son 4 sezonun (2017-2021) ortalaması olarak yıllık 5400 ton balık avlandığı belirlenmiştir. İleriye dönük öngörülerin oluşturulmasında "Yaşa dayalı Thompson ve Bell" modeli kullanılarak yapılan analizde gölde en yüksek ürünü av gücünü %40 oranında azaltarak almanın mümkün olduğu görülse de mevcut filo ve av araçlarıyla 0 ve I yaş kohortlarının tamamen, II yaş kohortunun ise kısmen sömürülmüyor olması nedeniyle stokun aşırı avlanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Covid-19 salgınının tüketici satın alma davranışı üzerine etkisinin incelenmesi: Perakende sektöründe bir uygulama
Serap Sabancı
Covid-19 pandemisi genel olarak hayvan kaynaklı olduğu bilinen koronavirüsü grubunun mutasyon geçirerek ölümcül/bulaşıcı hal alması olarak ifade edilmektedir. 21. Yüzyılda bu koronavirüs ailesinin farklı mutasyonları sonucu MERS-CoV ve SARS-CoV gibi vakaları bilinmektedir. Mevcut çalışmanın ana amacı yerel bir marketten COVİD-19 pandemisi öncesi ve sonrası 16 günlük farklı ürün gruplarında müşteri memnuniyetin incelenmesi olarak belirlenmiştir. Bu nedenle Covid-19 vakası öncesi ve sonrası 16 günlük ürün gruplarının toplam dağılımı müşteri başına kg/adet bazında değerlendirilmesi tek yönlü varyans analizi kullanılmış ve güven aralığı %95 olarak alınmıştır. Covid 19 vakası ilan edildikten sonra müşteri 16 gün önce toplam müşteri sayısı 70360 adet iken vakanın duyurulduğu tarih itibari ile 16 günlük toplam müşteri sayısı toplam 34507 adet olarak tespit edilmiştir. Özellikle farklı ürün grupları için pandemi sonrası genel dağılım azaldığı belirlense de genellikle pandemi duyurulmasından sonra kişi başına düşen kg/adet bazında ciddi artışlar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca pandemi öncesi ve sonrası tüm ürün grupları için hem toplamda hem kişi başına kg/adet bazında istatistiksel olarak farklı olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak farklı ürün grupları için müşteri talebi Covid 19 pandemisine bağlı olarak değiştiği belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Hafif metal alaşımlara (Al-Si-Cu-Ni-Mg) farklı oranlarda zirkonyum (Zr) ilavesinin mikroyapı ve mekanik özelliklerine etkisinin incelenmesi
Mehmet Gök
Birçok alanda kullanım imkanı sağlayan Alüminyum alaşımlarının yapısal ve mekanik özelliklerini daha iyi hale getirmek için yaptığımız bu çalışmada; sünek bir malzeme olan Al alaşımına farklı oranlarda Zirkonyum ilave ederek daha güçlü bir malzeme elde etmeyi amaçladık. Zirkonyum elementinin alaşım bir malzemeye sertleştiricilik kazandırarak mukavemetinin artmasına, bağ yapılarında mükemmel uyum sağlayarak alaşım elementi olarak eklenebilir olması, ergime sıcaklığının yükselmesine katkı sağlaması bu elementin farklı sektörlerde kullanılması sonucu insan hayatını kolaylaştırmada referans bir model olacaktır. Tezimizde Alüminyum esaslı Si-Cu-Ni-Mg takviyeli alaşım bir malzemeye Zirkonyum (Zr) elementinin farklı oranlardaki takviyesiyle toz metalurjisinde preslenerek, vakumlu ark egitme yöntemiyle dökerek (4 faklı numune olması şartıyla birincisi %81 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg), (ikincisi %80 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg, % 1 Zr), (üçüncüsü %79.5 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg, %1.5 Zr), (dördüncüsü %79 Al, %12 Si, %4 Cu, %2 Ni, %1 Mg, %2 Zr) oluşturulan Al-Si-Cu-Ni-Mg-Zr alaşımının üzerindeki mikroyapı ve mekanik özelliklerine etkisini inceledik.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Yüzme sporunun öğrencilerin sosyalleşmesi üzerindeki etkisine dair veli görüşleri
İrem Kaya
Çalışmanın amacı; yüzme sporunun öğrencilerin sosyalleşmesi üzerindeki etkisine dair veli görüşleri belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda Diyarbakır ilinde yüzme spor eğitimi alan 779 öğrenci yaşları 7-11 aralığında olan 208 çocuk velisi örneklem grubunu oluşturmaktadır. Bu araştırma betimsel tarama modeli ile yapılmıştır. Bu çalışmanın verileri için "Beden Eğitimi Dersinin Sosyalleşmeye Etkisi Anketi" kullanılmıştır. Verilerin analizi, SPSS 22 programı kullanılarak %95 güven aralığında istatistiksel analiz yapılmıştır. Sonuç olarak gerek literatürde daha önce yapılan çalışmalar gerekse bu araştırma sonucunda elde edilen veriler değerlendirildiğinde birçok spor dalında olduğu gibi yüzme sporunun da çocuklara sosyal ve bilişsel katkılar sağladığı, çocukların düzenli ve uyumlu bir yaşam sürmesinde etkili olduğu, aile ve çevre iletişimini olumlu yönde geliştirdiği, mücadele ruhunu aşıladığı, rakibi tebrik etme duygusunu kazandırdığı, aynı zamanda takım arkadaşlarıyla kolektif yaşam becerisini kazandırdığı, kazanmanın hazzını ve kaybetmenin üzüntüsünü hissettirdiği bir spor dalı olduğu veli görüşlerine göre belirlenmiştir. Sonuç itibariyle çocukların yüzme sporuyla daha fazla sosyalleştiği ve yaşamına olumlu katkılar sağladığı görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Çeşitli derin ötektik sıvılarda elektrokimyasal analiz yöntemi ile katkı kimyasallarının etkisinin çinko ve nikel metalleri için incelenmesi
Mücahit Oflaz
Bu tez çalışmasında derin ötektik sıvı (DES) kullanılarak saf nikel ve çinko kaplamaları üretilmiş olup, üretilen saf kaplamalar katkı kimyasalı ile üretilen nikel ve çinko kaplamalar ile karşılaştırılarak fiziksel ve morfolojik özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu tez çalışmasında temel amaç saf nikel ve çinko kaplamaların fiziksel ve morfolojik özelliklerini kaplama banyolarına eklenen katkı kimyasallarının pozitif etkisi ile iyileştirmektir. Tez çalışmasında kaplama işleminin gerçekleşeceği 50mL'lik beherler içerisinde iki ana DES hazırlanmıştır. Birincisi ikili bileşim komponent karışımı ile oluşturulan, molar olarak 1:4 karışımından meydana gelen ZnCl2:EG ve ikincisi üçlü komponent karışımı ile hazırlanan molar olarak 1:4:0,4 karışımından meydana gelen ChCl:EG:NiCl26H2O DES çözeltisidir. Üretilen DES'lerin içerisine potasyum hidrojen tartarat (PHT), sodyum sitrat tribazik (SCT) ve amonyum klorür (NH4Cl) katkı maddeleri eklenerek toplamda sekiz adet DES üretilmiş olup üretilen DES'lerin iletkenlik ve pH gibi fiziksel özellikleri incelendi. Elektrokimyasal özelliklerinin incelenmesinde dönüşümlü voltametri ve kronoamperometri teknikleri kullanıldı. Her iki teknikte de analizler üç elektrotlu sistem kullanılarak gerçekleştirildi. Fiziksel ve elektrokimyasal özellikleri incelenen DES çözeltilerini kullanılarak yumuşak çelik üzerine çinko ve nikel kaplaması yapıldı. Elde edilen kaplamaların yüzey pürüzlülük ve kalınlık ölçümü, sertlik ölçümü, SEM-EDS analizi ve XRD analizleri yapıldı. Yapılan analizler sonrasında katkı maddeleri eklenerek yapılan kaplamaların katkı kimyasalı içermeyen sistemler sistemler ile karşılaştırması yapılarak incelendi. Yapılan analizler sonucunda elde edilen verilere göre NH₄Cl katkı kimyasalının kaplamanın sertliğini, kalınlığını ve pürüzlülüğü arttırdığı, tane yönlenmelerini ve boyutunu değiştirdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak bu tez çalışmasında kullanılan tüm katkı maddelerinin kaplama özellikleri incelenerek kaplama yapısına avantaj ve dezavantaj sağlayan özellikleri verilmiştir
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2022Ernst Eduard Hirsch'in ticaret hukukuna katkıları ve Türk Ticaret Hukukuna etkilerinin incelenmesi
Murat Bankur
Günümüzde, Türkiye'nin mali sistemi, Ticari sistemi, sosyalleşme ve küreselleşmeye uyumu gerektiren pek çok kanunun temelleri cumhuriyetin ilk yıllarında atılmıştır. Genç Cumhuriyet bu kanunların hazırlanmasında özellikle Avrupa devletlerinin kanunları incelemesi ve Türkiye'ye uyarlamasının önünde tarihsel ve yapısal pek çok engeller bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında ve özellikle Almanya'da savaş karşıtı pek çok akademisyen ülkelerinden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Bunlardan en önemlilerinden biride akademiysen Prof. Hirsch'tür. Hirsch Atatürk tarafından Türkiye'ye davet edilmiştir. Alanındaki en iyi Ticaret Hukuku akademisyenlerindendir. Prof. Hirsch Türkiye'ye çok çabuk adapte olmuş ve kısa sürede Türkçeyi öğrenmiştir. Yeni Cumhuriyetin sosyal, siyasal ve sosyal hayatı ile hukuk düzenine ilişkin çalışmalarıyla öne çıkmıştır. Cumhuriyet rejiminin gereklerini karşılayacak üniversitelerin kurulmasına, Türk bilim adamlarının yetiştirilmesine ve özellikle hukuk eğitiminin inşasına da ışık tutmaktadır. Türkiye'de tarım ve sanayinin gelişmesi ve gerekli altyapının inşası için görevler üstlenmişler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yürüttüğü tarım ve sanayi politika ve faaliyetlerin yurtdışında tanıtılması için çalışmışlardır. Prof. Hirsch, modern Türk hukuk sisteminin kurulması ve geliştirilmesi için birçok projede yer almış ve birçok yasa tasarısı hazırlamıştır. Türkiye'nin demografik yapısı, siyasi durumu, üniversite reformu, Özdil hareketi ve Soyadı Kanunu gibi Atatürk devrimlerinin etkinliği üzerine yapılan çalışmalara öncülük etmiştir. Türk hukuk sisteminin gelişmesine yaptığı katkıların başında 1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlanması gelmektedir. Bu kanun 2011 yılına kadar yürürlüğe kalmıştır. Türk fikir ürünlerinin şekillenmesinde etkili olan 1951 Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Marka Patent, Sanayi ve Faydalı Modeller Kanunu ve 1946 Üniversiteler Kanunu'nun hazırlanmasında da Hirsch'in büyük katkıları olmuştur. Sonuç olarak maliye ve Dış ticaret ile ilgili en önemli sorunlardan birisi olan gelirlerinin azlığı, gelir kaynaklarının sağlanmayışının önündeki engelleri belirlemesi günümüze kadar varlığını koruyan konular arasında olduğu belirtmek mümkündür.
















